İdfa' billetî hiye ahsenu-sseyyi-e(te)(c) nahnu a'lemu bimâ yasifûn(e)
Kötülüğü, en güzel olan şeyle uzaklaştır. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyleri daha iyi biliriz.
Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav, çünkü biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz.
Bu ayet, kötülüğe karşı en güzel şekilde mukabele etmeyi emretmekte ve Allah'ın, insanların vasıflandırmalarını en iyi bilen olduğunu vurgulamaktadır. Dilbilimsel olarak 'def etme', 'güzel olan' ve 'kötülük' kavramları ile 'vasıflandırma' fiili öne çıkmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Def', bir şeyi bulunduğu yerden uzaklaştırmak, itmek anlamına gelir. Ayetteki 'idfa'' emri, kötülüğü, ona karşılık vermekten veya misillemeden daha güzel bir davranışla gidermeyi ifade eder. Bu, pasif bir duruş değil, aktif bir iyilikle kötülüğü etkisiz hale getirme çabasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'idfa'' fiili, 'karşılık ver' veya 'mukabele et' anlamında mecazi bir kullanımdır. Kötülüğü, daha iyi bir davranışla savmak, yani kötülüğe iyilikle karşılık vermek demektir. Bu, düşmanlığı dostluğa çevirme potansiyeli taşıyan bir stratejidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüsn, bir şeyin hem görünüş hem de mahiyet itibarıyla güzel olmasıdır. 'Ahsen' ise ism-i tafdil olup, güzellikte en üstün olanı ifade eder. Ayetteki 'bi'lletî hiye ahsen', kötülüğe karşı verilecek cevabın sadece iyi değil, mümkün olan en güzel, en olgun ve en hikmetli davranış olması gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hüsn' kavramının Kur'an'da sadece estetik bir güzelliği değil, aynı zamanda ahlaki ve etik bir iyiliği de kapsadığını belirtir. 'Ahsen' bu bağlamda, kötülüğe karşı gösterilecek tepkinin ahlaki açıdan en üstün, en erdemli ve en yapıcı olması gerektiğini ifade eder. Bu, affetme, sabır veya iyilikle karşılık verme gibi davranışları içerebilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Seyyi'e, insanı üzen, kötü olan her şeydir. Hem günahları hem de başkalarından gelen kötü muameleleri kapsar. Ayetteki 'es-seyyi'e', muhataptan gelen kötü söz veya fiili ifade eder ve buna karşı 'ahsen' ile mukabele edilmesi emredilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Seyyi'e, 'kötü fiil' veya 'günah' anlamına gelir. Bu ayette ise daha çok başkalarından gelen olumsuz davranışları, sözleri veya eylemleri ifade eder. Ayet, bu tür kötülüklere karşı misilleme yerine, daha üstün bir ahlaki duruş sergilenmesini öğütler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vasıf, bir şeyin halini, niteliğini anlatmaktır. Ayetteki 'yasıfûn' fiili, müşriklerin Allah hakkında veya peygamber hakkında yaptıkları asılsız nitelemeleri, yakıştırmaları ve iftiraları ifade eder. Allah, onların bu vasıflandırmalarının gerçek mahiyetini en iyi bilendir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Vasf, bir şeyin zâtını veya sıfatlarını beyan etmektir. Buradaki 'yasıfûn' fiili, müşriklerin Allah'a ortak koşmaları, O'na çocuk isnat etmeleri veya peygamberi sihirbaz, deli gibi vasıflandırmaları gibi yanlış ve batıl nitelemeleri kapsar. Allah, onların bu tür iddialarının asılsızlığını ve kendi yüceliğini en iyi bilendir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'vasf' kökünün Kur'an'da genellikle bir şeyi doğru veya yanlış bir şekilde nitelendirme anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'yasıfûn', inkarcıların Allah'a veya peygambere yönelik olumsuz, yanlış ve iftira niteliğindeki tanımlamalarını ifade eder. Allah, bu tanımlamaların gerçeği yansıtmadığını ve kendi hakikatini en iyi bilenin kendisi olduğunu beyan eder.
Mü'minûn Sûresi
"İdfa' billetî hiye ahsenus seyyieh" (kötülüğü, en güzel olan şeyle def et, sav, uzaklaştır): Zâhiren, Cenâb-ı Hakk bu ifâdelerle bizlere ahlâkî bir öğütte bulunmaktadır: "Sana yapılan bir kötülüğe, sabır, affetme, iyilikte bulunma gibi güzel davranışlarla, üstün ahlâkla karşılık ver," buyurmaktadır.
Enfüsî olarak ise, "kötü olan hayâl ve vehîm kaynaklı kesret ve bireysel benlik anlayışını, güzel olan tevhîd anlayışlıyla def et," buyurmaktadır. Kul, kötülüğü emreden nefsini güzel bir seyr-i sülûk ile saflaştırıp, ilm-i ilâhî ile de kendisinin ve âlemin sırrını idrâk ve müşâhede ettiğinde, kötü olanı güzel olan ile def etmiş olur. Böylece, "Hakk geldi, bâtıl zâil oldu" (İsrâ 17/81) hakîkati kendinde tahakkuk etmiş olur.
Bâtınen bakıldığında, mutlak ma'nâda "kötü" diye bir şey yoktur. Âlem-i şehâdette zuhûr eden her şey Hakk'ın bir isminin tecellîsidir. Bizim nefsî ma'nâda "kötü" olarak algıladığımız şey Hakk'ın Celâlî yönden tecellîleridir. "İyi" ve "kötü" anlayışını def etmek, savmak, şuurda ve idrâkte Celâlî ve Cemâli esmâları birlemekle ve Allâh ismi potasında toplamakla olur. Bu, tevhîd-i esmâ anlayışıdır.
Ancak dikkat edilmesi gereken, bâtınî yönden ifâde ettiğimiz bu anlayış, teklîf düzeyinde, şerîat mertebesinde geçerli değildir: bu mertebede, Hakk'ın emir ve yasaklarına aykırı olan fiiller "çirkin" ya da "kötü" olarak nitelendirilir ve bunlarla mücâdele edilir.
"Nahnu a'lemu bi mâ yasıfûn" (biz onların yakıştır-makta oldukları şeyleri daha iyi biliriz): Beşerî benlikleriyle perdeli olan kesret ehli, öze ve hakîkate vâsıl olmadıklarından, kişileri ve olayları zâhirde gördükleri şekliyle vasıflandırırlar. Allâh Teâlâ hazretleri ise hem dıştakini hem de içtekini en iyi bilendir, onun ilmi birleştirici ve kuşatıcıdır. Bu sebeple, kuluna şöyle hitap eder: "Sen onların sözlerine, nitelemelerine takılma, onların bilgileri ve anlayışları eksiktir. Sen sâde-ce üstüne düşeni yapıp kötülüğü iyilikle karşıla ve Benim her şeyi kuşatan ilmime teslîm ol."
وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاط۪ينِۙ
Ve kul rabbi eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîn.
De ki: "Ey Rabbim! Şeytânların vesveselerinden sana sığınırım."