Kul lilmu/minîne yaġuddû min ebsârihim veyahfezû furûcehum(c) żâlike ezkâ lehum(k) inna(A)llâhe ḣabîrun bimâ yasne'ûn(e)
Mü'min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.
(Resulüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.
Nûr Suresi 30. ayet, mümin erkeklere hitaben gözlerini haramdan sakınmayı ve iffetlerini korumayı emretmektedir. Ayet, bu davranışların bireysel arınmaya katkısını vurgularken, Allah'ın kullarının eylemlerinden haberdar olduğunu bildirmektedir. Dilbilimsel olarak 'ğadd', 'hıfz' ve 'zekâ' gibi kavramlar, hem fiziksel hem de manevi boyutlarda derin anlamlar taşımaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ğadd' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi azaltmak, eksiltmek' olduğunu belirtir. 'Gözü kısmak' (ğaddü'l-basar) ise, bakışı haramdan çevirmek, gözü tamamen kapatmamakla birlikte, şehvetle bakmaktan kaçınmak ve bakışın keskinliğini azaltmak anlamındadır. Ayetteki kullanımı, müminlerin harama bakmaktan sakınarak gözlerini kontrol altında tutmaları gerektiğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yeguddû min ebsârihim' ifadesini 'gözlerini haramdan sakınsınlar' şeklinde yorumlar. Buradaki 'min' edatının teb'îdiyye (kısmiyet) için olduğunu, yani gözlerin tamamen kapatılması değil, haram olan kısımdan sakınılması gerektiğini belirtir. Bu, bakışın yönünü ve niyetini kontrol etme mecazını taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'ğaddü'l-basar' kavramının sadece fiziksel bir eylemden ibaret olmadığını, aynı zamanda içsel bir disiplini ve ahlaki bir duruşu ifade ettiğini belirtir. Bu, müminin nefsini terbiye etme ve şehvetine gem vurma çabasının bir göstergesidir. Ayetteki kullanımı, müminlerin ahlaki saflıklarını korumak için dış uyaranlara karşı kendilerini kontrol etmelerini emreder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hıfz' kelimesinin 'bir şeyi zayi olmaktan, bozulmaktan veya tehlikeden korumak' anlamına geldiğini belirtir. Ayette 'furûcehum' (mahrem yerlerini) ile birlikte kullanıldığında, iffeti korumak, zinadan ve haram ilişkilerden uzak durmak anlamını taşır. Bu, hem fiziksel hem de ahlaki bir korumayı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hıfz'ın 'bir şeyi unutmaktan veya kaybolmaktan korumak' olduğunu söyler. 'İffeti korumak' (hıfzu'l-furûc) ise, mahrem yerleri haramdan, zinadan ve açığa çıkmaktan korumak demektir. Ayetteki kullanımı, müminlerin cinsel ahlaklarını ve namuslarını titizlikle muhafaza etmeleri gerektiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hıfz'ın 'bir şeyi dış etkenlerden koruyarak mevcut halini sürdürmek' olduğunu açıklar. 'Furûcu hıfz' ise, mahrem yerleri haramdan ve açığa çıkmaktan koruyarak iffeti muhafaza etmek, yani cinsel saflığı sürdürmektir. Ayetteki bağlamda, müminlerin cinsel organlarını haramdan koruyarak iffetlerini muhafaza etmeleri emredilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ferc' kelimesinin 'iki şey arasındaki açıklık, boşluk' anlamına geldiğini ve mecazen 'cinsel organlar' için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'furûcehum' ifadesi, müminlerin cinsel organlarını haramdan korumaları, yani zinadan ve gayrimeşru ilişkilerden uzak durmaları gerektiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ferc'in asıl anlamının 'iki şey arasındaki yarık veya boşluk' olduğunu ve bu kelimenin Kur'an'da genellikle 'cinsel organlar' anlamında kullanıldığını açıklar. 