İllâ ‘alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe-innehum ġayru melûmîn(e)
Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.
Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir.
Bu ayet, müminlerin cinsel mahremiyetlerini koruma prensibini vurgulamakta, özellikle eşler ve cariyeler dışındaki ilişkilerin yasaklandığını ve bu sınırlara uyanların kınanmayacağını belirtmektedir. Anahtar kavramlar, cinsel ilişkinin meşruiyet sınırlarını ve bu sınırlara riayet edenlerin durumunu dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'z-v-c' kökünün aslen 'birbirine eşlik eden, birbirine benzeyen iki şey' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ezvâcihim' ifadesi, erkeğin nikah akdiyle kendisine helal kılınan kadınları ifade eder ve bu bağlamda cinsel ilişkinin meşruiyetini gösterir. (s. 385)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ezvâc' kelimesini 'kadınlar' olarak açıklar ve ayetteki kullanımının, erkeğin cinsel olarak helal kılındığı kadınları ifade ettiğini belirtir. Bu, Kur'an'ın dilinde evlilik bağının önemini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zevç' kavramının Kur'an'da sadece eş anlamında değil, aynı zamanda 'birbirini tamamlayan çift' anlamında da kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, cinsel ilişkinin meşruiyetini sağlayan 'eş' kavramına odaklanılır ve bu ilişkinin dini ve ahlaki çerçevesini çizer.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'meleket' fiilinin 'sahip olmak, malik olmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'mâ meleket eymânuhum' ifadesi, kişinin yasal olarak sahip olduğu cariyeleri ifade eder ve bu bağlamda cinsel ilişkinin meşruiyetini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'm-l-k' kökünün 'bir şeye güç yetirmek, onu kontrol etmek' anlamını taşıdığını açıklar. Ayetteki kullanımı, kişinin yasal mülkiyeti altındaki cariyelerle olan ilişkisine işaret eder ve bu durumun o dönemdeki toplumsal ve hukuki yapısını yansıtır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mülk' ve 'malikiyet' kavramlarının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, bu ayette ise özellikle 'kölelik' veya 'cariye sahipliği' bağlamında kullanıldığını ve cinsel ilişkinin meşruiyetini belirleyen bir faktör olduğunu ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'eymân' kelimesinin 'sağ el' anlamına geldiğini, ancak 'mâ meleket eymânuhum' ifadesinde mecazi olarak 'sahip olunan şeyler' veya 'köleler/cariyeler' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu, Arap dilindeki mecaz sanatının bir örneğidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'yemin' kelimesinin 'sağ el' ve 'yemin etmek' anlamlarının yanı sıra, 'güç ve kudret' anlamında da kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'eymânuhum' ifadesi, kişinin üzerinde tasarruf yetkisi olan cariyeleri ifade eder ve bu tasarruf yetkisinin yasal bir dayanağı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yemin' kelimesinin 'sağ taraf' ve 'yemin' anlamlarının yanı sıra, 'bereket' ve 'güç' anlamlarına da geldiğini belirtir. 'Mülk-i yemin' tabiri ise, kişinin yasal olarak sahip olduğu ve üzerinde tasarruf yetkisi bulunan cariyeleri ifade eder. (s. 888)
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'levm' kökünün 'kınamak, ayıplamak' anlamına geldiğini ve bir fiilin kötü görülmesi durumunda kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'gayru melûmîn' ifadesi, belirtilen sınırlar içinde hareket edenlerin kınanmayacağını, yani yaptıkları fiilin meşru olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'levm' kelimesinin 'birini yaptığı bir şeyden dolayı azarlamak, kınamak' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, müminlerin eşleri ve cariyeleriyle olan ilişkilerinde meşru sınırlar içinde kaldıkları takdirde herhangi bir kınamaya maruz kalmayacaklarını ifade eder. (s. 745)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'kınama' (levm) kavramının genellikle ahlaki ve dini normlara aykırı davranışlar için kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, belirli sınırlar içinde kalan cinsel ilişkilerin bu kınamanın dışında tutulduğu, dolayısıyla ahlaki ve dini açıdan caiz olduğu vurgulanır.
Mü'minûn Sûresi
Bir evvelki âyet-i kerîmede geçen "koruma" ifâdesi mutlak bir inzivâ, varlıktan tamâmen el etek çekme anlamına gelmez. Okuduğumuz âyet, "illâ" (ancak, hâriç) diyerek meşrû bir kapı açar. Varlıkla helâl ve meşrû bir ilişkinin sınırlarını belirler.
Zâhiren bakıldığında, nikâhlı eşler ve câriyeler ile cinsel ilişki helâl kılınmıştır. Bu sınırı aşanlar (zinâ, eşcinsellik vb.) "haddi aşanlar" olarak nitelenir ve kınanır.
Âyeti işârî olarak yorumlarsak:
"Ezvâc" (Zevceler): Kişinin zevcesi onun nefsidir; kendisi de bir bakıma akıl ve rûhtur. Eğer akıl, nefsin başına buyruk hevâ ve heveslerini dizginleyip onu kendi emrine almışsa, yâni onu terbiye ederek kendine meşrû bir "eş" yapmışsa, bu izdivâc helâldir. Bu, nefsin meşru ve fıtrî arzularının, aklın denetiminde, Hakk'ın rızâsına uygun şekilde kullanılmasıdır.
"Mâ meleket eymânuhum" (Sağ elin sahip oldukları): "Eymân", "sağ el" ma'nâsınadır. "Sağ el" "akl-ı küll", "sol el" ise "nefs-i küll"dür.[5] Bu çerçevede, "sağ elin sahip oldukları" kişinin akl-ı küll yönündeki (ona uygun) düşünce ve faâliyetlerdir, diyebiliriz. Kulun, bedensel ve zihinsel melekelerini nefsinin esâretinde değil aklının hükümdârlığında ilâhî yönde kullanmasıdır.
"Ğayru melûmîn" (Kınanmazlar): Kendilerine verilmiş olan "furûc"u Hakk'ın çizdiği sınırlar içerisinde meşrû bir şekilde kullananlar, bundan ötürü kınanmaz ve ayıplanmazlar.
فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَاءَ ذٰلِكَ فَاُولٰئِكَ هُمُ الْعَادُونَ
~ ~ ~
Femenibteğâ verâe zâlike feulâike humul âdûn.
Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır.