Velâ nukellifu nefsen illâ vus'ahâ(s) veledeynâ kitâbun yentiku bilhakk(i)(c) vehum lâ yuzlemûn(e)
Biz hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitab vardır. Onlar zulme, haksızlığa uğratılmazlar.
Biz hiç kimseyi, gücünün yettiğinden başkası ile yükümlü kılmayız. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.
Mü'minûn Suresi 62. ayet, ilahi adaletin ve sorumluluğun sınırlarını belirlerken, her nefsin ancak taşıyabileceği yükümlülüklerle sorumlu tutulduğunu ve bu ilahi adaletin yazılı bir kayıtla güvence altına alındığını vurgulamaktadır. Ayet, insanın kapasitesi, ilahi kayıt ve adaletin tecellisi gibi temel kavramlar etrafında şekillenir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kelf (كَلْف) kelimesi, bir şeyi zorlukla ve meşakkatle yapmak anlamına gelir. Teklif (تَكْلِيف) ise, bir kişiye zorluk ve meşakkat içeren bir işi yüklemek demektir. Ayetteki 'lâ nukellifu' ifadesi, Allah'ın kullarına güçlerinin üzerinde bir yükümlülük yüklemediğini, yani onlara kaldıramayacakları bir zorluk teklif etmediğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Teklif, bir şeyi birine zorla yüklemek veya bir işi yapmasını istemektir. Ayetteki kullanım, Allah'ın kullarına güçlerinin yetmeyeceği bir şeyi emretmediğini, aksine onların kapasiteleri dahilinde sorumluluklar yüklediğini mecazi olarak anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Teklif kavramı, Kur'an'da genellikle insanın sorumluluk alanını ve bu sorumlulukların sınırlarını belirlemek için kullanılır. Bu ayette, Allah'ın adaletinin bir göstergesi olarak, hiçbir nefsin kapasitesini aşan bir yükümlülükle muhatap kılınmadığı vurgulanır. Bu, ilahi emrin insan fıtratına uygunluğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nefs (نَفْس), bir şeyin özü, hakikati ve varlığı anlamına gelir. İnsan için kullanıldığında, onun ruhunu, canını ve benliğini ifade eder. Ayetteki 'nefsan' ifadesi, her bir bireyi, her bir kişiyi kapsayarak, ilahi yükümlülüğün kişiye özel ve bireysel olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'nefs' kavramı, genellikle insanın bireysel varlığını, benliğini ve sorumluluk taşıyan özünü ifade eder. Bu ayette, her bir nefsin kendi kapasitesi dahilinde sorumlu tutulması, bireysel sorumluluk ve ilahi adaletin temel bir prensibi olarak öne çıkar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nefs, bir şeyin zatı ve hakikati demektir. İnsan için kullanıldığında, onun ruhu ve bedeniyle birlikteki bütünlüğünü ifade eder. Ayetteki 'lâ nukellifu nefsan' ifadesi, Allah'ın her bir bireyin özüne ve kapasitesine uygun bir sorumluluk yüklediğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vüs' (وُسْع), bir şeyin genişliği, kapasitesi ve gücü anlamına gelir. Ayetteki 'vüs'ahâ' ifadesi, her nefsin taşıyabileceği azami gücü ve imkanı ifade eder. Bu, Allah'ın kullarına kaldıramayacakları bir yük yüklemediği, aksine onların kapasitelerine uygun sorumluluklar verdiği ilkesini pekiştirir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Vüs', bir şeyin genişliği ve kapasitesidir. 'Lâ nukellifu nefsan illâ vüs'ahâ' ifadesi, Allah'ın kullarına ancak güçlerinin yettiği kadar yükümlülük yüklediğini, yani onlara takatlerinin üzerinde bir şey emretmediğini açıkça belirtir. Bu, ilahi adaletin ve merhametin bir göstergesidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Vüs', bir şeyin genişliği ve gücüdür. Ayetteki kullanım, Allah'ın kullarına yüklediği sorumlulukların, onların fiziksel ve zihinsel kapasiteleriyle uyumlu olduğunu, hiçbir zaman bu kapasitenin ötesine geçmediğini vurgular. Bu, şeriatın kolaylık ilkesini yansıtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kitâb (كِتَاب), yazılı olan her şey için kullanılır. Kur'an'da ise genellikle ilahi vahyedilmiş kitapları veya amellerin kaydedildiği defterleri ifade eder. Ayetteki 'kitâbun' ifadesi, Allah katında bulunan ve insanların amellerinin, sorumluluklarının ve karşılıklarının kaydedildiği bir kitabı, yani Levh-i Mahfuz'u veya amel defterlerini kasteder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kitap, yazılmış ve toplanmış şeydir. Bu ayetteki 'kitâb' ifadesi, Allah'ın katında bulunan ve her şeyin yazılı olduğu, hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı bir kaydı ifade eder. Bu kayıt, insanların haksızlığa uğramayacağının ve adaletin tam olarak tecelli edeceğinin garantisidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kitap, yazılı olan şeydir. Kur'an'da bu kelime, Allah'ın ilmini ve takdirini içeren, her şeyin detaylı bir şekilde kaydedildiği ilahi bir defteri ifade eder. Ayetteki 'kitâbun yenṭiqu bi'l-ḥaqqi' ifadesi, bu kitabın gerçeği konuştuğunu, yani