İçeriğe atla
Mü'minûn 76Cüz 18 · Sayfa 347

Mü'minûn Sûresi 76. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Velekad eḣażnâhum bil'ażâbi femâ-stekânû lirabbihim vemâ yetedarra'ûn(e)

Andolsun, biz onları azap ile kıskıvrak yakaladık da yine Rablerine boyun eğmediler ve O'na yalvarıp yakarmadılar.

Mü'minûn Sûresi

"Ve lekad ehaznâhum bil azâbi" (Andolsun, biz onları azâb ile yakaladık): "Azâb", Cenâb-ı Hakk'ın Kahhâr, Münta-kîm, Müzill, Kâbıd, Dârr gibi Celâlî isimlerinin tecellîsidir. Ancak, bu âyette bahsedilen "azâb" mutlak bir kahır değil, bir dâvettir, bir ilaçtır. Acı bir ilaçtır ama amacı şifâdır. Amaç kulun Rabbi'ne dönmesi için onu biraz sarsmaktır.

Daha evvel bahsedildiği gibi Cenâb-ı Hakk kullarını imti-hân ederek onlardan marzî (razı olunan) ile mağzûb (gazap edilecek) olanların ayrışmasını (temyiz) irâde eder. Azâb geldiğinde, a'yân-ı sâbitesi Hâdî'ye bağlı olan kişiler tevbe ve teslîmiyete yönelirken,  Mudill'e bağlı olanlar daha da katılaşır ve isyân eder. Yâni, azâb, kişileri "sıkıntıya düşürmek" için değil, "hakîkatlerini ortaya çıkarmak" için gelir. Azâb, altının sahtesinden ayrılmasına yarayan bir mihenk taşı gibidir; herkesin içindeki mâdeni ortaya döker.

"Fe mestekânû li rabbihim" (Yine Rablerine boyun eğ-mediler): Onları azâb ile yakalayan, Rabbü'l-Erbâb olan Allâh'tır. Rabbü'l-Erbâba boyun eğmek, O'nun hidâyet yoluna olan dâvetine icâbet etmek, kendi rabb-i hâsslarının hük-münden ve yolundan vazgeçmek, yâni kendi ezelî programlarını inkâr etmek anlamına gelirdi, o sebeple boyun eğmediler. Onlar, Rabbü'l-Erbâb'ın emr-i teklîfîsine değil, kendi rabb-i hâsslarının emr-i irâdîsine tâbîdirler. Boyun eğmek, onların ezelî hakîkatinin değiştirilmesi demek olurdu ki, bu, Allâh'ın kendi ilminde ve irâdesinde bir değişiklik olması anlamına geleceği için muhâldir.

"Ve mâ yetedarreûn" (Ve O'na yalvarıp yakarmadılar): Yalvarmak, kişinin kendi yolunun yanlış, yalvardığı makâmın yolunun ise mutlak doğru ve tek kurtuluş kapısı olduğunu ikrâr etmesini gerektirir. Onlar, Rabbü'l-Erbâb'a yalvarıp, "Yâ Rabbî, bizi bu Mudill'in yolundan kurtar, kendi marzî yolun olan Hâdî'nin yoluna ilet" diyemezler. Çünkü onların zevki, Mudill'in yolundadır. Yalvarmaları, kendi varlıklarına ihânet olurdu. Eğer bir yakarışları olsaydı bile bu, "Yâ Rabbî! Üzeri-mizdeki şu azâbı kaldır ki, kendi bildiğimiz yolda yürümeye devâm edelim" şeklinde olurdu.


Âyet 77

حَتّٰٓى اِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَاباً ذَا عَذَابٍ شَد۪يدٍ اِذَا هُمْ ف۪يهِ مُبْلِسُونَ۟

Hattâ izâ fetahnâ aleyhim bâben zâ azâbin şedîdin izâ hum fîhi mublisûn.

Sonunda onlara şiddetli bir azâb kapısı açtığımızda bir de bakarsın onun içinde ümitsizliğe düşüvereceklerdir.