Veakîmû-ssalâte veâtû-zzekâte veatî'û-rrasûle le'allekum turhamûn(e)
Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Resule itaat edin ki size merhamet edilsin.
Hem namazı kılın, zekatı verin ve peygambere itaat edin ki rahmete eresiniz.
Nûr Suresi 56. ayet, müminlere temel ibadetleri ve peygambere itaati emrederek ilahi rahmete nail olmanın yollarını göstermektedir. Ayet, 'salat', 'zekat', 'itaat' ve 'rahmet' gibi anahtar kavramlar etrafında şekillenerek, bireysel ve toplumsal sorumlulukları vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Salat kelimesi, lügatte dua anlamına gelir. Şeriatta ise, belirli rükün ve şartlarla yerine getirilen, Allah'a yöneliş ve tazim içeren özel bir ibadettir. Ayetteki 'akîmû' (ikame edin) fiiliyle birlikte kullanılması, namazın sadece eda edilmesini değil, aynı zamanda hakkıyla, huşu içinde ve devamlı olarak yerine getirilmesini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Salat, Arapların dilinde dua demektir. Kur'an'da ise bu kelime, Allah'ın emrettiği, kıyam, rüku ve secde gibi fiillerden oluşan ibadet için kullanılmıştır. Ayetteki emir, müminlerin bu ibadeti eksiksiz yerine getirmeleri gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Salat, Kur'an'da Allah ile kul arasındaki dikey ilişkiyi temsil eden en temel ritüellerden biridir. Kelimenin kökenindeki 'eğilme, yönelme' anlamı, namazın Allah'a karşı bir teslimiyet ve boyun eğme eylemi olduğunu gösterir. Bu ayetteki kullanımı, İslam toplumunun temel direklerinden biri olarak namazın önemini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zekat kelimesi, lügatte 'artma, temizlenme, bereketlenme' anlamlarına gelir. Şeriatta ise, malın belirli bir kısmının Allah rızası için verilmesiyle malın temizlenmesi ve bereketlenmesi kastedilir. Ayetteki 'âtû' (verin) fiili, zekatın bir hak olarak ödenmesi gerektiğini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Zekat, malın temizlenmesi ve arındırılmasıdır. Aynı zamanda, Allah'ın rızasını kazanmak ve sevap elde etmek için verilen sadakadır. Ayetteki emir, Müslümanların mallarındaki fakirlerin hakkını gözetmeleri ve bu yolla hem kendilerini hem de mallarını arındırmaları gerektiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zekat, Kur'an'da 'salat' ile birlikte anılan, İslam toplumunun sosyal adalet ve dayanışma prensibini yansıtan önemli bir kavramdır. Kelimenin 'temizlenme' ve 'büyüme' anlamları, zekatın hem malı hem de veren kişiyi manevi olarak arındırdığını ve toplumsal refahı artırdığını gösterir. Bu ayetteki kullanımı, namazla birlikte toplumsal sorumluluğun bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İtaat (tâ'a), isteyerek ve gönüllü olarak boyun eğmek, emre uymak demektir. Ayette 'er-Resûl' (Peygamber) ile birlikte kullanılması, Peygamber'in Allah'ın elçisi olması hasebiyle onun emirlerinin Allah'ın emirleri hükmünde olduğunu ve ona itaatin vacip olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İtaat, emredilen şeyi yapmak ve yasaklanan şeyden kaçınmaktır. Peygambere itaat, onun getirdiği şeriata uymak ve sünnetini takip etmekle gerçekleşir. Bu ayetteki emir, Peygamber'in tebliğ ettiği hükümlere kayıtsız şartsız teslimiyetin önemini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İtaat kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'a ve Resulüne karşı gösterilmesi gereken bir tutum olarak geçer. Peygambere itaat, onun sünnetini benimsemek, sözlerine kulak vermek ve hayatını örnek almak anlamına gelir. Bu ayetteki 'Peygambere itaat edin' ifadesi, müminlerin dini yaşantılarında Peygamber'in rehberliğine ne kadar ihtiyaç duyduklarını ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet, Allah'tan geldiğinde lütuf ve ihsan, kullardan geldiğinde ise şefkat ve acıma anlamına gelir. Ayetteki 'leallekum turhamûn' (ki size merhamet edilsin) ifadesi, namaz kılma, zekat verme ve Peygambere itaat etme fiillerinin Allah'ın rahmetine vesile olacağını belirtir. Bu, bir sebep-sonuç ilişkisini ortaya koyar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Rahmet, Allah'ın kullarına olan lütfu ve ihsanıdır. Bu ayetteki 'turhamûn' fiili, meçhul sigada gelerek, rahmetin Allah tarafından geleceğini ve bu fiillerin karşılığı olarak verileceğini ifade eder. Bu, müminlere umut ve teşvik kaynağıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Rahmet, Kur'an'ın en merkezi kavramlarından biridir ve Allah'ın temel sıfatlarından biridir. 'Rahman' ve 'Rahim' isimleri de bu kökten türemiştir. Bu ayette, Allah'ın rahmetine nail olmanın yolu olarak belirli ibadetler ve Peygambere itaat gösterilmiştir. Bu, rahmetin sadece pasif bir lütuf değil, aynı zamanda kulun çabalarıyla kazanılan bir karşılık olduğunu vurgular.
