İçeriğe atla
Mü'minûn 46Cüz 18 · Sayfa 345

Mü'minûn Sûresi 46. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

İlâ fir'avne vemele-ihi festekberû vekânû kavmen ‘âlîn(e)

(45-46) Sonra Musa ve kardeşi Harun'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de (onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular.

Mü'minûn Sûresi

Fir'âvn: Nefs-i emmârenin, kibrin ve enâniyetin en saf sembolüdür. Fir'âvn'un "Ben sizin en yüce rabbinizim" (Nâzi'at 79/24) demesi, nefsin ilâhlık iddiâsının zirvesidir. O, beden ülkesinin mutlak hükümdârı olduğunu iddiâ eder.

"Ve meleihî" (Onun ileri gelenleri): Bunlar, Fir'âvn'un (nefs-i emmârenin) hizmetindeki kuvvelerdir. Evvelki yorumlarda da gördüğümüz gibi bunlar: vehîm, hayâl, gazap, şehvet ve diğer dünyevî arzulardır. Bütün bunlar, nefsin saltanatını korumak için seferber olurlar.

"Festekberû" (Kibirlendiler): "Kibir" fiilini âlemlerde ilk defa İblîs işlemiş, Rabbinin emrine rağmen Âdem'e secde etmeyi reddetmiş, neticede kâfirlerden olarak cennetten kovulmuş ve lânetlenmişti. Fir'âvn ve yanındaki "mele"ler, yeryüzünde İblîs'in ahlâkını yaşatan güçlerdir. Bunlar zâhirî ve târihî varlıklar oldukları kadar, her insânın iç bünyesinde de bulunan zulmânî kuvvelerdir.

"Kavmen âlîn" (Kendilerini üstün gören topluluk): İblîs Âdem'e secde etmeyince Cenâb-ı Hakk ona sordu: "Ey İblîs, o Benim iki elimle halkettiğime secde etmene ne engel oldu? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa yücelerden (âlîn) misin?" (Sâd 38/75) Görüldüğü gibi, İblîs'in Âdem karşısındaki hâli ve tavrı ne ise Fir'âvn ve çevresindekilerin Mûsâ ve Hârûn (a.s.) karşısındaki tavrı âdeta onun bir kopyasıdır.


Âyet 47

فَقَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَابِدُونَۚ

Fe kâlû e nu'minu li beşereyni mislinâ ve kavmuhumâ lenâ âbidûn.

~ ~ ~
Bu yüzden, "Kavimleri bize kul köle iken, bizim gibi iki beşere mı inanacağız" dediler.



Âyet 48

فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا مِنَ الْمُهْلَك۪ينَ

Fe kezzebûhumâ fe kânû minel muhlekîn.

~ ~ ~
Böylece ikisini de yalanladılar, bu yüzden de helâk edilenlerden oldular.