Fe-in lem tecidû fîhâ ehaden felâ tedḣulûhâ hattâ yu/żene lekum(s) ve-in kîle lekumu-rci'û ferci'û(s) huve ezkâ lekum(c) va(A)llâhu bimâ ta'melûne ‘alîm(un)
Eğer evde kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size, "Geri dönün" denirse, hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.
Orada kimse bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size, "Geri dönün!" denilirse, hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha temiz bir davranıştır. Allah, yaptığınızı bilir.
Nûr Suresi'nin 28. ayeti, özel mülkiyete saygı, izin alma ve mahremiyetin korunması gibi temel sosyal ve ahlaki prensipleri vurgulamaktadır. Ayet, evlere izinsiz girmenin yasaklanması ve geri dönme emrine uyulmasının bireyin manevi temizliği için daha hayırlı olduğu mesajını dilbilimsel bir derinlikle aktarır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vecede (وجد) kelimesi, bir şeyi kaybolduktan sonra bulmak veya bir şeyin varlığını idrak etmek anlamlarına gelir. Ayetteki 'lem tecidû' (لم تجدوا) ifadesi, evde kimsenin bulunmaması durumunu, yani bir varlığın tespit edilememesini ifade eder ve bu durumda izinsiz girilmemesi gerektiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Vecede fiili, burada 'idrak etmek, farkına varmak' anlamında kullanılmıştır. Evde kimsenin varlığını idrak edememek, yani kimsenin bulunmadığını anlamak durumunda dahi, izinsiz girmenin caiz olmadığını belirtir. Bu, evin mahremiyetine verilen önemi gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Dahale (دخل) kelimesi, bir yere nüfuz etmek, içeriye girmek demektir. Ayetteki 'felâ tedhulûhâ' (فلا تدخلوها) ifadesi, izinsiz olarak bir eve girmenin kesin bir yasak olduğunu belirtir. Bu yasak, başkalarının özel alanlarına saygının bir gereğidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Duhûl (دخول), bir şeyin içine girmek veya bir mekana dahil olmak anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, başkasının mülküne izinsiz girmenin, yani mahremiyeti ihlal etmenin caiz olmadığını açıkça ortaya koyar. İzin alınmadıkça bu eylemin haram olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İzn (إذن), bir şeye ruhsat vermek, müsaade etmek demektir. Ayetteki 'hattâ yü'zene lekum' (حتى يؤذن لكم) ifadesi, bir eve girmenin ancak ev sahibinin açık izniyle mümkün olabileceğini belirtir. Bu, başkasının mülküne ve mahremiyetine saygının temel şartıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzn kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın izni bağlamında kullanılsa da, bu ayette sosyal bir bağlamda, bireyler arası karşılıklı rıza ve saygının bir göstergesi olarak yer alır. Bir eve girme izni, o evin sakinlerinin mahremiyetine ve özel alanına duyulan saygının somut bir ifadesidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rücû' (رجوع), bir yerden ayrılıp geldiği yere geri dönmek demektir. Ayetteki 'ircı'û' (ارجعوا) emri, eve giriş izni verilmediğinde veya geri dönülmesi istendiğinde, bu emre itaat etmenin gerekliliğini vurgular. Bu, edep ve saygının bir göstergesidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Rücû' fiili, bu ayette sadece fiziksel bir geri dönüşü değil, aynı zamanda manevi bir teslimiyeti ve emre itaati de ifade eder. Geri dönme emrine uymak, kişinin nefsini terbiye etmesi ve başkalarının haklarına riayet etmesi anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zekâ (زكا), artmak, temizlenmek, arınmak anlamlarına gelir. 'Ezkâ' (أزكى) ise 'daha temiz, daha arı' demektir. Ayetteki 'huve ezkâ lekum' (هو أزكى لكم) ifadesi, geri dönme emrine uymanın, kişinin nefsini günahlardan ve kötü düşüncelerden arındırarak manevi olarak daha temiz bir hale getireceğini belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Zekâ kelimesi, burada ahlaki ve manevi bir temizliği ifade eder. Geri dönme emrine itaat etmek, kişinin başkalarının mahremiyetine saygı göstermesi ve bu sayede kendi nefsini kötü niyetlerden ve haksız davranışlardan arındırması anlamına gelir. Bu, kişinin Allah katında daha değerli olmasını sağlar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Alîm (عليم) ismi, Allah'ın her şeyi kuşatan ilmini ifade eder. Ayetteki 'vallâhu bimâ ta'melûne alîm' (والله بما تعملون عليم) ifadesi, Allah'ın kullarının gizli ve açık tüm eylemlerini, niyetlerini ve davranışlarını bildiğini vurgular. Bu, insanları Allah'ın gözetimi altında oldukları bilinciyle hareket etmeye teşvik eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Alîm sıfatı, Kur'an'da Allah'ın mutlak bilgi sahibi olduğunu gösteren temel sıfatlardan biridir. Bu ayette, insanların mahremiyet kurallarına uyup uymadıklarını, izin isteyip istemediklerini ve geri dönme emrine itaat edip etmediklerini Allah'ın bildiği mesajını verir. Bu bilgi, ahiretteki hesaplaşmanın temelini oluşturur.
