İçeriğe atla
Mü'minûn 42Cüz 18 · Sayfa 344

Mü'minûn Sûresi 42. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Śumme enşe/nâ min ba'dihim kurûnen âḣarîn(e)

Sonra bunların arkalarından başka nesiller yarattık.

Mü'minûn Sûresi

Bu âyetin îzâhını Mesnevî-i Şerîf Ahmed Avni Konuk şerhinden alalım (Cilt 12, sayfa 398-399).


3195. Karnlar geçti ve bu bir yeni karndır. Ay o aydır; su o su değildir.

"Karn", burada "zamandan bir vakit" demektir (Akrabü'l-Mevârid). Yani, zamandan birtakım vakitler ve asırlar geçti. Bu içinde bulunduğumuz zaman yeni bir zamandır. Fakat gerek geçen zamanlarda ve gerek şimdiki zamanda ay yine o aydır. Yani sıfât ve esmâ-i ilâhiyye, yine o sıfât ve esmâ-i ilâhiyyedir. İçine ayın aksettiği su ise, o evvelki su değildir. Zira bu vücûdât-ı izâfiyye suları akıp gitti. Peyderpey yerine başka vücûdât-ı izâfiyye suları geldi. Nitekim sûre-i Mü'minûn'de (Mü'minûn, 23/42) yani "Biz o zaman ehlinden sonra diğer zaman ehillerini izhâr ve halkettik" buyrulur.

3196. Adl o adldır ve fazl dahi o fazldır. Fakat o karn ve ümmetler müstebdel oldu.

Hak Teâlâ hazretlerinin "Adl" ism-i şerîfinin mazharı olarak bu vücûd-ı izâfî âleminde evvelki zamanlarda zâhir olan Adl [ile], şimdiki zamanda zâhir olan Adl ma'nâda birbirinin aynıdır; ve Alîm ve Habîr isimlerinin mazharı olan fazl dahi yine o fazldır. Fakat, o karn ve zaman ve bu sıfât ve esmâ-i ilâhiyyenin mazharı olan ümmetler değişti.

3197. Ey hümâm! Karnlar karnlar üzerine gitti ve bu ma'nâlar ber-karâr ve ber-devâmdır.

"Hümâm", himmet sâhibi olan büyük kimse demektir. Yani, zamanlar ve asırlar birbirini ta'kîb ederek geçti ve gitti. Bu bizim söylediğimiz ma'nâlar ise, sebât ve devâm üzerinedir. Yani her bir asırda adl ve fazl ma'nâları birdir, aslâ değişmez. Fakat âdil ve fâzıl olan kimselerin şahısları bir değildir, onlar değişirler.

3198. Bu ırmakta su nice kere mübeddel oldu. Ayın aksi ve yıldızın aksi ber-karârdır.

Bu tabîat ve unsuriyyât ırmağında dâimâ akıp giden eşhâs suları birçok def'alar değişti. Fakat ay ve yıldız mesâbesinde olan sıfât ve esmâ-i ilâhiyyenin aksileri o tabîat ve unsuriyyât ırmağı içinde karâr ve sebât üzerinedir, aslâ değişmez.

3199. Binâenaleyh onun binâsı akıcı su üzerinde değildir. Belki göğün genişliği etrâfı üzerindedir.

Binâenaleyh o sıfât ve esmâ-i ilâhiyyenin binâsı ve temeli akıp gidici olan tabîat ve unsuriyyât suyu üzerinde değildir. Belki gönlün, yani nihâyetsiz olan fezânın genişliği etrâfı üzerindedir. Zîrâ fezâ-yı bî-nihâye ayn-ı vücûd-ı mutlak'tır; ve sıfât ve esmâ ise bu vücûddan aslâ münfekk değildir.

3200. Bu sıfatlar mâdemki ma'nevî yıldızlardır, bil ki, ma'nâların felegi üzerine müstevdîdir.

Yani, bu suver-i keşfe ırmağına akseden bu sıfât-ı ilâhiyye mâdemki ma'nevî olan yıldızlardır, bil ki, bu sıfatlar ma'nâların feleği olan zât-ı ilâhî üzerine müstevdîdir ve zât-ı ulûhiyyetle berâberdir ve ondan ayrı değildir.


Âyet 43

مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَۜ

~ ~ ~
Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ ve mâ yeste'hırûn.

Hiçbir ümmet, kendi ecelinin önüne geçemez, onu geciktiremez de.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)