İçeriğe atla
Nûr 56Cüz 18 · Sayfa 357

Nûr Sûresi 56. Âyet

النور

Sohbete sor

Veakîmû-ssalâte veâtû-zzekâte veatî'û-rrasûle le'allekum turhamûn(e)

Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Resule itaat edin ki size merhamet edilsin.

Nûr Sûresi

“Veakîmû-ssalâte veâtû-zzekâte veatî’û-rrasûle le’allekum turhamûn(e)” Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Resûle itaat edin ki size merhamet edilsin. (24/56)


Veakîmû-ssalâte” Namazı dosdoğru kılın nedir?

Namaz ne demek?

Ayakta dosdoğru durmak mı?

Secde’de en iyi şekilde secde yapmak mı?

Rükû’da en güzel şekilde durmak mı?

Bunların hepsi olmakla birlikte en doğru namaz kişinin kendi hakikatini idrak ederek Hakk’ın huzurunda o doğrulukta durmasıdır, “iyyake nabüdü ve iyyake nestain” derken, kalbimizde, gönlümüzde var olan dünyalık şeylerin önünde duruyorsak o doğru bir duruş olmaz, eğri bir duruş olur, doğru duruş için kişinin doğru bilgiye sahip olması lâzımdır ki, o bilgiyle kendi hakikatini idrak edip Hakk’ın huzurunda o şekilde dursun,[70]

“veâtû-zzekâte” Zekat zâhirde “40 ta 1” i vermektir. