Vece'alnâ-bne meryeme ve ummehu âyeten ve âveynâhumâ ilâ rabvetin żâti karârin vema'în(in)
Meryem oğlu İsa'yı ve annesini büyük bir mucize kıldık ve her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik.
Meryemoğlunu ve annesini de (kudretimize) bir alâmet kıldık; onları, yerleşmeye elverişli, sulu bir tepeye yerleştirdik.
Mü'minûn Suresi'nin 50. ayeti, Hz. İsa ve annesi Hz. Meryem'in ilahi bir mucize olarak konumlandırıldığını ve onlara güvenli, yaşanabilir bir mekanın tahsis edildiğini dilbilimsel olarak ifade eder. Ayet, 'ayet' kavramının mucizevi yönünü ve 'rabve' ile 'karar' kelimelerinin mekanın niteliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İbn (ابن) kelimesi, 'bina' kökünden türemiş olup, bir şeyin diğerinden meydana gelmesi veya ona dayanması anlamını taşır. Ayetteki 'İbn Meryem', Hz. İsa'nın annesi Meryem'den doğuşunu ve ona nispetini vurgular, babasız doğum mucizesine işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İbn (ابن) kelimesi, Arapçada 'oğul' anlamına gelir ve burada Hz. İsa'nın Hz. Meryem'e aidiyetini belirtir. Mecazi olarak, bir şeyin diğerinden türemesi veya onunla ilişkili olması durumlarında da kullanılır. Ayetteki kullanımı, Hz. İsa'nın annesi üzerinden kimliğinin tanımlanmasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âyet (آية) kelimesi, 'alamet, işaret, delil' anlamlarına gelir ve genellikle Allah'ın kudretini gösteren olağanüstü olaylar için kullanılır. Ayetteki 'ayet', Hz. İsa'nın babasız doğumu ve Hz. Meryem'in bu duruma sabrı gibi mucizevi hallerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu'ya göre 'ayet', Kur'an'da sadece bir 'işaret' değil, aynı zamanda Allah'ın varlığını ve kudretini kanıtlayan, insanı düşünmeye sevk eden 'mucizevi bir alamet'tir. Hz. İsa ve Meryem'in 'ayet' kılınması, onların hayatlarının ilahi bir mesaj taşıdığını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Âyet (آية), 'ibret alınacak delil' ve 'açık alamet' demektir. Hz. İsa ve annesinin 'ayet' olarak nitelendirilmesi, onların hayatlarının ve başlarından geçenlerin insanlar için birer ibret ve Allah'ın gücüne dair açık birer delil olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İvâ' (إيواء) kelimesi, 'birini barındırmak, sığınacak yer sağlamak' anlamına gelir. Ayetteki 'âveynâhumâ', Allah'ın Hz. İsa ve Meryem'e güvenli ve huzurlu bir mekan tahsis ettiğini, onları koruma altına aldığını belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Âvâ (آوى) fiili, 'birini bir yere yerleştirmek, ona sığınak olmak' manasındadır. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın Hz. Meryem ve İsa'ya, dış tehlikelerden uzak, emniyetli bir yaşam alanı bahşettiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rabve (ربوة), 'yüksek yer, tepe' anlamına gelir. Bu kelime, genellikle verimli ve yaşanmaya elverişli yüksek arazileri tanımlar. Ayetteki 'rabve', Hz. Meryem ve İsa'nın yerleştirildiği mekanın coğrafi özelliğini, yani yüksek ve muhtemelen korunaklı bir yer olduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Rabve (ربوة), 'yükselti, tepe' demektir. Bu kelime, Kur'an'da genellikle bereketli ve güzel manzaralı yerler için kullanılır. Ayetteki bağlamda, Hz. Meryem ve İsa'ya tahsis edilen yerin hem yüksekliği hem de yaşanabilirlik açısından elverişliliği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Karâr (قرار), 'yerleşme, sabit olma, durma' anlamlarına gelir. Bir yerin 'zât-ı karâr' olması, orada sürekli ikamet etmeye uygun, huzurlu ve güvenli bir ortam sunması demektir. Ayetteki 'karâr', Hz. Meryem ve İsa'nın yerleştirildiği tepenin sadece yüksek değil, aynı zamanda kalıcı bir yaşam için elverişli olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Karâr (قرار), 'istikrar, yerleşiklik ve sükunet' anlamlarını taşır. 