Feerselnâ fîhim rasûlen minhum eni-'budû(A)llâhe mâ lekum min ilâhin ġayruh(u)(s) efelâ tettekûn(e)
Onlara, kendilerinden, "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur, hala O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" diye öğüt veren bir peygamber gönderdik.
Bunun üzerine, onlar arasından kendilerine, "Allah'a kulluk edin; çünkü sizin O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Hâlâ Allah'tan korkmaz mısınız? (mesajını ileten) bir resul gönderdik.
Bu ayet, peygamber gönderme, Allah'a kulluk etme ve takva kavramları etrafında şekillenmektedir. Temel mesaj, tevhid inancına davet ve Allah'a karşı sorumluluk bilincidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irsâl' kelimesinin bir şeyi bir yöne doğru salmak, göndermek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fearsalnâ' ifadesi, Allah'ın insanlara doğru, onlara rehberlik etmesi için bir elçi göndermesini vurgular. Bu, ilahi bir iradenin tecellisidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'irsâl' fiilinin mecazi olarak bir mesajı veya elçiyi ulaştırmak anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın insanlara kendi içlerinden bir elçi vasıtasıyla mesajını ulaştırması kastedilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'resûl' kelimesinin, gönderilen ve bir mesajı ileten kişi olduğunu açıklar. Ayetteki 'resûlen' ifadesi, Allah'ın insanlara doğru yolu göstermek ve onları uyarmak için seçtiği özel bir kişiyi belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'resûl' kavramının Kur'an'da Allah ile insanlar arasında bir aracı, ilahi iradenin yeryüzündeki temsilcisi olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'resûlen' ifadesi, peygamberin toplumu uyarıcı ve hidayete çağırıcı rolünü vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'resûl'ün, Allah'ın emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etmekle görevli olduğunu ifade eder. Ayetteki 'resûlen minhum' ifadesi, elçinin kendi toplumlarından olmasının, mesajın daha kolay kabul edilmesine yönelik bir hikmet olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ubûdiyyet'in tam bir boyun eğme ve alçakgönüllülükle kulluk etmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'u'budû' emri, Allah'a karşı mutlak itaati ve O'nun emirlerine teslimiyeti ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ibadet' kavramının Kur'an'da sadece ritüelistik eylemleri değil, aynı zamanda Allah'ın iradesine uygun bir yaşam sürmeyi de kapsadığını açıklar. Bu ayetteki 'u'budû' ifadesi, tevhidin temelini oluşturan Allah'a adanmışlığı vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'abd' kökünden türeyen 'ibadet'in, Allah'a karşı duyulan saygı, sevgi ve korkuyla yapılan her türlü eylem ve davranış olduğunu belirtir. Ayetteki 'u'budû' emri, insanları sadece Allah'a yönelmeye ve O'na kulluk etmeye çağırmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilâh' kelimesinin, kendisine ibadet edilen, hayranlık duyulan ve akılların kendisinde şaşkınlığa düştüğü varlık anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ilâhin gayruhu' ifadesi, Allah'tan başka hiçbir varlığın bu niteliklere sahip olmadığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ilâh'ın, kendisine yönelinen, sığınılan ve ibadet edilen varlık olduğunu açıklar. Bu ayetteki kullanım, tevhid inancının merkezinde yer alan, Allah'ın tek ilah olduğu gerçeğini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'takva'nın, bir şeyi zararlı şeylerden korumak anlamına geldiğini ve şeriatta ise nefsi günahlardan korumak olduğunu belirtir. Ayetteki 'efelâ tettekûn' ifadesi, Allah'ın emirlerine uyarak ve yasaklarından kaçınarak O'nun azabından korunma çağrısıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'takva'nın Kur'an'da Allah'a karşı duyulan derin bir saygı, korku ve sorumluluk bilinci olduğunu ifade eder. Bu ayetteki soru, muhatapları Allah'ın gücünü ve azabını düşünmeye, dolayısıyla O'na karşı gelmekten sakınmaya teşvik eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'takva'nın, Allah'ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak suretiyle O'nun gazabından korunmak olduğunu açıklar. Ayetteki 'tettekûn' ifadesi, tevhidin kabulünün doğal bir sonucu olarak Allah'a karşı gelmekten sakınmanın önemini vurgular.
