İçeriğe atla
Mü'minûn 55Cüz 18 · Sayfa 345

Mü'minûn Sûresi 55. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Eyahsebûne ennemâ numidduhum bihi min mâlin vebenîn(e)

(55-56) Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar!

Mü'minûn Sûresi

Bu iki âyet, inkârcıların içine düştüğü derin bir yanılgıya dikkat çeker.

Tevhîd anlayışından perdelenmiş, kesret üzere hayâta bakan kimseler, Hakk'ın kendilerine vermiş olduğu mal ve evlât türünden sûrî nîmetleri "hakîki hayr" sanıp, bunları Hakk'ın kendilerinden râzı olduğunun ve doğru yolda olduklarının delîli olarak görür ve sevinirler. Oysa bunlar ilâhî bir lütuf değil, aksine kişinin gaflet perdesini daha da kalınlaştıran bir "istidrâc"tır ki, kişiyi nîmet görüntüsü altında yavaş yavaş azâba sürükler.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) bu husûsta şöyle buyurdu: "Allâh Teâlâ'nın bir kula günâh işlemesine rağmen dünyâda sevdiği şeyleri ihsânda bulunduğunu görürseniz bilin ki o istidrâcdır." Ardından da şu âyet-i kerîmeyi okudu: "Kendile-rine hatırlatılanları unuttuklarında, onlara her şeyin kapısını açtık. Nihâyet kendilerine verilen nîmetlere sevinip zevke dalınca onları azâbımızla ansızın yakalayıverdik. Hemen ümitsizliğe kapılıp şaşkına döndüler." (En'âm 6/44) (Kaynak: Ahmed b. Hanbel, IV, 145).

"Hakîkî hayr", kişinin eşyânın hakîkatine ve kendi hakî-katine ârif olmasıdır. Ancak onlar, bütün şuurlarını sûrî nîmetlere yönelttikleri için, perdenin ardındaki hakîkati hissedemez ve anlayamazlar. "Bel lâ yeş'urûn" (şuur etmiyorlar) ifâdesi tam da bu şuur perdelenmesine işâret eder.


Âyet 57

اِنَّ الَّذ۪ينَ هُمْ مِنْ خَشْيَةِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَۙ

İnnellezîne hum min haşyeti rabbihim muşfikûn.

Rablerinin azametinden korkup titreyenler,