Ve'aleyhâ ve'alâ-lfulki tuhmelûn(e)
Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.
Hem onlara ve hem gemiye yüklenirsiniz.
Bu ayet, Allah'ın insanlara sunduğu nimetlerden biri olan taşıma araçlarını, özellikle hayvanları ve gemileri vurgulamaktadır. Ayet, bu araçlar vasıtasıyla insanların bir yerden başka bir yere intikal etmesini sağlayan ilahi kudreti ve lütfu dile getirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'alâ' edatının 'üstünlük, yücelik ve bir şeyin üzerinde bulunma' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'aleyhâ' ifadesi, hayvanların sırtının insanlar için bir taşıma yüzeyi olarak kullanılmasına vurgu yapar, bu da Allah'ın insanlara bahşettiği bir kolaylıktır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'alâ' edatının bazen 'bi' (ile) anlamında kullanılabileceğini belirtse de, bu ayetteki 'aleyhâ' ifadesinin doğrudan 'üzerinde' anlamını taşıdığını ve hayvanların insanları taşıma işlevini açıkça ifade ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fülk' kelimesinin hem tekil hem çoğul olarak kullanıldığını ve 'denizde yüzen gemi' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın insanlara denizde seyahat etmeleri için verdiği bir nimet olarak gemileri işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'fülk' kelimesinin Kur'an'da genellikle gemi anlamında kullanıldığını ve bu ayette de insanların deniz yolculuklarında kullandıkları taşıtları ifade ettiğini açıklar. Bu, Allah'ın insanlara karada ve denizde hareket imkanı sağlamasının bir göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'fülk' kelimesinin genellikle Allah'ın kudretinin ve lütfunun bir işareti olarak sunulduğunu belirtir. İnsanların gemilerle seyahat edebilmesi, Allah'ın evrendeki düzeninin ve insanlara sağladığı imkanların bir parçasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'haml' kökünün 'bir şeyi taşımak, yüklenmek' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Tuhmelûne' fiili, pasif formda olup, insanların başkaları tarafından (burada hayvanlar ve gemiler tarafından) taşındığını, yani bu taşıma eyleminin Allah'ın bir lütfu olarak gerçekleştiğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'haml' fiilinin Kur'an'da hem maddi hem manevi yükleri taşımak için kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'tuhmelûne' fiili, insanların fiziksel olarak bir yerden başka bir yere nakledilmesini, yani seyahat etme imkanını anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'haml' kökünün Kur'an'daki kullanımlarının genellikle bir sorumluluğu veya bir yükü üstlenmeyi ifade ettiğini belirtir. Ancak bu ayetteki 'tuhmelûne' fiili, pasif yapısıyla, insanların bu taşıma eyleminin nesnesi olduğunu, yani Allah'ın onlara bu imkanı sunduğunu gösterir.
Mü'minûn Sûresi
Bu âyet, mânevî yolculuğun iki temel aşamasını ve vâsıtasını bildirir.
"Aleyha" (Onların, yâni hayvanların üzerinde): Bu, "kara yolculuğunu" temsîl eder. Bu yolculuk, kişinin kendi kendi nefsi ve bedeni "üzerinde", sırât-ı müstakîm üzere yaptığı yolculuktur. Sâlikin, riyâzet, mücâhede ve tefekkürle nefsini terbiye ederek Hakk'a doğru ilerlemesidir. Nefs, bu yolculukta hem binektir hem de en büyük engeldir. Onu kontrol edebilen, yoluna devâm eder.
"Alel fulki" (Gemiler üzerinde): Bu ise "deniz yolculuğunu" temsîl eder. Hayvânların üzerinde yapılan yolculuk kişiyi ilâhî ilim deryâsının kıyısına kadar getirir, ancak daha ileriye götürmez. Kara hayvânlarının sırtına binerek yâni kendi zâhirî amellerine güvenerek o deryâda ilerlemeye çalışan, suda boğulur.
Deryâya açılmak, yâni madde âleminden ma'nâ âlemine geçebilmek için vâsıta değiştirmek gerekir. Ma'nâ âleminde yapılacak olan seyrin vâsıtası "fulk" yâni "Hakîkat-i Muhammedî gemisi"dir. Bu geminin kaptanı sâlikin götürücüsü olan mürşid-i kâmil'dir. Gemiye binerken, bizi oraya kadar getirmiş olan hayvânlar arkada bırakılmaz (nefs, ameller ve şerîat ahkâmı terk edilmez), onlar da terbiye edilmiş olarak gemiye bindirilir, birlikte seyr edilir.
Enfüsî mânada; Terzi Baba'nın birçok kitabında ifâde edildiği gibi, gemiden kasıt, kişinin levhâ ve çivilerden yapılmış bedeni ve kaptandan kasıt Hakîkat-i Muhammediyye'ye uyum sağlamaya çalışan aklıdır.
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ
~ ~ ~
Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî fe kâle yâ kavmi' budullâhe mâ lekum min ilâhin gayruh, e fe lâ tettekûn.
Andolsun, biz Nûh'u kavmine gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allâh'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur. Hâlâ sakınmaz mısınız?"