İnne fî żâlike leâyâtin ve-in kunnâ lemubtelîn(e)
Şüphesiz bu olayda ibretler vardır. Biz gerçekten (kullarımızı) imtihan ederiz.
Şüphesiz bunda sizin için birtakım ibretler vardır. Çünkü biz, kullarımızı böyle denemişizdir.
Bu ayet, Allah'ın yaratılışındaki işaretlerin (âyât) önemini vurgularken, aynı zamanda insanlığın sürekli bir imtihan (mübtelîn) halinde olduğunu belirtir. Ayet, ilahi kudretin delillerini ve insanın bu dünya hayatındaki sınanma sürecini dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âyet' kelimesinin asıl anlamının 'açık alamet' olduğunu belirtir. Kur'an'da ise Allah'ın varlığına ve kudretine delalet eden her şeye 'âyet' denildiğini ifade eder. Bu ayetteki 'âyât' kelimesi, önceki ayetlerde bahsedilen yaratılış mucizelerine ve kıssalara atıfta bulunarak, bunların ibret alınması gereken açık deliller olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'âyât' kelimesini 'işaretler' ve 'alametler' olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın kudretini gösteren ve üzerinde düşünülmesi gereken açık deliller olduğunu belirtir. Bu deliller, insanları doğru yola iletmek için birer rehber niteliğindedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'âyet' kavramının Kur'an'daki temel anlamlarından birinin 'Allah'ın varlığının ve gücünün kanıtı' olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'âyât', sadece birer işaret olmakla kalmayıp, aynı zamanda insanı Allah'a yönelten, O'nun kudretini idrak etmeye sevk eden derin anlamlar taşıyan delillerdir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kâne' fiilinin sadece geçmiş zamanı değil, aynı zamanda süreklilik ve devamlılık ifade edebileceğini belirtir. Bu ayetteki 'künnâ', Allah'ın insanları sürekli olarak denemekte olduğunu, bunun geçmişten günümüze süregelen bir ilahi yasa olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kâne' fiilinin bazen 'oldu' anlamının yanı sıra 'vardı' veya 'devamlı olarak vardı' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'künnâ', Allah'ın insanları denemesinin geçici bir durum değil, yaratılışın bir parçası olarak sürekli var olan bir gerçeklik olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'belâ' kelimesinin 'denemek, sınamak' anlamına geldiğini ve genellikle hayır veya şer ile yapılan imtihanları kapsadığını belirtir. Ayetteki 'mübtelîn' kelimesi, Allah'ın insanları dünya hayatında çeşitli zorluklar, nimetler ve olaylarla sınayan olduğunu, bu sınamanın bir hikmeti olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'belâ' kökünün 'bir şeyi denemek, onun iç yüzünü ortaya çıkarmak' anlamını taşıdığını ifade eder. 'Mübtelîn' kelimesi, Allah'ın insanları sınayarak onların imanlarını, sabırlarını ve şükürlerini ortaya çıkardığını, böylece kimin doğru yolda olduğunu belirlediğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'belâ' kavramının Kur'an'da hem olumlu (nimetle sınama) hem de olumsuz (musibetle sınama) anlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'mübtelîn', Allah'ın insanları genel olarak hayatın her alanında, iyi ve kötü durumlarla sınayan olduğunu, bu sınamanın insanı olgunlaştırma ve ahiret için hazırlama amacı taşıdığını ifade eder.
Mü'minûn Sûresi
"İnne fî zâlike le-âyâtin" (Şüphesiz bunda nice âyetler vardır): "Âyet", "işâret" demektir. Nûh kıssasında tefekkür edenler için ilâhî hakîkatlere dâir nice işâretler vardır. Yukarıda, bir kısmı özet olarak îzâh edilmeye çalışılmıştır.
"İn kunnâ le mubtelîn" (Biz gerçekten (kullarımızı) imtihân etmekteyiz): "İbtilâ", "imtihân, deneme" demektir; bir şeyin iç yüzünü, özünü ortaya çıkarmak için onu işlemden geçirmek anlamına gelir; tıpkı altının saflığını anlamak için onu ateşe tutmak gibi.
Her insânın ilm-i ilâhî'de bir özü ve hakîkati (ayn-ı sâbi-tesi) vardır. Kiminde "Sabûr" isminin, kiminde ise "Cebbâr" isminin hükmü baskındır. "İbtilâ", bu hakîkatlerin, imtihânlar vasıtasıyla fiiliyata dönüşmesi, zuhûr etmesi, müşâhedeye gelmesi sürecidir. Nitekim, Muhammed Sûresi 47/31 âyetinde şöyle buyrulur: "Ve le nebluvennekum hattâ na’lemel mucâhidîne minkum ves sâbirîne" (Andolsun sizi imtihân edeceğiz. Tâ ki içinizden mücâhidleri ve sabr-u sebât edenleri bilelim.) Tûfan, bir imtihândı. Bu imtihân, Nûh kavminin fıtratında gizli olan "küfür ve inat" hakîkatini fiiliyata çıkardı. Aynı za-manda Nûh (a.s.)'ın fıtratındaki "sabır ve teslîmiyet" hakîka-tini de ortaya çıkardı.
Dolayısıyla "Biz imtihân etmekteyiz" ifâdesinin bâtınî ma'nâsı şudur: "Biz, her bir varlığın ilmimizdeki sâbit hakîkati ne ise, onu dış dünyâda bir fiil olarak açığa çıkarırız." Bu açığa çıkarma işlemine "imtihân" denir. İmtihân, Allâh'ın kulunu tanıması için değil, kulun kendi hakîkatini bilmesi ve bu hakîkatin âlemde bir sûret olarak belirmesi ve şâhit olunması içindir.
ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْناً اٰخَر۪ينَۚ
~ ~ ~
Summe enşe'nâ min ba'dihim karnen âharîn.
Sonra onların ardından başka bir nesil inşâ ettik.