Ve-inne-lleżîne lâ yu/minûne bil-âḣirati ‘ani-ssirâti lenâkibûn(e)
Fakat ahirete inanmayanlar, ısrarla bu yoldan çıkmaktadırlar.
Mü'minûn Sûresi
"Âhirete îmân etmeyenler", ilâhî rahmetin ve lütfun tecellîgâhı olan "Hâdî" esmâsının sırât-ı müstakîminden yüz çevirmiş; kendi ezelî isti'dâdlarının ve rabb-i hâssları olan Mudill isminin (veya diğer Celâlî isimlerin) gerektirdiği "sırât-ı müstakîm" üzerinde, sonu ilâhî gazap olan bir hedefe doğru dosdoğru ilerlemektedirler. Onların bu "sapması", Peygamber aracılığıyla gelen emr-i teklîfîye muhâlefet etmeleriyle dünyâ sahnesinde tecellî etmiş ve kendilerine karşı kesin bir delîl (hüccet-i bâliğa) oluşturmuştur.
وَلَوْ رَحِمْنَاهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِمْ مِنْ ضُرٍّ لَلَجُّوا ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ
Ve lev rahımnâhum ve keşefnâ mâ bihim min durrin le leccû fî tugyânihim ya'mehûn.
Biz onlara merhamet edip başlarına gelen zararı giderseydik, yine de azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlardı.