Kul rabbi immâ turiyennî mâ yû'adûn(e)
(93-94) De ki: "Ey Rabbim! Onlara yöneltilen tehditleri bana mutlaka göstereceksen, beni o zalim milletin içinde bulundurma."
(Resulüm!) De ki: Rabbim! Eğer onlara yöneltilen tehdidi (dünyevî sıkıntıyı ve uhrevî azabı) mutlaka göstereceksen,
Bu ayet, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Allah'a sığınmasını ve zalimlerin akıbetini görmesi durumunda onlarla birlikte anılmama arzusunu dile getirmektedir. Ayetteki anahtar kavramlar, tehdit, gösterme ve zalim millet gibi temalar etrafında şekillenerek ilahi adalet ve peygamberin ümmetine olan şefkatini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rü'yet' kelimesinin hem gözle görme hem de kalple idrak etme anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'türiyenî' ifadesi, tehdit edilen azabın fiilen gösterilmesi, yani Hz. Peygamber'in o azaba şahit kılınması anlamında kullanılmıştır. Bu, sadece bilgi vermek değil, bizzat müşahede ettirmek demektir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'rü'yet' fiilinin bazen 'bildirmek' veya 'haberdar etmek' anlamında kullanılabileceğini ifade eder. Ancak bu ayetteki bağlamda, 'göstermek' fiili, tehdit edilen azabın gerçekleştiğini ve Hz. Peygamber'in buna tanık olmasını ifade eder, bu da bir tür 'bildirme'nin ötesinde, somut bir müşahedeyi içerir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'görme' kavramının sadece fiziksel algıdan ibaret olmadığını, aynı zamanda bir hakikatin idrak edilmesi ve tecrübe edilmesi anlamına geldiğini vurgular. Bu ayetteki 'türiyenî' ifadesi, zalimlerin akıbetinin Hz. Peygamber tarafından bizzat tecrübe edilmesi ve bu tecrübenin bir uyarı niteliği taşıması anlamını güçlendirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'va'd' kelimesinin hem hayır hem de şer için kullanılabileceğini belirtir. Bu ayetteki 'yû'adûn' ifadesi, zalimlere yönelik 'tehdit' anlamında kullanılmıştır; yani onlara vaat edilen şey, hayır değil, aksine bir azap veya ceza olacaktır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'va'd'in genellikle hayır için, 'vaîd'in ise şer için kullanıldığını ancak Kur'an'da 'va'd'in şer için de kullanılabileceğini açıklar. Bu ayetteki 'mâ yû'adûn' ifadesi, inkarcılara yönelik ilahi tehditleri ve onlara vaat edilen azabı ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'va'd' kelimesinin Kur'an'daki kullanım çeşitliliğine dikkat çeker. Bu ayetteki 'yû'adûn' pasif yapısıyla, zalimlerin kendilerine yönelik bir tehdidin muhatabı olduklarını, bu tehdidin ilahi bir kaynaktan geldiğini ve kaçınılmaz olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'kavm' kelimesinin genellikle erkeklerden oluşan bir topluluğu ifade ettiğini belirtir. Ancak Kur'an'da daha geniş anlamda, belirli bir inanç veya yaşam tarzına sahip olan insan grubunu tanımlamak için de kullanılır. Bu ayette 'zalim kavim' ifadesi, inkar ve zulümde birleşen topluluğu işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kavm'in bir araya gelmiş, ortak bir özelliği veya amacı olan insan topluluğu olduğunu açıklar. Ayetteki 'zalim kavim' tabiri, zulüm vasfıyla nitelenen, bu vasfı kendilerine şiar edinmiş bir topluluğu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulm' kelimesinin bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak, haddi aşmak ve haksızlık etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'zalimîn' ifadesi, Allah'ın emirlerine karşı gelerek, kendilerine ve başkalarına haksızlık eden, ilahi sınırları aşan inkarcı topluluğu niteler.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zulm'ün en geniş anlamıyla, bir şeyi olması gereken yerin dışına çıkarmak olduğunu ifade eder. Bu ayetteki 'zalimîn' kelimesi, Allah'ın birliğini inkar ederek, peygamberine karşı gelerek ve insanlara haksızlık ederek haddi aşan, dolayısıyla ilahi azabı hak eden kimseleri tanımlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'zulm' kavramının sadece bireysel bir eylem olmadığını, aynı zamanda toplumsal bir durumu ve ilahi düzene karşı gelmeyi ifade ettiğini vurgular. Bu ayetteki 'zalimîn' kelimesi, Hz. Peygamber'in, ilahi düzene karşı gelen ve bu yüzden azabı hak eden bir toplulukla özdeşleşmek istemediğini gösterir.
Mü'minûn Sûresi
"Kul" (De ki): Bu Zâtî bir hitaptır. Zât-ı İlâhî, Risâlet mertebesinin nezdinde kullarına nasıl duâ etmeleri gerektiğini târif etmektedir.
"Rabbi" (Ey Rabbim!): Genelde insânlar duâda kendi varlıklarının hakîkati olan rabb-i hass'larına yönelirler. Ehlûl-lâh ise Rabbü'l Erbâb'a yâni Rabbü'l Âlemîn'e yönelir.
"Mâ yûadûn" (Onlara vaad edileni): "Onlar"dan kasıt zâhiren mü'minlere zulmeden kâfirler topluluğu, enfüsî olarak ise kişiyi Hakk'tan ve hakîkatten alıkoyup zulmette yâni karanlıkta bırakan mâsivâ ile nefsin hevâ ve hevesleridir. Onlara "vaad edilen" azâbtır. Azâb, Cenâb-ı Hakk'ın âfakta ve enfüste "Celâl", "Kahhar", "Müntakîm" gibi isimleriyle olan tecellîleridir.
"İmmâ turiyennî" (Bana mutlakâ göstereceksen): Gör-mek bu tecellîleri zâhiren baş gözüyle görmek, bâtınen gönül gözüyle müşâhede etmektir.
"Felâ tec'alnî fîl kavmi'z-zâlimîn" (Beni o zâlimler topluluğundan içinde bulundurma): "Zulüm", bir şeyi âit olduğu yerin dışına koymaktır. En büyük zulüm şirktir, Mutlak Vücûd sahibi olanın yalnızca Allâh olduğunu unutup, kendi nefsine bir "benlik" ve eşyâya müstakil bir "varlık" vehmetmektir.
Burada Cenâb-ı Hakk Resûlüne, "beni bu zâlimler toplulu-ğunun içinde bulundurma, onlardan biri yapma, zulüm ve şirkten muhâfaza eyle, beni dâimî bir uyanıklık ve seninle beraberlik (bakâ) hâlinde tut!" şeklinde duâ etmesini telkîn ediyor.
Bir başka yönden, "onlara vaad ettiğin azâbı bana göster-diğinde, yâni Celâl ve Kahhâr esmâların yönünden yapacağın tecellîyi gördüğümde, beni dehşete kapılıp da kesrete düşürme, bunların Sana âit vecihler ve tecellîler olduğu şuuruyla olanları müşâhede etmeme yardım et, bana tevhîd şuurumu kaybettirme" diye duâ edilmektedir.
وَاِنَّا عَلٰٓى اَنْ نُرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَادِرُونَ
Ve innâ alâ en nuriyeke mâ neıduhum le kâdirûn.
Bizim onlara yönelttiğimiz tehditleri sana göstermeye elbette gücümüz yeter.