Nûr Sûresi
“Veakîmû-ssalâte veâtû-zzekâte veatî’û-rrasûle le’allekum turhamûn(e)” Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Resûle itaat edin ki size merhamet edilsin. (24/56)
“Veakîmû-ssalâte” Namazı dosdoğru kılın nedir?
Namaz ne demek?
Ayakta dosdoğru durmak mı?
Secde’de en iyi şekilde secde yapmak mı?
Rükû’da en güzel şekilde durmak mı?
Bunların hepsi olmakla birlikte en doğru namaz kişinin kendi hakikatini idrak ederek Hakk’ın huzurunda o doğrulukta durmasıdır, “iyyake nabüdü ve iyyake nestain” derken, kalbimizde, gönlümüzde var olan dünyalık şeylerin önünde duruyorsak o doğru bir duruş olmaz, eğri bir duruş olur, doğru duruş için kişinin doğru bilgiye sahip olması lâzımdır ki, o bilgiyle kendi hakikatini idrak edip Hakk’ın huzurunda o şekilde dursun,[70]
“veâtû-zzekâte” Zekat zâhirde “40 ta 1” i vermektir. Hakikatte ise “40 ta 39” ı verip 1 i kendine bırakmaktır.
Ve onlar daha şöyle hareket ederler ki, biz onları rızıklandırdık onlarda bu rızıklandırdığımız şeylerden infak ederler, yani başkalarına verirler. İşte bu infak bu rızık maddi rızık olduğu gibi aynı zaman da manevi rızıktır da, zâten maddi rızkı herşeye her yönde vermek mümkün ama mânevi rızkı her yerde her zaman herkese vermek mümkün değildir çünkü mânevi rızkın özel olarak alıcılarının olması lâzımdır. Nasıl ki midesi boşalmış, acıkmış olan kimseye maddi rızkı verirsiniz ve onu yer, mânevi gıdayı, mânevi rızkı da ancak mânen acıkmış olanlar alır. Onlardan talep olur ve onlar kullanabilirler dolayısıyla bu rızkı vermek için alıcılarını bulmak lâzımdır, “isteyemeyen fakirleri bul onlara ver” dendiği gibi, bu mânâyı da böyle ihtiyacı olan seçilmiş kimselere ver, eğer yol ortasında yahut belirli toplantılarda önüne gelen bu vahdet rızkından, tevhid rızkından vermeye kalkarsan olmaz, ziyan olur. Mânâ âleminin rızkı, ef’âl mertebesin-den, esmâ mertebesinden, sıfat mertebesinden ve Zât mertebesinden oluyor. İşte bir kimse hangi mertebede ise o mertebeden alıyor rızkını, o düzeyden alıyor ve kendi rûhaniyetini o yönden besliyor ve bu rızıkların en güzeli tabi ki Zât mertebesinden verilen rızıktır, sonra sıfat, sonra esmâ, sonra ef’âl mertebesi gelir.[71]
Resüle itaat etmek, Risalet-tarikat mertebesine itaat etmektir. Genel ma’nâ da Resülullah efendimize itaat etmektir. Tarik yol demektir. Özel ma’nâ da yolun irsaliyetine itaat etmek salik için gereklidir. Bireysel ma’nâ ise kendi nefsinden gelen resül-risâlet[72] mertebesine zamanı geldiğinde itaat edilmesi gerekir.
Kûr’ân-ı Keriym; Kâlem Sûresi; (68/4) Âyetinde “ ve innekke le alâ hulûkin aziym.” Buyurdu.
Meâlen:
Ve muhakkak ki: Sen pek büyük bir ahlâk üzerindesin Hadîs-i Şerifte de, buyurulan.
Tahallâku bi ahlâkıllâh ve Tahallâku bi ahlâkı Rasûlüllah Yani:
Allah’ın ahlâkı ile ahlaklanın, ve Rasûlüllah’ın ahlâkı ile ahlâklanındır.
Allah’ın ahlâk Celâl ve Cemâl sıfatlarıyla her mertebe de o mertebenin gereği olan adaleti yerine getirmektir.
Hz. Peygamber’in ahlâkı ise daha ziyade belirgin olarak merhamet üzeredir.
Kûr’ân-ı Keriym; Tevbe Sûresi; (9/128) Âyetinde;
“ Harisun aleyküm bilmü’minıne raufun rahiym.” Meâlen;
Sizin üzerinize çok düşkün, şefkatli ve merhametlidir diye buyurulmuştur.