Kul men rabbu-ssemâvâti-sseb'i verabbu-l'arşi-l'azîm(i)
De ki: "Yedi kat göklerin Rabbi, büyük Arş'ın Rabbi kimdir?"
"Yedi kat göklerin Rabbi, azametli Arş'ın Rabbi kimdir?" diye sor.
Bu ayet, Allah'ın evren üzerindeki mutlak egemenliğini ve yaratıcılığını vurgulamak için yedi gök ve yüce arş gibi kozmik unsurların Rabbini sorgulamaktadır. Dilbilimsel olarak, 'Rab' kavramının geniş kapsamı ve 'arş'ın yüceliği ön plana çıkarılmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), bir düşünceyi veya anlamı ifade etmek için kullanılan kelime veya cümle demektir. Ayetteki 'Kul' emri, Hz. Peygamber'e hitaben, muhataplara Allah'ın birliğini ve kudretini tebliğ etmesini emretmektedir. Bu, sadece bir sözü aktarmak değil, aynı zamanda bir hakikati ilan etmektir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavl, hem zihinsel hem de lafzi ifadeyi kapsar. Ayetteki 'Kul' emri, Allah'ın emrini tebliğ etme ve muhatapları düşünmeye sevk etme amacını taşır. Bu, sadece bir fiil değil, aynı zamanda bir davettir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rab (رب), bir şeyi ıslah ederek kemale erdiren, sahip ve efendi demektir. Allah için kullanıldığında, yaratma, rızık verme, terbiye etme ve yönetme gibi tüm ilahi sıfatları kapsar. Ayette 'Yedi göğün ve yüce arşın Rabbi' ifadesi, Allah'ın tüm evren üzerindeki mutlak egemenliğini ve yaratıcılığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'Rab' kavramı, sadece 'sahip' veya 'efendi' anlamından öte, varlıkları yaratan, besleyen, terbiye eden ve nihai olarak yöneten mutlak güç ve otoriteyi ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın kozmik düzenin tek ve yegane yaratıcısı ve yöneticisi olduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Rab, Arapçada 'malik' (sahip) ve 'seyyid' (efendi) anlamlarına gelir. Kur'an'da ise bu anlamlar, Allah'ın yaratma, rızık verme ve her şeyi idare etme kudretini ifade etmek için kullanılır. Ayetteki 'Rabbu's-semâvâti'l-seb'i ve Rabbu'l-Arşi'l-Azîm' ifadesi, Allah'ın bu sıfatlarının evrenin en büyük unsurlarına dahi şamil olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Semâ (سماء), yukarıda olan her şey için kullanılır. Kur'an'da genellikle yedi kat gök olarak zikredilir ve Allah'ın kudretinin ve yaratıcılığının bir göstergesi olarak sunulur. Ayetteki 'es-semâvâti's-seb'' (yedi gök) ifadesi, evrenin genişliğini ve Allah'ın yaratma sanatının büyüklüğünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Semâ, kelime anlamı olarak 'yükseklik' ifade eder. Kur'an'da hem maddi gök cisimlerini hem de manevi âlemleri ifade etmek için kullanılır. Ayetteki 'yedi gök' ifadesi, Allah'ın yaratılışındaki mükemmelliği ve düzeni simgeler, aynı zamanda O'nun kudretinin sınırsızlığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Arş (عرش), kelime olarak 'yüksek yer, taht' anlamına gelir. Kur'an'da Allah'ın kudret ve egemenliğinin sembolü olarak kullanılır. Ayetteki 'el-Arşi'l-Azîm' (yüce arş) ifadesi, Allah'ın tüm varlıklar üzerindeki mutlak hükümranlığını ve yüceliğini temsil eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Arş, Allah'ın kudretinin ve azametinin tecelli ettiği en yüce makamdır. Ayetteki 'yüce arş' ifadesi, Allah'ın yaratılmışların en büyüğü üzerindeki hakimiyetini ve O'nun eşsiz büyüklüğünü vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Arş, Kur'an'da Allah'ın kudretinin ve hükümranlığının sembolik bir ifadesidir. Maddi bir taht olmaktan ziyade, Allah'ın evren üzerindeki mutlak otoritesini ve yönetimini temsil eder. Ayetteki 'yüce arş' ifadesi, bu otoritenin ve yüceliğin en üst düzeyde olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azîm (عظيم), hem maddi hem de manevi büyüklüğü ifade eder. Allah için kullanıldığında, O'nun zatının ve sıfatlarının eşsiz yüceliğini ve büyüklüğünü belirtir. Ayette 'el-Arşi'l-Azîm' ifadesi, arşın sadece fiziksel olarak büyük değil, aynı zamanda manevi olarak da çok yüce ve önemli olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Azîm, her türlü noksanlıktan münezzeh, kemal sıfatlarıyla muttasıf olan demektir. Ayette 'Arş'ın Azîm' olarak nitelendirilmesi, onun Allah'ın kudret ve azametinin en büyük tecelligahı olduğunu ve bu nedenle eşsiz bir yüceliğe sahip olduğunu gösterir.