adaletin ve hakikatin tam olarak orada bulunduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nutk (نُطْق), sesli olarak konuşmak ve ifade etmek anlamına gelir. Ayetteki 'yenṭiqu' ifadesi, kitabın mecazi olarak konuştuğunu, yani içerdiği bilgilerin ve hükümlerin açıkça ve doğru bir şekilde ortaya konulduğunu belirtir. Bu, ilahi kaydın şeffaflığını ve doğruluğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Konuşmak, bir şeyi ifade etmek ve açığa vurmaktır. Kitabın konuşması, onun içerdiği bilgilerin ve hakikatlerin açıkça ortaya konulmasıdır. Bu, mecazi bir anlatım olup, Allah katındaki kitabın adaleti ve gerçeği eksiksiz bir şekilde yansıttığını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Nutf (نُطْق) kelimesi, Kur'an'da sadece canlıların konuşması için değil, aynı zamanda cansız varlıkların da mecazi olarak bir şeyi ifade etmesi için kullanılır. Bu ayette, 'kitabın konuşması', onun içerdiği bilgilerin ve hükümlerin kesinliğini, doğruluğunu ve adaleti temsil ettiğini gösterir. Bu, ilahi adaletin yazılı bir güvence altında olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulm (ظُلْم), bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak veya hakkı sahibine vermemektir. Ayetteki 'lâ yuzlemûne' ifadesi, insanların ahirette amellerinin karşılığını alırken hiçbir şekilde haksızlığa uğramayacaklarını, yani hak ettiklerinden daha azıyla cezalandırılmayacaklarını veya hak etmedikleri bir ceza ile karşılaşmayacaklarını belirtir. Bu, ilahi adaletin mutlaklığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'zulm' kavramı, genellikle ilahi düzene aykırı hareket etmeyi, başkalarının haklarını çiğnemeyi ve adaletsizliği ifade eder. Bu ayette, Allah'ın kullarına karşı zulmetmeyeceği, yani onlara haksızlık yapmayacağı, ilahi adaletin temel bir prensibi olarak sunulur. Herkesin amellerinin karşılığını tam olarak alacağı güvence altına alınır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Zulm, bir şeyi yerinden saptırmak veya hakkı sahibine vermemektir. Ayetteki 'lâ yuzlemûne' ifadesi, Allah'ın kullarına karşı adil davranacağını, onların amellerinin karşılığını eksiksiz vereceğini ve hiçbir kimsenin zerre kadar haksızlığa uğramayacağını ifade eder. Bu, kıyamet günündeki ilahi muhasebenin adaletini vurgular.
Mü'minûn Sûresi
"Ve lâ nukellifu nefsen illâ vus'ahâ" (Biz hiçbir nefse gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz): Her nefsin (varlığın) Allâh'ın ezelî ilminde bir hakîkati vardır. Buna a'yn-ı sâbite (sâbit öz) denir. Her bir ayn-ı sâbite, Hakk'ın tecellîsini kabul etme konusunda kendine özgü bir isti'dât yâni potansiyel ve yatkınlığa sahiptir. İşte ayette geçen "vüs'at" (güç, kapasite) kelimesi, bu ezelî isti'dâta işâret etmektedir.
Allâh, bir varlığa varlık bahşederken, o varlığın ayn-ı sâbitesinin talep ettiği ve isti'dâtının kaldırdığı dışında bir şeyle onu "yükümlü" kılmaz. Yâni, bir taşın "taş olması", bir gülün "gül olması", bir insânın belli bir mizâc ile dünyâya gelmesi, onun ezelî hakîkatinin bir yansımasıdır. Allâh, gülden yâsemin olmasını istemez veya talep etmez. Her varlık, kendi ezelî potansiyelini gerçekleştirmek üzere varlık sahnesine çıkar. Bu, büyük bir ilâhî rahmet ve aynı zamanda adâlettir.
Dolayısıyla âyet şu ma'nâya gelir: "Biz her varlığa, onun ezelî isti'dâdı neyi gerektiriyorsa, Hakk'tan ne sûrette var olmayı dilemişse, varlık âleminde onu veririz."
"Ledeynâ kitâbun yantıku bil hakkı" (Katımızda hakkı söyleyen bir kitap vardır): "Katımızda", "Uluhiyyet mertebesinde" demektir. Oradaki "kitap", Allâh'ın ezelî ilmidir. Bütün varlıkların a'yân-ı sâbitelerinin ve isti'datlarının kayıtlı oldu-ğu Ulûhiyyet mertebesindeki bu kitap Levh-i Mahfuz'dur. Bu kitap, "Hakk'ı söyler", yâni Hakk'ın bu ilmî varlıkları âlem-i şehâdette nasıl zuhûra getireceğini ve onlarda isim ve sıfatları vâsıtasıyla nasıl tecellî edeceğini söyler. İlâhî tecellî rastegele değil, bu kitaptaki ezelî ilme göre gerçekleşir.
"Ve hum lâ yuzlemûn" (Ve onlara aslâ haksızlık edilmez): "Zulüm", bir şeyi âit olduğu yerin dışına koymaktır. Varlık bağlamında zulüm, bir varlığı kendi ezelî hakîkatine ve isti'dadına aykırı bir şekilde var olmaya zorlamak olurdu. Her bir varlık, kendi ezelî hakîkati ne ise, tam olarak o şekilde var edilir; işte bu sebeple, Hakk kimseye zulmetmez.
بَلْ قُلُوبُهُمْ ف۪ي غَمْرَةٍ مِنْ هٰذَا وَلَهُمْ اَعْمَالٌ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ هُمْ لَهَا عَامِلُونَ
Bel kulûbuhum fî gamratin min hâzâ ve lehum a'mâlun min dûni zâlike hum lehâ âmilûn.
Ancak kâfirlerin kalbleri bu Kur'ân'a karşı bir gaflet içindedir. Onların bundan başka yapageldikleri birtakım (kötü) işleri de vardır.