Nûr Sûresi
“Fe-in lem tecidû fîhâ ehaden felâ tedhulûhâ hattâ yu/zene lekum ve-in kîle lekumu-rci’û ferci’û huve ezkâ lekum va(A)llâhu bimâ ta’melûne alîm(un)” Eğer evde kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size, “Geri dönün” denirse, hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir. (24/28)
Eğer bu mertebenin sahibi size kendini belli etmezse ve izin verilene kadar oraya girmeyin. Geri dönün denirse hemen dönün…
Bu âyet-i anlayabilmek için efendimizin evine girme edebi hakkında yazılan Ahzab sûresi 53. Âyetini buraya alallım.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ إِلَّا أَن يُؤْذَنَ لَكُمْ إِلَى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرِينَ إِنَاهُ وَلَكِنْ إِذَا دُعِيتُمْ فَادْخُلُوا فَإِذَا طَعِمْتُمْ فَانتَشِرُوا وَلَا مُسْتَأْنِسِينَ لِحَدِيثٍ إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْيِي مِنكُمْ وَاللَّهُ لَا يَسْتَحْيِي مِنَ الْحَقِّ وَإِذَا سَأَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَاسْأَلُوهُنَّ مِن وَرَاء حِجَابٍ ذَلِكُمْ أَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ وَمَا كَانَ لَكُمْ أَن تُؤْذُوا رَسُولَ اللَّهِ وَلَا أَن تَنكِحُوا أَزْوَاجَهُ مِن بَعْدِهِ أَبَدًا إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ عِندَ اللَّهِ عَظِيمًا {الأحزاب/53}
(AHZAB 53) - (Ya eyyühellezîne amenu la tedhulu büyuten nebiyyi illa ey yü'zene leküm ila taamin ğayra nazırîne inahü ve lakin iza düıytüm fedhulu fe iza taımtüm fenteşiru ve la müste'nisîne li hadîs inne zaliküm kane yü'zin nebiyye fe yestahyî minküm vallahü la yestahyî minel hakk ve iza seeltümuhünne metaan fes'eluhünne min verai hıcab zaliküm atheru li kulubiküm ve kulubihinne ve ma kane leküm en tü'zu rasullellahi ve la en tenkihu ezvacehu mim ba'dihi ebeda inne zaliküm kane ındellahi azıyma)
(33/53) - “Ey iman edenler! Siz zamanını gözetlemeksizin, bir yemeğe davet edilmedikçe, Peygamber'in evlerine girmeyin. Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamber'i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamber'in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin Allah'ın Resûlünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla caiz olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük (bir günah) tır.”
Ya eyyühellezîne amenu la tedhulu büyuten nebiyyi illa ey yü'zene leküm ila taamin ğayra nazırîne inahü, Ey iman edenler, Peygamberin evlerine, vaktine dikkat etmeksizin ve yemek için izin verilmedikçe girmeyin.
