Yukallibu(A)llâhu-lleyle ve-nnehâr(a)(c) inne fî żâlike le'ibraten li-ulî-l-ebsâr(i)
Allah, geceyi ve gündüzü döndürüp duruyor. Şüphesiz bunda basiret sahibi olanlar için bir ibret vardır.
Allah gece ile gündüzü evirip çeviriyor. Şüphesiz bunda (hakikatı gören) gözlere sahip olanlar için mutlak bir ibret vardır.
Nûr Suresi'nin 44. ayeti, Allah'ın evrendeki kudretini ve düzenini gece ile gündüzün dönüşümü üzerinden vurgular. Ayet, bu dönüşümdeki hikmetleri ve ibretleri 'görebilen akıl sahipleri' için birer delil olarak sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kalb (قَلْب) kelimesi bir şeyi yüzüstü çevirmek, bir halden başka bir hale dönüştürmek anlamına gelir. Ayetteki 'yükallibu' (يُقَلِّبُ) fiili, Allah'ın gece ve gündüzü birbirinin yerine geçirmesi, hallerini değiştirmesi ve bu döngüyü sürekli kılması anlamında kullanılmıştır. Bu, Allah'ın kudretinin ve yaratılışındaki düzenin bir göstergesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Yükallibu (يُقَلِّبُ) fiili, 'yusarrifu' (يُصَرِّفُ) yani döndürür, çevirir anlamındadır. Allah'ın geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirmesi, onların sürelerini uzatıp kısaltması ve birbirlerinin yerine geçirmesi mecazıyla, O'nun bu kozmik düzen üzerindeki mutlak hakimiyetini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kalbe (قَلْب) kökünden türeyen fiiller, genellikle bir şeyin iç yüzünü dışa vurmak, bir durumu tersine çevirmek veya bir halden başka bir hale geçirmek anlamlarını taşır. Ayetteki 'yükallibu' (يُقَلِّبُ), gece ve gündüzün sürekli ve düzenli bir şekilde birbirini takip etmesini, bu döngüdeki ilahi iradeyi ve değişimi vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Leyl (لَيْل) kelimesi, güneşin batışından şafağın sökmesine kadar olan zaman dilimidir. Ayette, gündüz ile birlikte Allah'ın kudretinin ve yaratılışındaki düzenin bir parçası olarak zikredilmiştir. Gece, dinlenme ve sükûnet zamanı olarak da anlaşılır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Leyl (لَيْل), güneşin batışından şafağın doğuşuna kadar olan karanlık vakittir. Kur'an'da genellikle gündüz ile birlikte anılarak, Allah'ın kudretinin ve evrendeki düzenin delillerinden biri olarak sunulur. Bu ayette de gece ve gündüzün birbirini takip etmesi, Allah'ın yaratmadaki mükemmelliğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Nehâr (نَهَار) kelimesi, şafağın sökmesinden güneşin batışına kadar olan aydınlık vakittir. Ayette, gece ile birlikte Allah'ın evrendeki düzeninin ve kudretinin bir işareti olarak zikredilir. Gündüz, çalışma ve hareket zamanı olarak da anlaşılır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Nehâr (نَهَار), güneşin doğuşundan batışına kadar olan aydınlık süredir. Kur'an'da gece ile birlikte zikredilerek, Allah'ın yaratılışındaki mükemmel dengeyi ve bu döngüdeki hikmeti vurgular. Bu ayette de gece ve gündüzün birbirini çevirmesi, Allah'ın kudretinin apaçık bir delilidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İbret (عِبْرَة), bir şeyden diğerine geçmek, bir durumdan ders çıkarmak anlamındaki 'ubûr' (عُبُور) kökünden gelir. Ayetteki 'le'ibrah' (لَعِبْرَةً), gece ve gündüzün dönüşümünde akıl sahipleri için derin bir ders, bir öğüt ve Allah'ın kudretine dair bir işaret olduğunu ifade eder. Bu, gözlem yoluyla elde edilen bir anlayıştır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İbret (عِبْرَة), bir şeyden diğerine geçmek, yani bir olayı gözlemleyerek ondan bir sonuç çıkarmak ve ders almaktır. Gece ve gündüzün dönüşümü, Allah'ın varlığına, birliğine ve kudretine dair açık bir delil olup, bu döngüde düşünenler için alınacak çok büyük ibretler vardır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İbret kelimesi, bir olaydan veya durumdan hareketle daha geniş bir anlam veya ders çıkarma eylemini ifade eder. Nûr Suresi 44. ayetinde, gece ve gündüzün ilahi bir düzen içinde değişimi, insanlara Allah'ın kudretini ve yaratılışındaki hikmeti gösteren, üzerinde düşünülmesi gereken bir 'ibret' olarak sunulmuştur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Basar (بَصَر), hem gözle görmek hem de kalple idrak etmek anlamına gelir. 'Uli'l-Ebsâr' (أُولِي الْأَبْصَارِ) ifadesi, sadece gözleriyle bakan değil, aynı zamanda gördüklerinden ders çıkarabilen, akıl ve anlayış sahibi kimseleri ifade eder. Ayetteki ibretin ancak bu tür basiret sahipleri tarafından anlaşılabileceği vurgulanır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Basar (بَصَر), hem zahiri görme (gözle) hem de batıni görme (kalple idrak) yeteneğidir. 'Uli'l-Ebsâr' (أُولِي الْأَبْصَارِ) tabiri, sadece fiziksel görüşe sahip olanları değil, aynı zamanda olayların ardındaki hikmeti ve ilahi kudreti kavrayabilen, derinlemesine düşünen akıl sahiplerini kapsar. Gece ve gündüzün dönüşümündeki ibretler, ancak bu nitelikteki kişilerce fark edilebilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Basar (بَصَر) kavramı Kur'an'da sadece fiziksel görmeyi değil, aynı zamanda içgörü, idrak ve anlayış yeteneğini de ifade eder. 'Uli'l-Ebsâr' (أُولِي الْأَبْصَارِ) ifadesi, bu ayette, Allah'ın evrendeki mucizelerini sadece gözleriyle değil, aynı zamanda akıllarıyla da değerlendirip onlardan ders çıkarabilen, hakikati görebilen kimseleri tanımlar.
Nûr Sûresi
“Yukallibu(A)llâhu-lleyle ve-nnehâr(a) inne fî zâlike le’ibraten li-ulî-l-ebsâr(i)” Allah, geceyi ve gündüzü döndürüp duruyor. Şüphesiz bunda basiret sahibi olanlar için bir ibret vardır. (24/44)
Burada olayı anlatan mertebe Ahadiyet mertebesidir. Gece ve gündüz Allah’ın kudret elinde olduğu için onu döndürmektedir. Bizlerinde gönül göğü gece (fenâfillah) ve gündüz (bekabillah) hükmü altındadır. Gönlümüzde bir feza ve güneş, ay ve yıldızlar bulunmaktadır. Bundan ancak basiret-müşahade ehli olan arifler ibret alır.