'Zât-ı karâr' ifadesi, o yerin sakinleri için kalıcı bir ikametgah olmaya uygun olduğunu, onlara huzur ve emniyet sağladığını belirtir. Bu, Hz. Meryem ve İsa'ya sunulan mekanın niteliğini açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ma'în (معين), 'akan su, pınar' anlamına gelir. Bu kelime, genellikle yeryüzünden fışkıran ve sürekli akış halinde olan suyu ifade eder. Ayetteki 'ma'în', Hz. Meryem ve İsa'nın yerleştirildiği yerde yaşam için temel bir ihtiyaç olan bol ve temiz su kaynağının bulunduğunu belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ma'în (معين), 'gözle görülen, akıp giden su' demektir. Bu, suyun yerin altından çıkıp yüzeyde aktığını ve kolayca erişilebilir olduğunu gösterir. Ayetteki kullanımı, Hz. Meryem ve İsa'ya sunulan mekanın yaşamsal kaynaklar açısından zenginliğini vurgular.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ma'în (معين), 'gözle görülen ve akıp giden su' olarak tanımlanır. Bu, suyun bolluğunu ve erişilebilirliğini ifade eder. Ayetteki 'ma'în', Hz. Meryem ve İsa'nın yerleştirildiği yerin sadece yüksek ve güvenli değil, aynı zamanda su gibi temel yaşam kaynaklarına sahip olduğunu gösterir.
Mü'minûn Sûresi
Bir önceki âyette Mûsâ (a.s.)'dan ve kavminden bahsettikten sonra, burada Îsâ (a.s.)'dan bahsedilmesi dikkat çekicidir. Bilindiği gibi, Mûsâ (a.s.) "tenzîh" ilimlerini, Îsâ (a.s.) ise "teşbîh" ilimlerini getirmiştir. (92)'inci âyete gelindiğinde, bunların îzâhları yapılacaktır.
"Ve cealnebne meryeme ve ummehû âyeten" (Meryem oğlunu ve annesini bir âyet (mûcize) kıldık): Hz. Îsâ ile annesi Hz. Meryem'in Allâh'ın âyetleri oluşunu üç şekilde değerlendirebiliriz: Birincisi, Îsâ (a.s.)'ın fenâ-fillâh mertebesini temsîl etmesi yönüyle Allâh'ın âyeti olmasıdır. Bu mânevî oluşum, yalnızca Hakk'tan başkasından yüz çevirmiş, saflamış bir nefs üzerinde gerçekleşebilir; bu durum, Hz. Meryem'in "bakire" oluşuyla sembolize edilir. İkincisi, Îsâ (a.s.) ve annesi, babasız doğum mûcizesinin özneleri olmaları yönüyle birer âyettir. Bu doğum, Allâh'ın halkiyyet husûsunda tek bir doğum şekliyle kayıtlanamayacağının bir işâretidir. Üçüncüsü ise, Hz. Îsâ'nın fenâ hâlinde yaşadığı hayâtı ve söylediği sözleridir ki bunlar Hakk'a âittir, onun âyetleridir. Hakîkatte İncil de budur, yazılı bir kitap değildir.
"Rabve" (Yüksek yer, tepe): Bu, maddî dünyâdan ve nefsânî arzulardan arınarak yükselmiş, mi'râc etmiş olan kimselerin makâmıdır. Tevhîd-i sıfat tepesidir.
"Zâti karâr" (Karar kılınacak, yerleşime elverişli): Burası geçici bir hâl değil, kalıcı bir makâmdır. Bu, enfüsî yönden, sâlikin mânen ulaştığı sükûnet, huzûr ve istikrâr mahallidir.
"ve Ma'în" (Akar, saf su): Bu, kesintisiz akan kudsiyyet pınarıdır. Tıpkı Kevser ırmağı gibi, bu makâmdaki gönle, İseviyyet mertebesi itibâriyle ilâhî ilimler ve hikmetler sürekli olarak akmaya devâm eder. Bu su, hem sâhibini diri tutar hem de onun gönlünden de başkalarına akarak onlara da mânen hayât verir.
يَٓا اَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحاًۜ اِنّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌۜ
Yâ eyyuher rusulu kulû minet tayyibâti va'melû sâlihâ, innî bimâ ta'melûne alîm.
~ ~ ~
Ey peygamberler! Temiz şeylerden yiyiniz ve iyi ameller işleyiniz. Doğrusu ben, sizin yaptığınız şeyleri tamâmen bilirim.