İçeriğe atla
Mü'minûn 45Cüz 18 · Sayfa 345

Mü'minûn Sûresi 45. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Śumme erselnâ mûsâ veeḣâhu hârûne bi-âyâtinâ vesultânin mubîn(in)

(45-46) Sonra Musa ve kardeşi Harun'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de (onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular.

Mü'minûn Sûresi

"Âyet" kelimesi "işâret, alâmet, nişan" ma'nâsına gelir. Zâhiren kutsal kitaplardaki cümlelere ve vahye delâlet eder. Bâtınen ise Cenâb-ı Hakk varlıktaki tecellîleri O'nun âyetleridir. (Not: "Âyet" kelimesi hakkında ilâve îzâh (58)'inci âyetin yorumunda gelecektir.)

"Sultân" "güç, otorite, delîl, burhan, hüccet" anlamındadır. "Mübîn" "açık, apaçık" demektir. "Sultânin mubîn", zâhiren Hz. Mûsâ'nın gösterdiği 10 mûcize olarak düşünülebilir; bâtınen ise kuvvet-i ilâhiyye'nin âlem-i şehâdette zuhûr etmiş hâlidir.

Mûsâ ve Hârûn (a.s.), "yed'ullâh"ın (Hakk'ın iki elinin), zuhûrlarıdır. Mûsâ (a.s.) celâl eli; Hârûn (a.s.) yumuşak üslûp ve rahmetiyle cemâl elidir.

"Sultân" kelimesi ile ilgili ilâve bazı îzâhları Terzi Baba'nın 11 sıra numaralı Vahy ve Cebrâil kitabından kısaltarak buraya aktaralım.


"Sultân" "güç" ma'nâsındadır. Halîfeliği (Zâtî tecellîleri) zuhûra getirecek mahalleri ifâde eder. Hilâfet seyri Âdem (a.s.) ile başlamış, Hz. Muhammed (s.a.v.) ile kemâle etmiştir. İnsâna "ve nefahtü" ile "rûh-u sultânî" üflenmiştir. Bu rûh Hakk'a olan seyrde kişiyi esmâ-Museviyyet mertebesine kadar getirir. Ondan sonra sıfat-İsevviyyet mertebesine çıkabilmek için "rûh'ul kuds"e ve Zât-Muhammediyyet mertebesine çıkabilmek için "rûh'ul a'zam"a ihtiyaç vardır.

“ İz- -T-B- ”


Âyet 46

اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَاسْتَكْـبَرُوا وَكَانُوا قَوْماً عَال۪ينَۚ

İlâ fir'avne ve meleihî festekberû ve kânû kavmen âlîn.

~ ~ ~
Fir'âvn ve ileri gelenlerine … (Onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular.