İçeriğe atla
Mü'minûn 70Cüz 18 · Sayfa 346

Mü'minûn Sûresi 70. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Em yekûlûne bihi cinne(tun)(c) bel câehum bilhakki veekśeruhum lilhakki kârihûn(e)

Yoksa "O cinnet getirmiş" mi diyorlar? Hayır o, onlara hakkı getirdi. Halbuki onların pek çoğu haktan hoşlanmamaktadırlar.

Mü'minûn Sûresi

"Em yekûlûne bihî cinneh" (Yoksa "O cinnet getirmiş" mi diyorlar?): Hakîkatle yüzleşmek istemeyen ve ona tahammül edemeyenlerin başvurduğu en eski îtirazlardan biri, onu getiren resûlü "cinnet geçirmiş" veya "deli" olarak yaftalamaktır. (Not: "Cinnet" kelimesinin geniş îzâhı (25)'inci âyetin altında yapılmıştır. İnkâr ehlinin hakîkati bastırmak için kullandığı diğer taktikler (48)'inci âyetin yorumunda ele alınmıştır.)

"Bel" (Hayır): Kur'ân, bu sığ ithamı, "Hayır!" diyerek en güçlü ve net şekilde reddeder.

"Câehum bil hakkı" (O, onlara hakkı getirdi): O, deliliğin tam zıttı olan şeyi, yâni varlığın dayandığı mutlak nizâm ve gerçekliği, bizâtihî Hakk'ı ve hakîkati getirmiştir.

O, Hakk'ı hem bir kelâm hem de bir hâl olarak getirmiştir. O'nun varlığı, hayâtı ve ahlâkı, getirdiği ilâhî mesajın canlı bir delîli, yaşayan bir tefsîri gibidir. İşte Efendimiz'in (s.a.v.) mi'râc'ın ertesi sabahında söylediği "men reânî fekad râ'el-hakk" (bana bakan Hakk'ı görür) sözü, bu hâlin zirvesidir. Bu, Efendimiz'in varlığının, Hakk'ın en saf tecellî ettiği ve O'nun ahlâkının görünür kılındığı bir "ayna" olduğu anlamına gelir. Dolayısıyla âyet, "O size Hakk'ın kendisini getirdi" diyerek bu makâm ve yaşantıya işâret etmektedir.

"Ve ekseruhum li'l-hakki kârihûn" (Hâlbuki onların çoğu Hakk'tan hoşlanmaz): Neden Hakk'tan hoşlanmazlar? Çünkü Hakk vahdeti talep ederken, onların vehmî benliği ikiliği ve ayrılığı ister. Hakk gelip de bâtıl zâil olunca, nefsin kendi üzerine kurduğu sahte saltanatı yıkılır, müstakil varlık olma vehmi son bulur. Bu yüzden, nefs-i emmâre, kendi "yok oluşuna" sebep olacağını bildiği Hakk'ın hakîkatinden içgüdüsel olarak "ikrâh eder", yani tiksinir ve ondan kaçar. Bu, gölgenin, kendisini yok edecek olan ışıktan kaçması gibidir.


Âyet 71

وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ اَهْوَٓاءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهِنَّۜ بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَنْ ذِكْرِهِمْ مُعْرِضُونَۜ

Ve levittebeal hakku ehvâehum le fesedetis semâvâtu vel ardu ve men fî hinn, bel eteynâhum bi zikrihim fe hum an zikrihim mu'ridûn.

Eğer Hakk onların arzularına uysaydı, gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi. Hayır, biz onlara zikirlerini getirdik. Onlar ise bu zikirlerinden yüz çeviriyorlar.