Bu âyet hâl ve edep bildiren bir âyettir. “Ya” yani Harfi nida ile başlayarak iman edenlere seslenmektedir. “Nebi” daha önce şeriat getiren bir resülün şeraitinden haber veren peygamberdir. Efendimiz “Resül” olduğu gibi Nebidir… Ve bu Nebiliği Hakîkat-i Muhammedin tam kemâlli zuhur mahalli olduğu için tüm Resûlleri kapsamaktadır. Tüm şeriatlerin hakîkatlerini haber vermiştir. İşte Peygamberin evlerine derken, Hakîkat-i Muhammediyenin bu nübüvvet evlerinden bahsediliyor. Sûre sayısı 33 tür. Mescid-i Nebeviyyenin ilk direk sayısı 33 tür ve Hakîkat-i Muhammediyeyi ifade etmektedir. Yani yol ehli bir kişi Âdemiyetten, Hz. Muhammede kadar gelen mertebe evlerine girmesi izne ve vakte tabidir. Buna da ancak “Nebi” ve onun izini takip eden varisleri olan âlim ve arif kişiler verebilir. Yol ehlinin bu vakitlere dikkat etmesi gerekir. Bunun iznini ve zamanı ancak sâlikin arif ve arifibillah olan Mürşidi bilebilir. İşte bu evlerde yenilen yemekler, yani ma’nevi gıdalar farklıdır. Nasıl ki bir bebeğe süt ve mama verilir. Büyüklerin yemeklerinden verilirse yiyeceğini hazmedemez… Büyük bir insana bebeklerin yiyeceği süt, mama verilirse, onu da bu yiyeceklerin beslemeyeceği açıktır. Anlaşılığı üzere kişi hangi mertebede ise o mertebenin “Nebi”sine iman etmekte ve o mertebeden gıdasını almaktadır. Bu da O mertebenin izni ile olmaktadır.
Ve lakin iza düıytüm fedhulu fe iza taımtüm fenteşiru ve la müste'nisîne li hadîs, Ancak çağrıldığınızda girin, yemeği yediğinizde de hemen dağılın; sohbet etmek için de izinsiz girmeyin! Devamında gelen ifâdelerde ancak çağırıldığınızda yani mertebeye davet edildiğinizde girin deniyor, yemeği yani o mertebenin ilmini aldığınızda da dağılın, çünkü kişi aynı yemeği devamlı yiyemez. Yerse o kişiye zarar verir. Ve sürekli bâtın ile de meşgul olunmaz. Zâhiri yönün ihtiyaçlarınıda karşılamak gereklidir. Efendimiz “Erihni ya Bilal” diyerek ma’nevi âlemlere uruç ediyor. Ayşe validemizin seslenmesi ile zâhir âleme nüzul ediyor, ailesinin ve sahabelerin işlerine yardımcı oluyordu. Hadis “söz” olduğu gibi sonradan olma iki zamanda baki olmaya arizi şeylere denmektedir. Yani bu evlere mertebelere girerken sonradan olan hayâl ve vehimleriniz ile değil hakîkatlerini tahsil için izin alarak girin denmektedir.
İnne zaliküm kane yü'zin nebiyye fe yestahyî minküm, Çünkü o, peygambere eziyet veriyor, üstelik sizden utanıyor. İşte merâtibi ilâhiye den her hangi bir mertebeye izinsiz girilirse o mertebe o kişiden incinmekte ve utanmaktadır. O mertebenin hâli ve idrâki yoksa hayâli ve vehimi ile hürmetsizlik edilmekte ve hakîkatine saygısızlık yapılmaktadır. Yol ehli kişi vakti gelince o mertebenin dersi verileceğini ve o mertebeye alınacağını bilmeli ve bu konuda sabır ve gayretle çalışmalarına devam etmelidir.
Vallahü la yestahyî minel hakk, Allah (c.c) gerçeği söylemekten utanmaz. Burada âyet zât-i dir. Ahadiyyet mertebesi Ulûhiyyet mertebesinden haber vermektedir. Vahidiyet yani Ulûhiyyet mertebesinin zât ismi olan “Allah” el Hakk yani Hakikati söylemekten utanmaz. Bu mertebe tüm mertebelerin istikaklarını yani gereklerini vermektedir. Allah esmâsının kemâlli zuhur mahalli Hz. Muhammed ve vekilleri de kâmil insanlardır. Bu mertebeye el-Hakk ile gelmiş olanlar, kimin hangi mertebede olduğunu bilir ve bunu söylemektende utanmaz.
Nesimi şöyle demiştir. Ben melamet hırkasını kendim giydim eynime, aru namus şisesini taşa çaldım kime ne!
