İn hiye illâ hayâtunâ-ddunyâ nemûtu venahyâ vemâ nahnu bimeb'ûśîn(e)
"Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz."
"Dünya hayatından başka gerçek yoktur. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; bir daha diriltilecek değiliz."
Mü'minûn Suresi 37. ayet, ahireti inkar edenlerin dünya hayatına bakış açısını yansıtmaktadır. Ayet, dünya hayatının tek gerçeklik olduğunu, ölüm ve yaşam döngüsünün doğal bir süreç olduğunu ve yeniden dirilişin (ba's) söz konusu olmadığını iddia eden bir zihniyeti dilbilimsel olarak ele almaktadır. Anahtar kavramlar, bu inkarın temel argümanlarını oluşturur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hayat' kelimesini 'canlılık, varoluş' olarak tanımlar ve Kur'an'da hem dünya hayatı hem de ahiret hayatı için kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise 'dünya' kelimesiyle birlikte kullanılarak, ahireti inkar edenlerin sadece bu fani hayatı gerçek kabul ettiklerini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hayat' kelimesinin mecazi kullanımlarına değinir. Bu ayetteki 'hayatunâ' ifadesi, inkar edenlerin kendi algılarına göre tek gerçek olan yaşam biçimini ifade eder, başka bir hayatın varlığını reddeder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hayat' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini inceler. Bu ayetteki kullanımı, 'dünya' ile sınırlı bir hayat anlayışını temsil eder ve ahiret inancının reddiyle doğrudan ilişkilidir. Bu, Kur'an'ın 'hayat' kavramına yüklediği geniş anlamın (hem dünya hem ahiret) aksine, dar bir yorumdur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dünya' kelimesinin 'denâvet' (yakınlık, aşağılık) kökünden geldiğini belirtir. Bu ayette, ahireti inkar edenlerin sadece bu yakın ve geçici olan dünya hayatını gerçek kabul ettiklerini, ahiret hayatını ise göz ardı ettiklerini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'dünya' kelimesinin hem 'en yakın' hem de 'en aşağı' anlamlarına geldiğini vurgular. Ayetteki kullanımı, inkar edenlerin gözünde hayatın sadece bu 'aşağı' ve 'yakın' olanla sınırlı olduğunu, daha yüce ve ebedi bir hayatın olmadığını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dünya' kavramının Kur'an'daki semantik alanını inceler. Bu ayetteki 'dünya', ahiret inancının karşısında konumlandırılmış, geçici ve aldatıcı bir varoluş olarak sunulur. İnkar edenler için ise bu dünya, tek ve nihai gerçekliktir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mevt' (ölüm) kelimesini 'hayatın zıddı' olarak açıklar. Bu ayetteki 'nemûtu' ifadesi, inkar edenlerin ölümün doğal bir son olduğunu ve sonrasında bir dirilişin olmadığını düşündüklerini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mevt' kelimesinin farklı kullanımlarını sıralar ve temel anlamının 'hayatın yokluğu' olduğunu belirtir. Ayetteki 'nemûtu', inkar edenlerin bakış açısıyla, hayatın doğal döngüsünün bir parçası olarak görülen ve sonrasında bir devamlılığı olmayan ölümü ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mevt' kavramının Kur'an'daki semantik derinliğini inceler. Bu ayetteki 'nemûtu', ahireti inkar edenlerin ölümün mutlak bir son olduğu yönündeki inançlarını yansıtır; bu, Kur'an'ın ölüm sonrası diriliş ve ebedi hayat inancına karşıt bir duruştur.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'hayat' kelimesinin fiil hali olan 'nahyâ'yı 'canlı olmak, varlığını sürdürmek' olarak açıklar. Ayetteki 'nemûtu ve nahyâ' ifadesi, inkar edenlerin hayatı sadece bir döngü olarak gördüklerini, kiminin ölüp kiminin doğduğunu, ancak bu döngünün ötesinde bir dirilişin olmadığını düşündüklerini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hayat' kökünden gelen 'nahyâ' fiilini 'canlılık kazanmak, yaşamak' olarak tanımlar. Bu ayette, inkar edenlerin dünya hayatını bir 'ölüm-yaşam' döngüsü olarak algıladıklarını, bu döngünün ötesinde bir dirilişi kabul etmediklerini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ba's' kelimesini 'ölümden sonra diriltmek, göndermek' olarak açıklar. Ayetteki 'bimab'ûsîn' ifadesi, inkar edenlerin ahiret inancını, özellikle de yeniden dirilişi kesin bir dille reddettiklerini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ba's' kelimesinin 'bir şeyi yerinden kaldırmak, uyandırmak, diriltmek' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, ahireti inkar edenlerin, ölümden sonra tekrar hayata döndürülme fikrini tamamen reddettiklerini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ba's' kelimesinin Kur'an'daki kullanımlarını detaylandırır ve 'ölümden sonra diriliş' anlamının merkezi olduğunu vurgular. Ayetteki 'bimab'ûsîn' ifadesi, inkar edenlerin bu temel ahiret inancına karşı duruşlarını net bir şekilde ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ba's' kavramının Kur'an'daki eskatolojik önemini inceler. Bu ayetteki 'bimab'ûsîn' ifadesi, ahiret inkarının temelini oluşturan yeniden dirilişin reddini temsil eder. Bu reddiye, Kur'an'ın mesajının merkezindeki hesap verme ve ebedi hayat kavramlarına karşıt bir duruştur.
