İçeriğe atla
Mü'minûn 33Cüz 18 · Sayfa 344

Mü'minûn Sûresi 33. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Vekâle-lmeleu min kavmihi-lleżîne keferû vekeżżebû bilikâ-i al-âḣirati veetrafnâhum fî-lhayâti-ddunyâ mâ hâżâ illâ beşerun miślukum ye/kulu mimmâ te/kulûne minhu veyeşrabu mimmâ teşrabûn(e)

O peygamberin kavminden, Allah'ı inkar eden, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bol bol nimet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler: "O da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor."

Mü'minûn Sûresi

Benzer ifâdeleri (24)'üncü âyette kavminin ileri gelenleri Nûh (a.s.) hakkında dile getirmişti.

"El meleu min kavmihi" (Kavminin ileri gelenleri): Bunlar zâhiren, toplumun liderleri, zenginleri, yönetici sınıfıdır. Enfüsî ma'nâda ise, mânevî terbiyeden geçmemiş kişileri yöneten ve yönlendiren hayâl, vehîm, şehvet, kibir, benlik gibi nefsânî güçlerdir. Tıpkı bir toplumun liderleri gibi, bu içsel güçler de beden mülkü üzerindeki iktidarlarını sürdürmek ister. Ne zaman ki, kişiyi Hakk'a ve hakîkate yönlendirecek bir çağrı gelir (bir âyetin gönüldeki açılımı, bir mürşîd-i kâmilin sözü ile), bu nefsânî güçler iktidarlarını kaybetme korkusuyla derhal ayaklanır.

Âyette bu ileri gelenlerin üç vasfı zikredilmiştir: kâfir olmaları, âhireti yalanlamaları ve dünyâ hayâtında kendilerine bol nîmet verilmiş olması.

"Keferû" (Kâfirler): Küfür, hakîkati örtmektir. Kâfirler, Hakk'ın gönderdiği resûl tarafından bildirilen ilâhî hakîkatlerin üstünü kibirle, cehâletle ve nefsânî yorumlarıyla örtenlerdir.

"Ve kezzebû bi likâil âhıreti" (Ve âhirete kavuşmayı yalanlayanlar): Bu güçler, doğaları gereği sûrete ve maddeye bağımlıdır. Onların varlık alanı bu dünyâ hayâtı olduğu için, âhireti, yâni dünyâda işlenen fiilerin cezâsının görüleceği ölüm sonrası yaşamı yalanlarlar.

"Etrafnâhum fîl hayâtid dunyâ" (Bizim dünyâ hayâtın-da kendilerine bol bol nîmet verdiğimiz): Kişi, Allâh'ın kendisine verdiği nîmetleri, O'nu tanımak için bir vâsıta olarak değil de, bir amaç haline getirdiğinde, o nîmetler en büyük perdesi olur. Sâhip oldukları, onları Allâh'ı anmaktan alıkoyar. Zenginlikleri, onları şımartır, mânevî fakirliklerini görmelerini engeller.

"İllâ beşerun mislukum ye'kulu" (O da ancak sizin gibi bir beşerdir): Bâtın gözleri kör olan ehl-i küfürün ileri gelenleri, gelen resûlun sûretine ve yeme-içmesine takılıp o sûretin ardındaki "ma'nâ"yı (risâlet sırrını) göremedi, ondaki ilâhî tecellîlerden ve sözlerindeki hakîkatten gâfil kaldı. Oysaki, o resûlun "içi Hakk dışı ise halk" idi.


Âyet 34

وَلَئِنْ اَطَعْتُمْ بَشَراً مِثْلَكُمْ اِنَّكُمْ اِذاً لَخَاسِرُونَ

~ ~ ~
Ve lein eta'tum beşeren mislekum innekum izen le hâsirûn.

"Andolsun, kendiniz gibi bir beşere itâat ederseniz mutlakâ ziyâna uğrarsınız."