İçeriğe atla
Mü'minûn 32Cüz 18 · Sayfa 344

Mü'minûn Sûresi 32. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Feerselnâ fîhim rasûlen minhum eni-'budû(A)llâhe mâ lekum min ilâhin ġayruh(u)(s) efelâ tettekûn(e)

Onlara, kendilerinden, "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur, hala O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" diye öğüt veren bir peygamber gönderdik.

Mü'minûn Sûresi

"Fe erselnâ fîhim rasûlen minhum" (Onlara kendi içlerinden bir resûl gönderdik): Zâhiren, o kavmin kendi dilini konuşan, âdetlerini bilen, onlardan biri olup içlerinde yaşayan bir resûl gelmesidir. Enfüsî yönden, kişinin kendi özünden, hakîkatinden, gönlünden (veya mürşîdinden) gelen "Hakk'ın sesi"dir.

"A'budûllâhe" (Allâh'a kulluk edin): Allâh'a kulluk etmek zâhiren O'nun emir ve yasaklarına riâyet etmektir. Bâtınen ise beşerî benlik vehmîni terk ederek O'nun Zâtî zuhûr mahalli ve gerçek ma'nâda halîfesi olmaktır.

"Mâ lekum min ilâhin gayruh" (Sizin O'ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur): Sizin ilâhlaştırıp da vehmen Allâh'ın yerine koyduğunuz makam hırsı, mal sevgisi, şöhret arzusu, şehvet gibi sahte dayanaklar, sizler için gerçek bir sığınak değildir. Varlık âleminde gördüğünüz ve gönlünüzü bağladığınız her ne varsa, Hakk'ın tecellîsinden ibârettir. Onlara Hakk'tan bağımsız bir varlık, güç veya irâde atfetmek gizli şirktir.

Burada bir başka yönden, "rabb-ı hâsslara değil rabb'ül erbâb olan Allâh'a kulluk edin" buyrulmaktadır. Nitekim, Yûsuf Sûresi 12/39 âyetinde şöyle bildirilmiştir: "Yâ sâhibeyis sicni e erbâbun muteferrikûne hayrun emillâhul vâhıdul kahhâr" (Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı rabler mi daha hayırlıdır, yoksa Vâhid-ül Kahhâr olan Allâh mı?)

"Efelâ tettakûn" (Hâlâ sakınmaz mısınız?): "İttikâ", saygı göstermek, korunmak, sakınmak ve korkmak anlamlarına gelen "vikâye" kökünden türemiştir. "İttikâ" kelimenin fiil hâli olup, "takvâ" ise bu kökten türeyen isim hâlidir.

İttikâ ve takvânın mertebelere göre farklı ifâde ve yaşantıları vardır; (23)'üncü âyette ifâde edilmişti. Aynı husûsta farklı bir îzâhı Terzi Baba'nın 76-Îmân ve Îkân kitabından buraya kısaltarak aktaralım (sayfa 24-25).


"Ef'âl-fiiller yâni yaptırım mertebesinde ittikâ", haramlardan ve şüphelilerden sakınmaktır.

"Esmâ-tarîkat mertebesinde ittikâ", duygusuz kalmaktan, muhabbetin azalmasından sakınmaktır.

"Sıfat-hakîkat mertebesinde ittikâ", bütün varlıkta Hakk'ın isimlerinin zuhûru olduğunu görememekten sakınmaktır. Yâni "Fe eynema tüvellü fesemme vechullah" (2/115) âyetinin hükmüyle, nereye bakarsanız bakın, Hakk'ın varlığı müşâhede edilmekte, bu müşâhededen düşmekten sakınmaktır, korkmaktır. Burada korku, nezâket ve irfânî ma'nâdadır.

"Zât mertebesindeki ittika" ise, Allâh'ın zâtının varlığından gaflette kalmaktan sakınmaktır. Bütün âlemde her şeyin Allâh'ın zâtının zuhûru olduğunu müşâhede ettiğimizde, aynı zuhûrun kendi varlığımızda da zuhûrunu idrâk ettiğimizde, işte bu zât mertebesinin ittikâsı, sakınması olmaktadır. Yâni bu anlayıştan düşmekten sakınmaktır. “ İz- -T-B- ”


Âyet 33

وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ

~ ~ ~
Ve kâlel meleu min kavmihillezîne keferû ve kezzebû bi likâil âhıreti ve etrafnâhum fîl hayâtid dunyâ mâ hâzâ illâ beşerun mislukum ye'kulu mimmâ te'kulûne minhu yeşrebu mimmâ teşrabûn.

O peygamberin kavminden, Allâh'ı inkâr eden, âhireti yalanlayan ve bizim dünyâ hayâtında kendilerine bol bol nîmet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler: "O da ancak sizin gibi bir insândır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor."