İçeriğe atla
Mü'minûn 80Cüz 18 · Sayfa 347

Mü'minûn Sûresi 80. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Vehuve-lleżî yuhyî veyumîtu velehu-ḣtilâfu-lleyli ve-nnehâr(i)(c) efelâ ta'kilûn(e)

O, diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takib etmesi de O'na aittir. Hala aklınızı kullanmıyor musunuz?

Mü'minûn Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

"Ve huvellezî yuhyî ve yumîtu" (O, diriltendir, öldüren-dir): İçinde bulunduğumuz şehâdet âlemi, "kevn" ve "fesâd" üzerine kurulmuştur; her şey doğar ve ölür, zuhûr eder ve kaybolur. Burada, Cenâb-ı Hakk'ın Muhyî (Dirilten) ve Mümît (Öldüren) esmâları sürekli tecellî hâlindedir.

Cenâb-ı Hakk, her ân varlığa isim ve sıfatlarıyla tecellî ederek onu "var" kılar, sonra bir önceki ândaki tecellîsini ortadan kaldırarak o varlık formunu "öldürür". Aldığımız her bir nefes, "Muhyî" isminin bir tecellîsi, verdiğimiz her nefes de, "Mumît" isminin bir tecellîsidir. Varlık, sabit ve durağan bir şey"değildir; her ân yok olup yeniden var olan bir tecellîler nehridir. Bu sürekli "ölüm" ve "diriliş" döngüsünü idrâk etmek, âhiretteki "haşr"i idrâk etmenin bir anahtarıdır.

Bâtınen; Muhyî ismi hidâyet ile kalplerin dirilmesi, Mümît ismi ise dalâlet ve cehâlet ile kalplerin ölmesidir.

Not: Ölme ve dirilme hakkında ilâve bilgiler (15)-(17)'inci âyetlerin yorumlarında verilmiştir.

"Ve lehuhtilâful leyli ven nehâr" (Gece ile gündüzün birbirini takib etmesi de O'na aittir): Gece, bâtını, sükûneti, vahdeti, fenâ-fillâh'ı, ölümü, Celâl ve Mümît isimlerini sembolize eder. Gündüz ise zâhiri, kesreti, doğumu, hareketi, bakâ-billâh'ı, Cemâl ve Muhyî isimlerini sembolize eder. Bu iki zıt birbirine karışmadan, mükemmel bir nizâm içerisinde, tek hakîkatin iki farklı yüzü olarak birbirini tamamlar.

"E fe lâ ta'kılûn" (Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?): Akıl kelimesi "bağlamak" kökünden gelmektedir. Akletmek, fark içinde cem'i, zâhirin ardındaki bâtını müşâhede etmektir. Sûretleri illetlerine, kesreti vahdete, hâdisi (sonradan meydana geleni) kadîme bağlamaktır.


Âyet 81

بَلْ قَالُوا مِثْلَ مَا قَالَ الْاَوَّلُونَ

Bel kâlû misle mâ kâlel evvelûn.

Hayır onlar, öncekilerin söyledikleri sözler gibi sözler ettiler.