İçeriğe atla
Mü'minûn 77Cüz 18 · Sayfa 347

Mü'minûn Sûresi 77. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Hattâ iżâ fetahnâ ‘aleyhim bâben żâ ‘ażâbin şedîdin iżâ hum fîhi mublisûn(e)

Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımızda bir de bakarsın onun içinde ümitsizliğe düşüvereceklerdir.

Mü'minûn Sûresi

Bu âyet, bir önceki âyette bahsedilen dünyevî "azâbın" (bi'l-azâb), nihaî ve hakîkî "azâbın" (azâbin şedîd) yanında sâdece bir başlangıç ve bir işâret olduğunu bildirir.

"Hattâ" (Sonunda): Onları emr-i teklîfîye uymaları için bazen genişlik ve rahmet bazen de darlık ve azâbla uyardık. Nihâyet bu imtihân sürecinin sonuna gelindi. Emr-i irâdî ile sâbitlenmiş hakîkatleri dünyâda zuhûr edip tescillendi.

"İzâ fetahnâ aleyhim bâben" (Üzerlerine bir kapı açtığımız zaman): "Kapı", dünyâ hayâtından (dâr-ı imtihândan) âhirete (dâr-ı cezâya) geçiş kapısıdır. Bu kapı açıldığında, artık kişilere emr-i teklîfîye uymaları için verilen süre dolmuş, tevbe imkânı da ortadan kalkmıştır. Artık, dünyâdayken yapılan amellerle ve bunların cezâsıyla (neticeleriyle) yüzleşme vakti gelmiştir.

"Zâ azâbin şedîdin" (şiddetli bir azâb kapısı): (76)'ıncı ayette bahsedilen "bi'l-azâb", dünyevî bir temeyyüz aracı idi. Kişileri emr-i teklîfiye uymaya yöneltmeyi murâd eden, Celâl görüntüsünde Cemâl tecellîsiydi. Buradaki "azâb-ı şedîd" ise âhiret azâbıdır. Mudill, Kahhâr, Müntakîm gibi Celâlî isimlerin artık Cemâl tecellisi ile karışmadan, saf ve mutlak bir şekilde tecellî etmesidir. Bu azâb, Hakk'ın yolundan tamâmen kopmuş olmanın getirdiği karanlık ve ızdıraptır.

"İzâ hum fîhi mublisûn" (Onlar o kapının içinde hemen ümitsizliğe düşerler): "Müblisûn", "her türlü hayırdan ümidini kesmiş, şok içinde donakalmış, sessiz bir çaresizliğe gömülmüş" demektir. Bu kelime "İblîs" ile aynı kökten gelir.

Neden "müblis" olurlar? Çünkü dünyâ hayâtında, rabb-i hâssları olan Mudill'in sırât-ı müstakîmi üzerinde yürürken bir zevk, tatminkârlık ve doğru yolda oldukları zannı içindeydiler. Kendi dar yollarını âlemin tek hakîkati sanıyorlardı. O "kapı" açıldığında, kendi yollarının (Mudill sırâtının) bir çıkmaz sokak olduğunu anladılar. Rabbü'l-Erbâb'ın rızâsına götüren Hâdî sırâtından ne kadar uzaklaştıklarını ve artık o yola dönme imkânının kalmadığını anladılar. Böylece, bütün sahte umut-ları çöktü.

Onlar ezelî ilimdeki a'yân-ı sâbitelerine uygun olarak bu yolu talep ettiler; dünyâda emr-i teklîfîyi kendi özgür irâdeleriyle reddettiler, yalnızca emr-i irâdîye uydular. Ve şimdi bu seçimin kaçınılmaz sonucuyla, yâni Allâh'ın rahmetinden ve rızâsından kopuşla karşı karşıya kaldılar. Artık geriye, dönüşü olmayan bir çâresizliğin getirdiği sonsuz hüsrân ve sessiz bir ümitsizlik kaldı.


Âyet 78

وَهُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْشَاَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلاً مَا تَشْكُرُونَ

Ve huvellezî enşee lekumus sem'a vel ebsâra vel ef'ideh, kalîlen mâ teşkurûn.

Hâlbuki O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşâ edendir. Ne kadar az şükrediyorsunuz!