Veaksemû bi(A)llâhi cehde eymânihim le-in emertehum leyaḣrucun(ne)(s) kul lâ tuksimû(s) tâ'atun ma'rûfe(tun)(c) inna(A)llâhe ḣabîrun bimâ ta'melûn(e)
Münafıklar, sen kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka savaşa çıkacaklarına dair en ağır bir şekilde Allah'a yemin ettiler. De ki: "Yemin etmeyin. Sizden istenen güzelce itaat etmektir. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır."
Ötekiler (münafıklar), sen hakikaten kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka (savaşa) çıkacaklarına dair, en ağır yeminleri ile Allah'a yemin ettiler. De ki: Yemin etmeyin. İtaatiniz malumdur! Bilin ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
Nûr Suresi 53. ayet, münafıkların yeminlerini ve bu yeminlerin değersizliğini ele alırken, Allah'ın her şeyi bildiğini vurgular. Ayet, 'yemin etme', 'itaat' ve 'haberdar olma' gibi temel kavramlar üzerinden münafıkların iç yüzünü ve Allah'ın ilmini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'kasem' kelimesinin aslen bir şeyi bölmek, taksim etmek anlamına geldiğini, ancak daha sonra yemin etmek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'aksemû' fiili, münafıkların Allah adına yaptıkları, ancak içten olmayan yeminlerini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'aksemû billâh' ifadesini 'Allah adına yemin ettiler' şeklinde açıklar. Ayetteki bağlamda, bu yeminlerin sadece lafızda kaldığını, eyleme dönüşmediğini ve dolayısıyla bir mecaz-ı mürsel olduğunu ima eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da yemin kavramının genellikle bir taahhüdü veya bir iddiayı pekiştirmek için kullanıldığını belirtir. Ancak bu ayetteki 'aksemû' fiili, münafıkların yeminlerinin aksine, bir taahhüdü değil, bir aldatmacayı ve samimiyetsizliği temsil ettiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Cehd' kelimesinin, bir şeyi elde etmek için tüm gücü sarf etmek olduğunu ifade eder. Ayetteki 'cehde eymânihim' ifadesi, münafıkların yeminlerini en şiddetli ve en kuvvetli şekilde ettiklerini, ancak bu şiddetin samimiyetten yoksun olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'cehd'in meşakkatle birlikte yapılan gayret olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, münafıkların yeminlerini sanki büyük bir çaba ve samimiyetle ediyorlarmış gibi gösterdiklerini, ancak bunun bir aldatmaca olduğunu ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hurûc' kelimesinin genel olarak bir yerden ayrılmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'leyahrucünne' ifadesi, münafıkların emredildiğinde savaşa çıkacaklarına dair ettikleri yeminleri ifade eder, ancak bu yeminlerin yerine getirilmeyeceği ima edilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hurûc'un burada 'savaşa çıkmak' anlamında kullanıldığını açıklar. Münafıkların bu vaadi, aslında bir kaçış veya bahanelerle savaştan geri durma niyetlerini gizlemek için kullandıkları bir retorik olarak yorumlanabilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'tâ'at' kelimesinin isteyerek boyun eğmek, emre uymak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tâ'atun ma'rûfetun' ifadesi, münafıkların itaatinin sadece dilde kaldığını, fiiliyatta ise itaatsizliklerinin herkesçe bilindiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'tâ'at'ın 'irade ile uyum' olduğunu ifade eder. Ayetteki 'tâ'atun ma'rûfetun' ifadesi, münafıkların itaatinin bilinen bir 'tür' olduğunu, yani onların itaatinin sadece sözde kaldığını ve gerçek bir bağlılık içermediğini ima eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tâ'at'ın Kur'an'da genellikle Allah'a ve Resulüne karşı gösterilen samimi bağlılığı ifade ettiğini belirtir. Ancak bu ayetteki 'tâ'atun ma'rûfetun' ifadesi, münafıkların itaatinin bu samimiyetten uzak, yüzeysel ve herkesçe bilinen bir ikiyüzlülük olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Habîr' kelimesinin, bir şeyin iç yüzünü, gizli yönlerini bilen anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'innallâhe habîrun bimâ ta'melûn' ifadesi, Allah'ın münafıkların sadece sözlerini değil, niyetlerini ve gizli amellerini de bildiğini vurgulayarak, onların yeminlerinin boşluğunu ortaya koyar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'habîr' isminin Allah'ın sıfatlarından biri olduğunu ve O'nun her şeyden tam ve eksiksiz bilgi sahibi olduğunu ifade eder. Bu ayette, Allah'ın münafıkların ikiyüzlü yeminlerinin ve itaatsizliklerinin tüm detaylarını bildiği mesajı verilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'habîr' kavramının Kur'an'da Allah'ın mutlak ilmini ve her şeyi kuşatan bilgisini ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, münafıkların aldatıcı davranışlarının Allah'ın bilgisi dışında kalamayacağı, dolayısıyla yeminlerinin bir anlam ifade etmediği vurgulanır.