Mü'minûn Sûresi
"Fe erselnâ fîhim rasûlen minhum" (Onlara kendi içlerinden bir resûl gönderdik): Zâhiren, o kavmin kendi dilini konuşan, âdetlerini bilen, onlardan biri olup içlerinde yaşayan bir resûl gelmesidir. Enfüsî yönden, kişinin kendi özünden, hakîkatinden, gönlünden (veya mürşîdinden) gelen "Hakk'ın sesi"dir.
"A'budûllâhe" (Allâh'a kulluk edin): Allâh'a kulluk etmek zâhiren O'nun emir ve yasaklarına riâyet etmektir. Bâtınen ise beşerî benlik vehmîni terk ederek O'nun Zâtî zuhûr mahalli ve gerçek ma'nâda halîfesi olmaktır.
"Mâ lekum min ilâhin gayruh" (Sizin O'ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur): Sizin ilâhlaştırıp da vehmen Allâh'ın yerine koyduğunuz makam hırsı, mal sevgisi, şöhret arzusu, şehvet gibi sahte dayanaklar, sizler için gerçek bir sığınak değildir. Varlık âleminde gördüğünüz ve gönlünüzü bağladığınız her ne varsa, Hakk'ın tecellîsinden ibârettir. Onlara Hakk'tan bağımsız bir varlık, güç veya irâde atfetmek gizli şirktir.
Burada bir başka yönden, "rabb-ı hâsslara değil rabb'ül erbâb olan Allâh'a kulluk edin" buyrulmaktadır. Nitekim, Yûsuf Sûresi 12/39 âyetinde şöyle bildirilmiştir: "Yâ sâhibeyis sicni e erbâbun muteferrikûne hayrun emillâhul vâhıdul kahhâr" (Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı rabler mi daha hayırlıdır, yoksa Vâhid-ül Kahhâr olan Allâh mı?)
"Efelâ tettakûn" (Hâlâ sakınmaz mısınız?): "İttikâ", saygı göstermek, korunmak, sakınmak ve korkmak anlamlarına gelen "vikâye" kökünden türemiştir. "İttikâ" kelimenin fiil hâli olup, "takvâ" ise bu kökten türeyen isim hâlidir.
İttikâ ve takvânın mertebelere göre farklı ifâde ve yaşantıları vardır; (23)'üncü âyette ifâde edilmişti. Aynı husûsta farklı bir îzâhı Terzi Baba'nın 76-Îmân ve Îkân kitabından buraya kısaltarak aktaralım (sayfa 24-25).
"Ef'âl-fiiller yâni yaptırım mertebesinde ittikâ", haramlardan ve şüphelilerden sakınmaktır.
"Esmâ-tarîkat mertebesinde ittikâ", duygusuz kalmaktan, muhabbetin azalmasından sakınmaktır.
"Sıfat-hakîkat mertebesinde ittikâ", bütün varlıkta Hakk'ın isimlerinin zuhûru olduğunu görememekten sakınmaktır. Yâni "Fe eynema tüvellü fesemme vechullah" (2/115) âyetinin hükmüyle, nereye bakarsanız bakın, Hakk'ın varlığı müşâhede edilmekte, bu müşâhededen düşmekten sakınmaktır, korkmaktır. Burada korku, nezâket ve irfânî ma'nâdadır.
"Zât mertebesindeki ittika" ise, Allâh'ın zâtının varlığından gaflette kalmaktan sakınmaktır. Bütün âlemde her şeyin Allâh'ın zâtının zuhûru olduğunu müşâhede ettiğimizde, aynı zuhûrun kendi varlığımızda da zuhûrunu idrâk ettiğimizde, işte bu zât mertebesinin ittikâsı, sakınması olmaktadır. Yâni bu anlayıştan düşmekten sakınmaktır. “ İz- -T-B- ”
وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ
~ ~ ~
Ve kâlel meleu min kavmihillezîne keferû ve kezzebû bi likâil âhıreti ve etrafnâhum fîl hayâtid dunyâ mâ hâzâ illâ beşerun mislukum ye'kulu mimmâ te'kulûne minhu yeşrebu mimmâ teşrabûn.
O peygamberin kavminden, Allâh'ı inkâr eden, âhireti yalanlayan ve bizim dünyâ hayâtında kendilerine bol bol nîmet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler: "O da ancak sizin gibi bir insândır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor."