Ve-inne hâżihi ummetukum ummeten vâhideten ve enâ rabbukum fettekûn(i)
Şüphesiz bu (İslam), tek bir din olarak sizin dininizdir. Ben de Rabbinizim. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının.
"Ve işte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının." (denildi).
Bu ayet, ümmetin birliğini ve Allah'ın Rab oluşunu vurgulayarak takvaya davet etmektedir. Anahtar kavramlar, 'ümmet'in tekliği ve 'Rab'bin otoritesi etrafında şekillenmekte, bu da kulluk bilincini ve Allah'tan sakınmayı gerektirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ümmet' kelimesinin 'amme' kökünden geldiğini ve 'kasd' (yönelme) anlamı taşıdığını belirtir. Ayetteki 'ümmetüküm' ifadesi, aynı din ve şeriat üzere birleşmiş, ortak bir hedefe yönelmiş topluluğu ifade eder. Bu bağlamda, Müslümanların tek bir din etrafında toplanan cemaati kastedilmektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ümmet' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'ümmetüküm' ifadesini 'dinüküm' (sizin dininiz) olarak tefsir eder. Yani, 'bu sizin dininizdir, tek bir dindir' anlamını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ümmet' kavramının Kur'an'da 'aynı peygambere inanan veya aynı ilahi mesaja tabi olan insanlar topluluğu' anlamında kullanıldığını açıklar. Bu ayette, Hz. Muhammed'in getirdiği dine tabi olanların oluşturduğu tek ve birleşik topluluğu ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'vâhid' kelimesinin 'tek, eşsiz' anlamlarına geldiğini ve 'bölünmezlik' niteliğini taşıdığını belirtir. Ayetteki 'ümmeten vâhidete' ifadesi, Müslümanların dinlerinin tek ve birleşik olduğunu, parçalara ayrılmaması gerektiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'vâhid' kelimesinin 'fert' ve 'tekil' anlamlarına işaret ettiğini belirtir. Bu ayette, 'ümmet'in niteliği olarak kullanıldığında, dinin özünde bir ve tek olduğunu, farklılaşmalara rağmen temel inanç esaslarında birleştiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rab' kelimesinin 'terbiye etmek, büyütmek, sahip olmak, yönetmek' anlamlarına geldiğini ve Allah için kullanıldığında 'mutlak sahip ve terbiye edici' manasına geldiğini belirtir. Ayetteki 'Ben de Rabbinizim' ifadesi, Allah'ın kulları üzerindeki mutlak otoritesini, besleyiciliğini ve yöneticiliğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'Rab' kelimesinin 'malik' (sahip) ve 'seyyid' (efendi) anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki kullanımında, Allah'ın kulları üzerindeki tam mülkiyetini ve egemenliğini, dolayısıyla O'na itaat etmenin gerekliliğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'Rab' kavramının Kur'an'da 'yaratma, rızık verme, terbiye etme, yönetme ve hükmetme' gibi geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu belirtir. Bu ayette, Allah'ın bu vasıflarıyla kullarına karşı olan üstünlüğünü ve onlardan beklediği itaati ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'takva' kelimesinin 'korunmak, sakınmak' anlamına geldiğini ve şeriat dilinde 'Allah'ın azabından, O'nun emirlerine uyarak ve yasaklarından kaçınarak korunmak' manasına geldiğini açıklar. Ayetteki 'fettekûni' ifadesi, Allah'ın Rab oluşu karşısında kulların O'ndan korkarak ve O'nun emirlerine riayet ederek kendilerini korumalarını emreder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ittika' fiilinin 'bir şeyi kendinden uzak tutmak, korunmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Allah'ın azabından ve gazabından sakınmak için O'nun koyduğu sınırlara riayet etmenin gerekliliğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'takva' kavramının Kur'an'da 'Allah'a karşı duyulan saygı ve korkuyla birlikte O'nun emirlerine uyma ve yasaklarından kaçınma' anlamını taşıdığını vurgular. Bu ayette, Allah'ın Rab olarak mutlak otoritesine karşılık, kulların O'na karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmeleri gerektiğini belirtir.
Mü'minûn Sûresi
"Ummeten vâhıdeten" (Tek ümmet): Bu âyet, zâhirî anlamıyla, tarih boyunca gelen tüm peygamberlerin getirdiği dinin özünde tek bir din olduğunu ve dolayısıyla tüm inananların da tek bir ümmet olduğunu ifâde eder. Bâtınen ise, tüm insânların Hakîkat-i Muhammediyye'nin zuhûrları olmaları itibariyle tek ve ezelî bir hakîkatten zuhûr etmiş olduklarını dile getirir.
"Ene rabbukum" (Ben sizin Rabbinizim): Bu, Zâtî bir hitaptır. Ümmeti oluşturan her ferd, a'yn-ı sâbitesi itibâriyle, esmâ-i ilâhiyye'den bir ismin zuhûrudur ve o isme rabb-i hâss denir. Tek tek ferdlerin rabbi olan tüm bu "rabblerin rabbi" yâni yöneticisi ise Rabb'ül-Erbâb olan Allâh-u Teâlâ hazretleridir.
"Fettekûn" (Öyleyse Ben'den sakının!): Bu, zâhiren Hakk'a karşı gelmekten sakınmak, bâtınen ise vahdet şuuru-nu kaybetmekten sakınmaktır. Yâni, aradaki zâhirî farklılıklara aldanıp, kabuklarda kaybolup, her şeyin hakîkati olan ve her ân sizlerle birlikte olan Tek olan Rabbinizi (Rabb'ül Erbâb) unutmaktan sakının! Gerçek takvâ, bu birliği idrâk ederek yaşamaktır. (Not: "İttikâ" ve "takvâ" hakkında daha geniş malûmat (23)'üncü ve (32)'inci âyetlerin yorumlarından alınabilir.)
فَـتَقَطَّـعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُراًۜ كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
Fe tekattaû emrehum beynehum zuburâ, kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn.
~ ~ ~
(İnsanlar ise, din) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir.