Fekeżżebûhumâ fekânû mine-lmuhlekîn(e)
Böylece ikisini de yalanladılar, bu yüzden de helak edilenlerden oldular.
Böylece onları yalanladılar, bu yüzden de helâk edilenlerden oldular.
Mü'minûn Suresi 48. ayet, peygamberlerin inkâr edilmesinin ve bunun sonucunda helak olmanın dilbilimsel ve semantik boyutlarını ele almaktadır. Ayet, 'yalanlama' ve 'helak olma' kavramları üzerinden ilahi adaletin tecellisini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kezzebe' fiilinin bir şeyi yalanlamak, doğru olmadığını iddia etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fekezzebûhumâ' ifadesi, Firavun ve kavminin, Musa ve Harun'un getirdiği mesajı ve peygamberliklerini kesin bir dille reddetmelerini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kezzebe' fiilinin Kur'an'da bazen 'yalan söylemek' anlamında, bazen de 'yalanlamak, inkâr etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Firavun ve kavminin, peygamberlerin getirdiği hakikati ve mucizeleri yalan sayarak inkâr etmeleri anlamındadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tekzîb' kavramının Kur'an'da sadece bir sözün yalan olduğunu söylemekten öte, ilahi mesajı ve peygamberi reddetme, ona karşı çıkma anlamını taşıdığını vurgular. Firavun'un peygamberleri 'tekzîb' etmesi, onların getirdiği ilahi otoriteyi ve hakikati tamamen reddetmesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kâne' fiilinin varoluşu, bir durumun gerçekleşmesini veya bir niteliğin kazanılmasını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'fekânû' ifadesi, Firavun ve kavminin peygamberleri yalanlamalarının doğal ve kaçınılmaz bir sonucu olarak helak olma durumuna gelmelerini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kâne' fiilinin bazen 'oldu, vuku buldu' anlamında, bazen de 'dönüştü, haline geldi' anlamında kullanıldığını açıklar. Bu ayetteki kullanımı, onların yalanlamaları sebebiyle helak olanlardan olma sonucuna varmalarını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'helâk' kelimesinin Kur'an'da genellikle bir şeyin tamamen yok olması, ortadan kalkması anlamında kullanıldığını belirtir. 'el-Mühlekîn' ise, Allah tarafından yok edilen, helak edilen toplulukları ifade eder ki bu ayette Firavun ve kavminin akıbetini anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'helâk' kavramının hem maddi yok oluşu hem de manevi çöküşü ifade edebileceğini belirtir. Ayetteki 'el-mühlekîn' ifadesi, Firavun ve kavminin ilahi bir ceza olarak fiziksel ve toplumsal olarak tamamen ortadan kaldırılmasını, yani helak edilmesini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'helâk' kelimesinin Kur'an'da genellikle ilahi bir müdahale sonucu meydana gelen toplu yok oluşu ifade ettiğini belirtir. 'el-Mühlekîn' kavramı, peygamberleri yalanlayan kavimlerin, Allah'ın gazabıyla cezalandırılarak yeryüzünden silinmesini sembolize eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.