Nûr Sûresi
“Veaksemû bi(A)llâhi cehde eymânihim le-in emertehum leyahrucun(ne) kul lâ tuksimû tâ’atun ma’rûfe(tun) inna(A)llâhe habîrun bimâ ta’melûn(e)” Münâfıklar, sen kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka savaşa çıkacaklarına dair Allah adını anarak en kuvvetli yeminlerini ettiler. De ki: “Yemin etmeyin. Sizden istenen güzelce itaat etmektir. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (24/53)
Bu âyet hakkında 53. Âyetler hakkında yapmış olduğumuz yorumu buraya alıyoruz.
(24/53) - ” (Münafıklar), sen hakikaten kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka (savaşa) çıkacaklarına dair, en ağır yeminleri ile Allah'a yemin ettiler. De ki: Yemin etmeyin. İtaatiniz malûmdur! Bilin ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”
Âyetin son kısmı zâti’dir. (Bilin ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”) Sonunda geçen “Habir” esmâsı Allah kaynak esmâsından sonraki 31. Esmâdır. Silsilemizde Hz. Pir Hasan Hüsameddin Uşşaki K.S. esmâsıdır. (31) “Lam Elif”, “La” yokluğu “Elif Lam” “El” ile Uluhiyyet ve Ahadiyyeti bildirmektedir. “El” ve “La” dır. “El”, hakkın varlığı ile var olunan birimsel hakikati ve “La” ise yokluğu ifade etmektedir.
Sure sayısı 24, âyet sayısı 53 tür.
24+53= 77
7+7= 14
(14) Nûru Muhammedi dir. Bilindiği gibi tüm mertebelerin içinde mevcuttur.
Bu bilgilerin ışığında 53 şifre sayısı olan Efendi Babamın, Hz. Pirimizin kurucusu olduğu ilm ve aşk yolunda aldığı-olduğu-verdiği “El” ile Cenâb-ı Allah’ın bildirmesi ile Ahadiyyet ve Ulûhiyyet mertebesinden haberdardır. Bu mertebeleri, her mertebeden haberdar etmektedir.
Âyet münafıklar, mücahade, bu sınıfın gevşekliği ve yapılanlardan Allah’ın haberder olduğundan bahsetmektedir.
Münafık; Dinî kurallara inanmadığı hâlde inanmış gibi görünen. İçten iman etmeyen dışarıdan Müslüman görünen kimse.
Cehd; Mücahade, Nefis mücahadesi… Mücahadesi olmayanın, müşahadesi olmaz demişlerdir.
Tasavvuf sahasında en önemli durumlardan biridir. Mutlak ma’nâda yolda sâlik nefs mücahadesinde nefsinin olumsuz yönleri ile savaş etmelidir. Bugüne kadar görüldüğü üzere bu çalışmaları yapmayıp, yapıyor gibi görünen nefsi emmare sahipleri mürted duruma düşmüşlerdir. Bu durumdan “Nur 53” te bir şekilde haberdar olmaktadır.[67]
قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ فَإِن تَوَلَّوا فَإِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُم مَّا حُمِّلْتُمْ وَإِن تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ {النور/54}
“Kul atî’û(A)llâhe veatî’û-rrasûl(e) fe-in tevellev fe-innemâ aleyhi mâ hummile ve’aleykum mâ hummiltum ve-in tutî’ûhu tehtedû vemâ alâ-rrasûli illâ-lbelâgu-lmubîn(e)”