İçeriğe atla
Mü'minûn 37Cüz 18 · Sayfa 344

Mü'minûn Sûresi 37. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

İn hiye illâ hayâtunâ-ddunyâ nemûtu venahyâ vemâ nahnu bimeb'ûśîn(e)

"Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz."

Mü'minûn Sûresi

"İn hiye illâ hayâtunâ'd-dunyâ" (Hayât, sâdece dünyâ hayâtıdır): Bu belirtilen düşünce, insân denen varlığı sâdece sûretle ve cismânî varlığıyla sınırlamak, onu dünyâya hapsetmek ve onun hakîkatini ve rûh-u ezelîsini inkâr etmek demektir. Okyanusu sâdece yüzeyindeki köpükten ibâret sanmaktır.

"Nemûtu ve nahyâ" (Ölürüz ve yaşarız): Zâhiren, insân önce "yaşar" sonra "ölür". Onlar ise, zâhir ehli olmalarına rağmen, sırayı ters çevirerek "ölürüz ve yaşarız" dediler. Bu sıralama, inkârcıların kendi mantıklarındaki iç çelişkiyi gösterir.

Meseleye bâtınî yönden bakarsak, Kur'ân-ı Kerîm'in diğer bazı âyetlerinde de burada olduğu gibi önce "ölüm" sonra "hayât" zikredilir. Bunun hakîkatini Terzi Baba'nın 67-Mülk Sûresi kitabından buraya aktaralım (sayfa 8-9).


Mülk (67/2) "Sizin hanginizin en güzel ameli yapacağını imtihân etmek için ölümü ve hayâtı halkeden O'dur. Ve O; Azîz'dir, Gafûr'dur." Bu Âyet-i Kerîme'de çok dikkat çekici bir ifâde vardır; öncelikli olarak "ölümü halketti" denilmekte ve sonra "hayâtı halketti" denilmektedir. Oysa normal bir beşerî okuyuş içerisinde hiç dikkat edilmez ise "önce hayâtı halketti sonra da bizi öldürecek" gibi bir anlam çıkarılmaktadır.

Rûhlar birimsel hallerine gelmeden önce Allâh'ın varlığında ilâhî varlık olarak "Hayy" idiler. Ve burada ayrı ayrı kimlikler yoktu. Şehâdet âlemine gelerek et ve kemikten elbise giyilince birimsel kimlik olarak kendimizi diri zannettik oysa o anda, daha önce Cenâb-ı Hakk'ın varlığında "Hayy" olduğumuz ilâhî varlıktan öldük.

Birimsel olarak bu şekilde ölü hükmünde kendimizden habersiz, şuursuz bir şekilde hayâtımızı sürdürmeye başladık. Bundan sonra ne zaman ki "Hakk" yolundaki kervanlardan birine katılınacak ve Hakk yolunda yürünmeye başlanacak, işte hayât bundan sonra başlayacaktır. Allâh ikinci ölüm gelmeden evvel her birerlerimize bu hayâtı yani gerçek diriliği en geniş haliyle nasip etsin…

(Bakara-2/28) "Allâhü Teâlâ'yı nasıl inkâr ediyorsunuz ki sizi ölüler iken o diriltti. Sonra sizi öldürecektir, sonra da sizi diriltecektir, sonra da ona döndürüleceksinizdir." Bu Âyet-i Kerîme'de de aynı ifâde vardır. Ölüler iken demek ki, aslında bizler bu âleme gelince beşeri benlik aldığımızdan İlâh-î ben-liğimiz ile ölmekteyiz, ancak buraya dikkat etmemiz gerekmektedir, aslında insânın hakîkati itibari ile son bulması ölmesi mümkün değildir, çünkü kendinde Hakk'ın nefhası vardır ve o da diridir. Ancak, burada ölü'den kasıt bu hakîkatin beşeri benlik elbisesi giyildiğinden bâtında kalmış olmasıdır. Zaman içinde kendini bulan ve bilen bir kimse gerçek hakîkatine ulaştığında yeniden hayâta gelmiş olacaktır. Aksi hâlde gaflet ve benlik içinde kendinden haberi olmadan ölü hükmünde bu âlemden haberi olmadan geçip gidecektir.

“ İz- -T-B- ”


"Ve mâ nahnu bi-meb'ûsîn" (Diriltilecek değiliz): Ehl-i inkâr ölüm sonrası dirilişi (ba'su ba'de'l-mevt) reddeder ve insân varlığının ölümle birlikte ebedî olarak sona erdiğini iddiâ eder. Bu, insânın varlığını fizik beden ile sınırlamak ve rûhânî tarafını yok saymaktır. Oysa, Kur'ân-ı Kerîm'de belirtildiği gibi ölüm "tadılacak" bir şeydir, bir "son" değildir: "Kullu nefsin zâikatul mevt" (Her nefs ölümü tadacaktır) (Â'li Îmrân 3/185, Enbiyâ 21/35, Ankebût 29/57).


Âyet 38

اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌۨ افْـتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِن۪ينَ

~ ~ ~
İn huve illâ raculun ifterâ alâllâhi keziben ve mâ nahnu lehu bi mu'minîn.

"Bu, Allâh'a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir. Biz ona inanmayız."