Ve iza seeltümuhünne metaan fes'eluhünne min verai hıcab, Peygamberin eşlerinden birşey istediğinizde (sorduğunuzda) bir perde arkasından isteyin! Bunun sebeplerinden biri Allah (c.c.) “Cemâl”ini açmış, Celâl’ini örtmüş, perdelemiştir. “Hicâb” yani örtü ile bu celâlden sakınılmasıdır. Her bir nebi bir mertebeyi ifade etmekteydi. Bu mertebelerin iki yönü bulunmaktadır. Akl-ı Küll ve Nefsi Küll yönleridir. Eşler ile mertebelerin Nefsi küll ve üretkenliklerinden istenilecek, sorulacak şeyleri hicâb-perde arkasından isteyin yani bu mertebelerden gelen ilim ve hakîkatleri zâhir ehline anlamayacak kişilerden örtün gizleyin. Bir şeyin nefsi o şeyin zatı yani hakîkatidir. İşte bu hakîkati ehli olmayandan örtüp gizleyemezse, Ene’l Hakk narasını ulu orta yerde atıp Hallac-ı Mansur gibi canını vermek vardır…
Faydalı olur düşüncesi ile Terzi Baba (13) Hakîkat-i İlâhiyye kitabının 49. Sayfasında bulunan Kitab’un Netice adlı eserin sadeleştirmesinden bir bölümü buraya alıyorum.
İnsân-ı Kâmil cem’ül cem ehlidir. Ve onun hicâb-ı yani perdesi yine kendisidir. Ve bir şey ki; kendi kendine perde olmaz. İşte Hakk’a ve İnsân-ı Kâmil’e hicâb-perde yoktur. Zira Hakk’ın İnsân-ı Kâmil’e iltifatı vardır. Ve nâkıs-noksana göre hicâb-perde vardır. Zira a’ma’sı hakîkati kendisine münkeşif olmamıştır.
Zaliküm atheru li kulubiküm ve kulubihinne, Öyle yapmanız, hem sizin kalpleriniz hem de onların kalpleri için daha çok temizdir. Bir önce ki satırlarda yazılanlar ve burada kalbleriniz ve kalbleri ve temizdir ifadesi ile tenzih ikilik ifadelerini içermektedir. Yukarda sadeleştirme bölümünde de hicab nakıs-noksana göre olduğu bildirilmişti. Kendi ve Hakk’ın hakîkatine ulaşan için iki kalp olmaz. Aynı zamanda kalb, gönüldür… “Bir gönül ol, ya da bir gönle gir” denmiştir… Bir gönül olan ve bir gönle girenin de kalbleri ve kalbi olmaz… Kalbimiz hükmüne dönüşür… Hakk’ın gönlü olan bu gönülde ehline haram değil haremdir… İşte zâhiri kâ’beye nasıl ki inananlar girmekte ”Mescid’ül Harem” olmaktadır. İnanmayanlara “Mescid’ül Haram” hükmündedir. Yani bu sınırdan içeri sokulmazlar ve perdelidirler… Bir bakıma da sûre (33) sayı değeri ile bu mescid Mescid-i Nebevi Hükmündedir… Sûrenin Medeni olması da bunu desteklemektedir.
53 Terzi Baba’mın gönlü ehil olan yoluna hakiki ma’nâda inanlara “harem”dir. İnanmayanlara ve daha henüz ikilik hükmünde olanlarada hicâb yani perdeli, inanmayanlara da haram hükmündedir…
Ve ma kane leküm en tü'zu rasullellahi ve la en tenkihu ezvacehu mim ba'dihı ebeda… Sizin, Allah'ın peygamberini incitmeye hakkınız yoktur; arkasından hanımlarını nikahlayamazsınız da…
Zâhiri olarak açık bir hükümdür. Ma’nevi olarakta yukarıda yazılan hükümlere uymamak Allah’ın resûlü ve resûlün resûlü olan 53 Efendi Babamızı incitmektedir. Nasıl ki resülün eşleri yani merâtib-i ilâhiyyesi sadece ona aiitir… 53 Efendi Baba’mıza ait olan merâtibler şu anda ve arkasından nikahlanamaz yani sahib çıkılamaz…
Zaliküm kane ındellahi azıyma, Çünkü bunlar, Allah katında çok büyük bir günahtır. Zâhiren bu ifadeler geçerlidir… Yalnız burada bildirilen ulûhiyet hakîkatleridir. “Kane” idi… Allah’ın katında idi… Yani ulûhiyyetin katında idi… Bu mertebe itibari ile günah yoktur… Daha henüz zuhura çıkmamıştır… Ayan-i sabite hakikatlerini bildirmektedir… Bu fiili işleyen kendi ayn-ı sabite hakikatinden bunları taleb etmekte ve Allah-ulûhiyyet mertebesi bu hakîkatleri ifaza etmekte feyzlendirmektedir. “Allah yaptığından sorulmaz, fakat siz sorulursunuz”. Hakîkatının bir bakıma açılımıdır…[25]