Mü'minûn Sûresi
Bu âyet ile sorgulama, mülk âleminden daha yukarılara, melekût âlemine taşınmıştır.
"Yedi kat semâ"nın îzâhı (17)'inci âyette yapılmıştı, dileyenler oraya bakılabilir.
"Arş" kelimesinin lügat ma'nâsı "yüksek yer, tavan ve çatı"dır. Mecâzî yönden "taht ve koltuk" anlamlarında da kullanılır. Burada, "kevn âleminin çatısı" anlamındadır.
Tâhâ Sûresi 20/5 âyetinde "Er rahmânu alel arşistevâ" (Rahmân arşa istivâ etmiştir) buyrulur ki, "bütün mevcûdât, O'nun hükümranlığı altında olup kuşatıcı rahmetiyle ayakta durur," demektir.
"Arş" kelimesine nispet eden "taht" ma'nâsı Rahmân'ın hükümranlığını; "çatı" ma'nâsı ise kuşatıcı ve koruyucu oluşunu ifâde eder. Bu iki kelimenin bizlerdeki enfüsî karşılıkları nedir denilirse; "taht" gönlümüz, "çatı" ise aklımızdır.
"Rabbul arşil azîm" (Büyük arşın Rabbi) ifâdesinin yorumunu Mesnevî-i Şerîf, Ahmed Avni Konuk şerhinden alalım (Cilt 13, sayfa 214).
[4550] O azîmü'l-arştır ve O'nun arşı muhîttir (her şeyi kuşatmıştır). O'nun adlinin (adâletinin) tahtı bütün canlar üzerine basîttir (yayılmıştır).
"Arş"tan murâd, Zât-ı Hakk'ın sıfatı olan "vücûd" tahtıdır ki, onun bu varlık sıfatının nihâyeti yoktur. Binâenaleyh o azîmü'l-arştır; ve onun vücûd-ı hakîkîsi vücûd-ı izâfî âlemini kaplamıştır. O'nun adâletinin tahtı bütün canlar üzerine yayılmıştır ve şâmildir. "Basît", "mebsût" ma'nâsında "yayılmış" demektir.
[4551] O'nun arşının köşesi sana vâsıl olmuştur. Sakın, dînin ve adlin gayrı ile elini kımıldatma!
O'nun vücûd-ı hakîkîsi arşının köşesi, senin rûhunun ve cisminin varlığı olmak üzere, sana vâsıl olmuştur. Binâenaleyh varlığın ve vücûd-ı izâfîn O'nun vücûd-ı hakîkîsi hâricinde değildir. Hak Teâlâ her ân mirsâd üzerinde (gözetleme yerinden) senin ef'âline nâzırdır. Sakın, dînin ve adlin gayrı ile elini kımıldatma! Bütün ef'âl ve harekâtını emr-i ilâhîye inkıyâd (boyun eğerek) ve adâlet sûretiyle icrâ et!
"Arş", varlık mertebelerini bir cem'de toplar. İnsân‑ı Kâmil de mertebeleri cem edişi sebebiyle "Arş‑ı Rahmân"a benzetilir. "Allâh insânı Rahmân sûretinde halk etti" hadîsinin bir ma'nâsı da budur.
سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ
Seyekûlûne lillâh, kul e fe lâ tettekûn.
"Allâh'ındır" diyecekler. "Öyle ise O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de.