Vehuve-lleżî żeraekum fî-l-ardi ve-ileyhi tuhşerûn(e)
O, sizi yeryüzünde yaratıp türetendir. Sadece O'nun huzurunda toplanacaksınız.
Ve sizi yeryüzünde yaratıp türeden O'dur. Sırf O'nun huzuruna toplanacaksınız.
Bu ayet, Allah'ın insanı yeryüzünde yaratma ve çoğaltma kudretini, ardından da O'nun huzurunda toplanılacağı gerçeğini vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, yaratma, yayma ve toplanma fiilleri üzerinden Allah'ın rububiyetini ve ahiret inancını pekiştirmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zerae' fiilinin 'halka' (yaratma) ve 'kesere' (çoğaltma) anlamlarını içerdiğini belirtir. Ayetteki 'zerâeküm' ifadesi, Allah'ın insanı başlangıçta yaratmasını ve ardından nesillerini yeryüzünde çoğaltarak yaymasını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ez-zer' kelimesinin 'yaratmak ve çoğaltmak' anlamında kullanıldığını, özellikle de Allah'ın canlıları yeryüzünde yaratıp yaymasını ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, insanın yeryüzünde var edilip neslinin devam ettirilmesi anlamındadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki yaratma fiillerinin farklı nüanslarına dikkat çeker. 'Zerae' fiilinin, sadece yaratmakla kalmayıp, aynı zamanda yaratılan şeyi yeryüzüne yayma ve çoğaltma boyutunu da içerdiğini, bu ayetteki bağlamda insanın yeryüzündeki varoluşunun ve yayılışının ilahi bir fiil olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'el-ard' kelimesinin Kur'an'da hem bilinen yeryüzü anlamında hem de belirli bir bölge veya ülke anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'fi'l-ard' ifadesi, insanın yaratıldığı ve yaşadığı genel yeryüzü alanını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'el-ard' kelimesinin 'göğün zıttı olan ve üzerinde yaşadığımız yüzey' olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın insanı bu belirli mekânda, yani yeryüzünde var ettiğini ve çoğalttığını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'haşr' kelimesinin 'insanları veya hayvanları bir yerden başka bir yere toplamak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tuhşerûn' ifadesi, kıyamet gününde tüm insanların Allah'ın huzurunda toplanacağını, bir araya getirileceğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'el-haşr' kelimesini 'dağınık olan şeyleri bir araya getirmek' olarak açıklar. Özellikle Kur'an'da bu kelimenin ahiret bağlamında, insanların hesap vermek üzere bir araya getirilmesi anlamında kullanıldığını vurgular. Bu ayetteki kullanımı da ahiretteki bu toplanmayı işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'haşr' kavramının Kur'an'da genellikle kıyamet günü diriliş ve hesap için toplanma anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'tuhşerûn' fiili, Allah'ın yaratma kudretinin ardından, O'nun huzurunda toplanma ve hesap verme zorunluluğunu vurgulayarak ahiret inancının temel bir unsuru olduğunu gösterir.
Mü'minûn Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
"Zereekum fîl ardı" (Sizi yeryüzünde halk etti, saçtı, yaydı): "Zere'e" fiili, "tohum ekmek, saçmak, yaymak" anla-mına gelir. Bâtınen, ilâhî hakîkatlerin, "a'yân-ı sâbite"nin, kesret âlemine âdeta tohumlar gibi ekilmesi ve Zâhir ismi ile zuhûra gelmesidir. Cenâb-ı Hakk, "nefes-i rahmânî"si ile kendi "gizli hazînesini" bilinmek için âlem sahnesine saç-mıştır. Her birimiz, bu ilâhî tarlaya ekilmiş birer tohum gibiyiz. Bu zuhûrun gâyesi kişilerde potansiyel olarak var olan isti'dâd ve kâbiliyetleri fiiliyata dönüştürmek ve müşâhedeye getirmektir. Bu dünyâ kişilerin hakîkatlerinin ortaya çıktığı bir imtihân sahnesidir.
"Ve ileyhi tuhşerûn" (Sâdece O'nun huzûrunda toplana-caksınız): "Haşr", "yayma"nın tam tersidir; dağınık olanı bir araya getirmektir. Âleme saçılmış olan tüm tecellîlerin, tüm sûretlerin ve gölgelerin asıllarına, yâni Hakk'a rücû edeceği-nin (döneceğinin) ifâdesidir. Gayriyyet'in (fark) bitmesi, Vahdet'in (cem') başlamasıdır.
Bu "toplanma", sâdece kıyâmet günündeki gerçekleşecek bir toplanma değildir. Bâtınen, kişinin kendi dağınık nefsini, heveslerini ve bağımsız benlik vehmini terk ederek, tüm fiillerin ve varlığın tek Fâil'de ve tek Varlık'ta toplandığını idrâk etmesidir. "Ölmeden önce ölmek", bu haşrı daha henüz dünyâdayken yaşamaktır.
وَهُوَ الَّذ۪ي يُحْـي۪ وَيُم۪يتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
Ve huvellezî yuhyî ve yumîtu ve lehuhtilâful leyli ven nehâr, e fe lâ ta'kılûn.
O, diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takib etmesi de O'na aittir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?