Seyekûlûne li(A)llâh(i)(c) kul efelâ teżekkerûn(e)
"Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız?" de.
Mü'minûn Sûresi
"Seyekûlûne lillâh" ("Allâh'ındır" diyecekler): Bu, müşriklerin bile inkâr edemediği fıtrî bir bilgidir. Ancak onlar, yaşam tarzlarını, sosyal statülerini ve alışkanlıklarını değiştirmek istemedikleri için bu kabûlün mantıksal sonuçlarına (evreni var eden Hakk'ın aynı zamanda "yasa koyucu" ve "hesap sorucu" olduğu hakîkatine) uygun bir yaşamı benimsemek istemeyip, nefslerine uygun sonuçlara ulaşacak şekilde akıl yürütüyor, yahut hiç düşünmeden gaflet içerisinde yaşıyorlardı.
Ârif için bu cevap, "Mülk Allâh'ındır" demekten öte, "Vücûd Allâh'ındır" demektir. Yâni yeryüzü ve içindekilerin kendine âit bir varlığı yoktur; onların varlığı, Hakk'ın varlığının bir tecellîsidir. Mülk, Mâlik'ten ayrı değildir.
"Fe lâ tezekkerûn" (Hiç düşünmez misiniz?): "Tezekkür" kelimesi "hatırlama, anma, gafletten uyanma" anlamlarına gelir. Aslını, kökenini, her şeyin tek bir Varlık'tan ibâret olduğunu yeniden idrâk etmektir. Tasavvuftaki "zikir"in amacı da bu hatırlamadır.
قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ
Kul men rabbus semâvâtis seb'ı ve rabbul arşil azîm.
De ki: "Yedi kat göklerin Rabbi, büyük Arş'ın Rabbi kimdir?"