Mü'minûn Sûresi
"İn hiye illâ hayâtunâ'd-dunyâ" (Hayât, sâdece dünyâ hayâtıdır): Bu belirtilen düşünce, insân denen varlığı sâdece sûretle ve cismânî varlığıyla sınırlamak, onu dünyâya hapsetmek ve onun hakîkatini ve rûh-u ezelîsini inkâr etmek demektir. Okyanusu sâdece yüzeyindeki köpükten ibâret sanmaktır.
"Nemûtu ve nahyâ" (Ölürüz ve yaşarız): Zâhiren, insân önce "yaşar" sonra "ölür". Onlar ise, zâhir ehli olmalarına rağmen, sırayı ters çevirerek "ölürüz ve yaşarız" dediler. Bu sıralama, inkârcıların kendi mantıklarındaki iç çelişkiyi gösterir.
Meseleye bâtınî yönden bakarsak, Kur'ân-ı Kerîm'in diğer bazı âyetlerinde de burada olduğu gibi önce "ölüm" sonra "hayât" zikredilir. Bunun hakîkatini Terzi Baba'nın 67-Mülk Sûresi kitabından buraya aktaralım (sayfa 8-9).
Mülk (67/2) "Sizin hanginizin en güzel ameli yapacağını imtihân etmek için ölümü ve hayâtı halkeden O'dur. Ve O; Azîz'dir, Gafûr'dur." Bu Âyet-i Kerîme'de çok dikkat çekici bir ifâde vardır; öncelikli olarak "ölümü halketti" denilmekte ve sonra "hayâtı halketti" denilmektedir. Oysa normal bir beşerî okuyuş içerisinde hiç dikkat edilmez ise "önce hayâtı halketti sonra da bizi öldürecek" gibi bir anlam çıkarılmaktadır.
Rûhlar birimsel hallerine gelmeden önce Allâh'ın varlığında ilâhî varlık olarak "Hayy" idiler. Ve burada ayrı ayrı kimlikler yoktu. Şehâdet âlemine gelerek et ve kemikten elbise giyilince birimsel kimlik olarak kendimizi diri zannettik oysa o anda, daha önce Cenâb-ı Hakk'ın varlığında "Hayy" olduğumuz ilâhî varlıktan öldük.
Birimsel olarak bu şekilde ölü hükmünde kendimizden habersiz, şuursuz bir şekilde hayâtımızı sürdürmeye başladık. Bundan sonra ne zaman ki "Hakk" yolundaki kervanlardan birine katılınacak ve Hakk yolunda yürünmeye başlanacak, işte hayât bundan sonra başlayacaktır. Allâh ikinci ölüm gelmeden evvel her birerlerimize bu hayâtı yani gerçek diriliği en geniş haliyle nasip etsin…
(Bakara-2/28) "Allâhü Teâlâ'yı nasıl inkâr ediyorsunuz ki sizi ölüler iken o diriltti. Sonra sizi öldürecektir, sonra da sizi diriltecektir, sonra da ona döndürüleceksinizdir." Bu Âyet-i Kerîme'de de aynı ifâde vardır. Ölüler iken demek ki, aslında bizler bu âleme gelince beşeri benlik aldığımızdan İlâh-î ben-liğimiz ile ölmekteyiz, ancak buraya dikkat etmemiz gerekmektedir, aslında insânın hakîkati itibari ile son bulması ölmesi mümkün değildir, çünkü kendinde Hakk'ın nefhası vardır ve o da diridir. Ancak, burada ölü'den kasıt bu hakîkatin beşeri benlik elbisesi giyildiğinden bâtında kalmış olmasıdır. Zaman içinde kendini bulan ve bilen bir kimse gerçek hakîkatine ulaştığında yeniden hayâta gelmiş olacaktır. Aksi hâlde gaflet ve benlik içinde kendinden haberi olmadan ölü hükmünde bu âlemden haberi olmadan geçip gidecektir.
“ İz- -T-B- ”
"Ve mâ nahnu bi-meb'ûsîn" (Diriltilecek değiliz): Ehl-i inkâr ölüm sonrası dirilişi (ba'su ba'de'l-mevt) reddeder ve insân varlığının ölümle birlikte ebedî olarak sona erdiğini iddiâ eder. Bu, insânın varlığını fizik beden ile sınırlamak ve rûhânî tarafını yok saymaktır. Oysa, Kur'ân-ı Kerîm'de belirtildiği gibi ölüm "tadılacak" bir şeydir, bir "son" değildir: "Kullu nefsin zâikatul mevt" (Her nefs ölümü tadacaktır) (Â'li Îmrân 3/185, Enbiyâ 21/35, Ankebût 29/57).
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌۨ افْـتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِن۪ينَ
~ ~ ~
İn huve illâ raculun ifterâ alâllâhi keziben ve mâ nahnu lehu bi mu'minîn.
"Bu, Allâh'a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir. Biz ona inanmayız."