İçeriğe atla
Mü'minûn 38Cüz 18 · Sayfa 344

Mü'minûn Sûresi 38. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

İn huve illâ raculun(i)fterâ ‘ala(A)llâhi keżiben vemâ nahnu lehu bimu/minîn(e)

"Bu, Allah'a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir. Biz ona inanmayız."

Mü'minûn Sûresi

"İn huve illâ raculun" (...bir adam): İnkârcıların ilk silâ-hı, dâvetçinin kimliğini hedef alarak onu değersizleştirmektir. Önceki âyetlerde "bizim gibi bir beşer" dedikleri elçiyi, şimdi daha da aşağılayarak "sıradan bir adam" seviyesine indirirler. Böylece getirdiği vahyi, getirenin "sıradan" sûretinde boğmaya çalışırlar.

"İfterâ alâllâhi keziben" (Allâh'a karşı yalan uyduran): İnkârcıların ikinci saldırısı, dâvetçiye iftirâ edip onu suçlamaktır. Allâh'a karşı yalan uyduranlar, O'na şirk koşup kendilerine müstakil bir varlık isnâd eden, âhireti ve yeniden dirilişi inkâr edenlerdir. Onların bilinçaltı bu ağır suçluluk duygusundan kurtulmak için kendi suçlarını Allâh'ın o tertemiz resûlüne yansıtır.

İftirâ, ancak müstakil bir "ben" vehmi olan yerden çıkabilir. İzâfî benliğini yok ederek fenâya ulaşmış, Hakk'la birlikte bâkî olmuş bir elçiden yalan bir söz sudûr etmez. Necm Sûresi 53/1-4'te bu hakîkate işâret vardır:

"Ven necmi izâ hevâ. Mâ dalle sâhıbukum ve mâ gavâ. Ve mâ yentıku anil hevâ. İn huve illâ vahyun yûhâ." (İnmekte olan necme yemin ederim ki, arkadaşınız şaşırmadı, azıtmadı da! Hevâdan (arzusuna göre) söylemiyor. O sâdece vahyolunan bir vahiydir.)

"Ve mâ nahnu lehû bi-mu'minîn" (Biz ona aslâ inanacak değiliz): Kendileriyle resûl arasına kalın bir perde ördüler ve onu kesin olarak reddettiler, böylece kendilerini nefs hapishanesinde kalmaya ve ebedî azâba mahkûm ettiler.


Âyet 39

قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ

~ ~ ~
Kâle rabbinsurnî bimâ kezzebûn.

O peygamber, "Ey Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!" dedi.