Seyekûlûne li(A)llâh(i)(c) kul feennâ tusharûn(e)
"Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise nasıl aldanıyorsunuz?" de.
Mü'minûn Sûresi
"Seyekûlûne lillâh" (Allâh'ındır diyecekler): Biraz dü-şündüklerinde, müşrikler dahi her şeyin melekûtunun Hakk'a âit olduğunu îtiraf etmek zorunda kalırlar.
"Kul fe ennâ tusharûn" (De ki: Öyleyse nasıl büyüleni-yorsunuz): "Tusharûn" kelimesi "sihir" kökünden gelir. Bu sihir, kesretin büyüsüdür. Varlığın görünen yüzü, o kadar çeşitli, o kadar renkli ve o kadar göz alıcıdır ki, insân nefsi bu sûretlerin câzibesine kapılır. Sûretler, birer ayna olup arkasındaki hakîkati göstermesi gerekirken, bizzât kendileri birer perde (hicâb) hâline gelir. Bu büyülenmişlik hâli içinde, bildiği hakîkati unutur ve sûretlere takılıp kalarak şirke düşer.
بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِالْحَقِّ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
Bel eteynâhum bil hakkı ve innehum le kâzibûn.
Hayır, biz onlara gerçeği getirdik, fakat onlar kesinlikle yalancıdırlar.