Nusâri'u lehum fî-lḣayrât(i)(c) bel lâ yeş'urûn(e)
(55-56) Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar!
Kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz. Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.
Bu ayet, Allah'ın insanlara verdiği nimetlerin, onların sandığı gibi bir iyilik yarışı veya Allah'ın onlara özel bir teveccühü olmadığını, aksine insanların bu nimetlerin gerçek anlamından ve hikmetinden gafil olduklarını dilbilimsel bir derinlikle ifade etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sar' (سرع) kelimesi, bir işi çabuk yapmak, hızla ilerlemek anlamına gelir. Ayetteki 'nüsâriu' (نُسَارِعُ) fiili, Allah'ın onlara nimetleri peş peşe ve hızla ulaştırmasını ifade eder, ancak bu, onların sandığı gibi bir lütuf değil, bir imtihan vesilesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Bu fiil, mecazi olarak, Allah'ın onlara istediklerini hemen vermesi, sanki onlara iyilikte acele ediyormuş gibi bir durum yaratmasıdır. Ancak bu, onların hak ettikleri bir şeyden ziyade, bir yanılgıya düşmelerine sebep olan bir durumdur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'sür'at' kavramının Kur'an'da bazen ilahi takdirin kaçınılmazlığını ve çabukluğunu ifade ettiğini belirtir. Burada ise, Allah'ın nimetleri vermedeki 'sürati', insanların bu nimetlerin gerçek amacını idrak edememeleriyle ilişkilidir; onlar bunu bir lütuf olarak algılarken, aslında bir imtihanın parçasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayr (خير) kelimesi, istenilen, beğenilen ve faydalı olan her şeyi kapsar. Ayetteki 'el-hayrât' (الْخَيْرَٰتِ) ise, özellikle mal ve evlat gibi dünyevi nimetleri ifade eder ki, bunlar insanlar tarafından genellikle 'iyilik' olarak algılanır, ancak Kur'an'da bazen bir imtihan vesilesi olarak da sunulur.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hayr, hem dünyevi hem de uhrevi faydaları içeren geniş bir kavramdır. Bu ayette ise, Allah'ın kafirlere verdiği mal ve evlat gibi dünyevi imkanları ifade eder. Onlar bu imkanları kendileri için bir 'hayır' zannederken, aslında bu, onların gafletini artıran bir durumdur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hayr' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda farklı anlamlar kazandığını belirtir. Bu ayetteki 'hayrât', mütekebbirlerin sahip olduğu maddi zenginlikleri ve evlatları ifade eder. Onlar bunları bir üstünlük ve Allah'ın kendilerine özel bir lütfu olarak görürken, ayet bu algıyı reddeder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Şu'ûr (شعور), bir şeyi bilmek, idrak etmek ve hissetmek anlamına gelir. Ayetteki 'lâ yeş'urûn' (لَّا يَشْعُرُونَ) ifadesi, onların Allah'ın kendilerine verdiği nimetlerin gerçek amacını ve hikmetini kavrayamadıklarını, bu konuda bir idrak eksikliği içinde olduklarını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Şu'ûr, ince ve gizli şeyleri idrak etme yeteneğidir. 'Lâ yeş'urûn' ifadesi, onların bu nimetlerin bir imtihan olduğunu, kendileri için bir hayır değil, bir aldanma vesilesi olabileceğini fark edemeyecek kadar gafil olduklarını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şu'ûr' kavramının Kur'an'da genellikle 'bilinçli farkındalık' veya 'derinlemesine idrak' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki olumsuz kullanımı, insanların Allah'ın kendilerine bahşettiği nimetlerin ardındaki ilahi planı ve hikmeti kavrayamadıklarını, bu konuda bir 'bilinçsizlik' içinde olduklarını vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.