Em tes-eluhum ḣarcen feḣarâcu rabbike ḣayr(un)(s) vehuve ḣayru-rrâzikîn(e)
Ey Muhammed! Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da inanmıyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
(Resulüm!) Yoksa sen onlardan bir haraç mı istiyorsun? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Bu ayet, peygamberin tebliğ karşılığında dünyevi bir karşılık beklemediğini vurgularken, Allah'ın rızık vericiliğinin üstünlüğünü ve ahiret mükafatının daha hayırlı olduğunu dilbilimsel bir derinlikle ifade etmektedir. Anahtar kavramlar, isteme, ücret ve rızık verme ekseninde şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'سأل' kelimesinin 'bir şeyin elde edilmesi için talepte bulunmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'تَسْـَٔلُهُمْ' ifadesi, peygamberin insanlardan dünyevi bir karşılık isteme ihtimalini reddederek, onun tebliğinin samimiyetini ve Allah rızası için olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'سأل' fiilinin Kur'an'da bazen 'talep etmek, istemek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, peygamberin tebliğ görevi karşılığında maddi bir beklentisi olmadığını mecazi bir dille ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'خَرْج' kelimesinin 'bir iş karşılığında verilen ücret, bedel' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'خَرْجًا' ifadesi, peygamberin tebliğ görevi için insanlardan herhangi bir maddi karşılık beklemediğini net bir şekilde ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'خَرْج' kelimesinin 'bir yerden çıkan şey' veya 'bir iş karşılığında ödenen bedel' anlamlarına geldiğini belirtir. Bu bağlamda, peygamberin tebliğ karşılığında talep ettiği varsayılan dünyevi bir 'çıktı' veya 'ücret' anlamında kullanılmıştır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'خَرْج' kelimesinin 'bir şeyin karşılığı olarak verilen şey' anlamını taşıdığını ifade eder. Ayetteki 'خَرْجًا' kelimesi, peygamberin tebliğ görevi için dünyevi bir karşılık beklentisi olmadığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'خَرَاج' kelimesinin 'bir şeyin karşılığı olarak verilen büyük ecir, mükafat' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'خَرَاجُ رَبِّكَ' ifadesi, Allah'ın peygambere vereceği ahiret mükafatının, insanların verebileceği dünyevi karşılıktan çok daha üstün ve hayırlı olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'خَرَاج' kelimesinin 'bir şeyin karşılığı olarak elde edilen gelir veya fayda' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, Allah'ın peygambere vereceği manevi ve uhrevi 'gelir' veya 'fayda' olarak anlaşılmalıdır ki bu, dünyevi karşılıklardan daha değerlidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'ecir' ve 'karşılık' kavramlarının genellikle dünyevi beklentilerin ötesinde, ilahi bir mükafatı ifade ettiğini belirtir. 'خَرَاجُ رَبِّكَ' ifadesi de bu bağlamda, Allah'ın vaat ettiği manevi ve ebedi karşılığın üstünlüğünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'رزق' kelimesinin 'Allah'ın kullarına verdiği her türlü nimet ve geçim kaynağı' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'ٱلرَّٰزِقِينَ' ifadesi, Allah'ın tüm rızık verenlerin en üstünü olduğunu ve gerçek rızık kaynağının O olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'رزق' kelimesinin 'Allah'ın kullarına bahşettiği her türlü fayda ve geçim' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Allah'ın 'ٱلرَّٰزِقِينَ' olarak nitelendirilmesi, O'nun mutlak rızık verici ve lütuf sahibi olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'رزق' kökünün Kur'an'da sadece maddi rızkı değil, aynı zamanda manevi ve uhrevi nimetleri de kapsadığını ifade eder. Ayetteki 'خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ' ifadesi, Allah'ın hem dünyevi hem de uhrevi tüm rızıkların en hayırlı sağlayıcısı olduğunu vurgular.
Mü'minûn Sûresi
"Em tes'eluhum harcen" (Yoksa sen onlardan bir karşılık mı istiyorsun?): Buradaki hitap Ulûhiyyet mertebesinden Risâlet mertebesinedir. Bir soru cümlesiyle, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) müşriklerden herhangi bir dünyevî menfaat beklemediği ilân edilmektedir. Nitekim, Efendimiz (s.a.v.) risâlet iddiâsından vazgeçmesi için müşrikler tarafından kendisine yapılan teklîfe, "güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler, ben yine bu dinden, bu teblîğden vazgeçmem" diyerek cevap vermişlerdir.
Hakîkatte müşriklerin Efendimiz'e (s.a.v.) verecek bir şeyleri de yoktur, çünkü mülkün de rızkın da gerçek sâhibi ancak Allâh'tır. O kulu için bir hayr ve rahmet dilerse onu kimse engelleyemez ve kuluna bir musîbet ulaşmasını dilerse onu O'ndan başka kimse gideremez (En'âm 6/17).
"Fe haracu rabbike hayrun" (Rabbinin karşılığı daha hayırlıdır): "Rabbinin karşılığı" iki türlüdür. Birincisi, tüm mev-cûdâta verdiği genel karşılık ve rahmettir ki, onlara bir varlık verir (onları bu âlemde zuhûra getirir) ve ihtiyaçlarını temîn eder. İkincisi, özelde bazı kullarına verdiği, kulunu vehmî varlığından kurtarıp hakîkî varlığına ve ma'rifetullâha ulaştırma nîmetidir ki bu, serâbı bırakıp okyanusa dalmak gibidir. Dünyâ hayatının geçici menfaatlerinin yanında bu çok daha hayırlıdır.
"Ve huve hayrur râzikîn" (O, rızık verenlerin en hayırlısıdır): "Rızık" kavramı yalnızca yiyecek, içecek gibbi maddî ihtiyaçlarla sınırlı değildir; varlığını sürdürmek ve kemâle ermek için ihtiyaç duyulan her şeydir.
Esmâ'ül Hüsnâ'dan birisi de "Rezzâk"tır. Kesret âleminde bu esmânın tecellî ettiği mahallerde sanki başka rızık verenler de varmış zannedilir, oysa hakîkatte tek rızık veren (Râzık-ı Mutlak) yalnızca Hakk'tır, diğerleri ancak Hakk'ın birer tecellî mahalli ve vesîlesidir. "En hayırlısı" ifâdesi, işte bu hakîkati belirtmektedir.
وَاِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ
Ve inneke le ted'ûhum ilâ sırâtın mustakîm.
Şüphesiz sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.