'Furûcu hıfz' ise, cinsel organları haramdan korumak, iffeti muhafaza etmek demektir. Ayetteki kullanımı, cinsel iffetin korunmasının önemini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ferc' kelimesinin Kur'an'da genellikle cinsel iffet ve namus bağlamında kullanıldığını, sadece fiziksel bir organı değil, aynı zamanda bu organla ilgili ahlaki sorumluluğu da ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'furûcehum' ifadesi, müminlerin cinsel ahlaklarını ve namuslarını koruma yükümlülüğünü sembolize eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zekâ' kelimesinin 'büyüme, artma ve temizlenme' anlamlarını içerdiğini belirtir. 'Ezkâ' ise 'daha temiz, daha arı' demektir. Ayetteki 'zâlike ezkâ lehum' ifadesi, gözleri haramdan sakınmanın ve iffeti korumanın, müminler için hem manevi arınma hem de ahlaki gelişim açısından daha hayırlı ve daha temizleyici olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'zekâ' kelimesinin 'nefis ve malın temizlenmesi ve bereketlenmesi' anlamlarını taşıdığını ifade eder. 'Ezkâ' ise, bu temizlik ve bereketin daha üstün bir derecesini ifade eder. Ayetteki kullanımı, bu davranışların müminlerin ruhsal ve ahlaki durumlarını daha iyi bir seviyeye taşıyacağını, onları günahlardan arındıracağını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zekâ' kavramının Kur'an'da hem maddi hem de manevi arınmayı ifade ettiğini belirtir. 'Ezkâ' ise, bu arınmanın daha mükemmel ve kapsamlı olduğunu gösterir. Ayetteki bağlamda, gözleri haramdan sakınma ve iffeti koruma eylemlerinin, müminlerin kalplerini, ruhlarını ve genel ahlaki yapılarını daha fazla temizleyip yücelteceğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'habîr' kelimesinin 'bir şeyin iç yüzünü, gizli yönlerini bilen' anlamına geldiğini belirtir. Allah için kullanıldığında, O'nun her şeyin iç yüzüne, en ince detaylarına kadar vakıf olduğunu ifade eder. Ayetteki 'İnnallâhe habîrun bimâ yasne'ûn' ifadesi, Allah'ın müminlerin gözlerini sakınma ve iffetlerini koruma gibi tüm eylemlerinden, hatta niyetlerinden bile tam olarak haberdar olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'habîr' isminin 'bir şeyin hakikatini, gizli ve açık tüm yönlerini bilen' anlamına geldiğini açıklar. Bu, sadece bilgi sahibi olmak değil, aynı zamanda o bilginin derinliğine ve inceliklerine vakıf olmak demektir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın kullarının yaptıklarını, niyetlerini ve bu eylemlerin sonuçlarını tam olarak bildiğini, dolayısıyla müminlerin bu emirlere uymalarının karşılığını göreceklerini ima eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'habîr' isminin 'bir şeyin iç yüzünü, gizli ve açık tüm hallerini bilen' anlamına geldiğini belirtir. Bu, Allah'ın ilminin kuşatıcılığını ve her şeyi kapsayıcılığını ifade eder. Ayetteki 'habîrun bimâ yasne'ûn' ifadesi, müminlerin gözlerini sakınma ve iffetlerini koruma gibi eylemlerinin Allah katında gizli kalmayacağını, O'nun bu eylemlerin tüm detaylarına vakıf olduğunu ve buna göre karşılık vereceğini bildirir.
Nûr Sûresi
“Kul lilmu/minîne yaguddû min ebsârihim veyahfezû furûcehum zâlike ezkâ lehum inna(A)llâhe habîrun bimâ yasne’ûn(e) Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. (24/30)
Zâhirde suliet olarak erkek görüntüsüne olarak söylenmiş bu âyet irfan ehli olan recül–er konumunda olanlara bâtında geçerlidir. Görünüşte erkek olsun, kadın olsun batının da aklı küll hakikati anlayışına ulaşmışsa hakikatte recül, er hükmündedir. Hakk’tan gayrısını görmek-müşahade etmek sakınmamak, hakk’tan gaflete düşmeye sepep olur ve nefsin kontrolü altına girilmesine sebeb olur.
وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاء وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ {النور/31}