Velleżîne hum birabbihim lâ yuşrikûn(e)
Rablerine ortak koşmayanlar,
Mü'minûn Sûresi
"Şirk", "Allâh'a eş ve ortak koşmak" demektir. Bu, tevhîdi inkâr olup en büyük günâhtır. Nitekim, Lokmân Sûresi 31/13 âyetinde "İnneş şirke le zulmun azîm" (Muhakkak ki şirk büyük bir zulümdür) ve Nisâ Sûresi 4/116 âyetinde "İnnallâhe lâ yagfiru en yuşrake bihî" (Muhakkak ki Allâh, kendisine şirk koşanları bağışlamaz) buyrulur.
Şirk iki türlüdür:
"Şirk-i celî" (açık şirk), Allâh'tan başka bir varlığı ilâh olarak kabul etmek, bir puta, heykele, insâna veya herhangi bir nesneye tapınmaktır. Mü'minler, îmânlarının en temel gereği olarak bu kaba şirk formundan zâten uzaktırlar.
"Şirk-i hafî" (gizli şirk) ise Hakk'ın Mutlak Varlığı'nın yanında, O'ndan bağımsız ikinci bir varlık görmek, yâni eşyânın kendine âit bir varlığı olduğunu zannetmektir. Oysa hakîkatte, Vücûd tektir, o da Hakk'ın Vücûdudur. Geri kalan her şey O'nun zuhûr ve tecellîleridir. Bu şirkten kurtulmak için îmân yeterli olmaz, kesret vehminden kurtulabilmek için hakîkî bir seyr-i sülûk gerekir.
Şirk-i hafî amel cennetlerine girmeye engel değildir, ancak zât cennetine girmeye mânî olur.
وَالَّذ۪ينَ يُؤْتُونَ مَٓا اٰتَوْا وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ اَنَّهُمْ اِلٰى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَۙ
Vellezîne yu'tûne mâ âtev ve kulûbuhum veciletun ennehum ilâ rabbihim râciûn.
Rabblerine dönecekleri için verdiklerini kalpleri ürpererek verenler,