İçeriğe atla
Mü'minûn 25Cüz 18 · Sayfa 343

Mü'minûn Sûresi 25. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

İn huve illâ raculun bihi cinnetun feterabbesû bihi hattâ hîn(in)

"Bu, ancak cinnet getirmiş bir adamdır. Öyle ise bir müddet onu gözetleyiniz."

Mü'minûn Sûresi

"İn huve illâ raculun bihî cinneh" (Bu, ancak cinnet getirmiş bir adamdır): "Cinnet" kelimesi "örtmek, gizlemek" anlamındaki "c-n-n" kökünden gelir. Aynı kökten gelen cenin anne karnında gizlidir, cin gözlerden gizlidir, cennet ağaçlarla örtülüdür. Bu durumda "bihî cinneh" (onda cinnet var) ifâdesi, bâtıni bir okumayla, "Onun aklı, bizim anlayamadığımız bir âlem tarafından örtülmüştür" anlamına gelir. İnkârcı nefs, bu örtünün "ilâhî hakîkat" olduğunu idrâk edemez ve onu basit bir "delilik" olarak isimlendirir. Onlar, Nûh'un gaybe olan îmânını, aklının "görünenle" (şehâdet) bağının kopması olarak yorumlarlar.

Bu yakıştırma târih boyunca birçok peygambere yapılmıştır. Nitekim, Zâriyat Sûresi 51/52 âyetinde meâlen buyrulur: "Onlardan öncekilere de hiçbir peygamber gelmedi ki, 'O bir büyücüdür' yâhût 'bir delidir' demiş olmasınlar." Peygamberler ve İnsân-ı Kâmiller birer ayna gibidirler. Onlara bakanlar bu aynalarda kendi mânevî hâllerini görürler. Bu sebeple, kâfirlerin Nûh (a.s.)'a "cinnet getirmiş" demesi onların kendilerindeki "cinnet" yâni akl-ı cüz'leriyle kayıtlanıp akl-ı küll'ü inkâr etme hâlinin açık ispâtıdır.

"Fe terabbasû bihî hattâ hîn" (Öyle ise bir müddet onu gözetleyiniz): Kavminin kâfirleri, Nûh (a.s.)'daki ruhânî hâllerin zaman içinde kaybolacağı yâhut dâvetinde başarısız olup vazgeçeceği ümidiyle beklemeye geçmiştiler. Halbuki onlar farkında olmadan başlarına gelecek olan büyük tûfanı beklemekteydiler.


Âyet 26

قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ

~ ~ ~
Kâle rabbinsurnî bimâ kezzebûn.

"Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!" dedi.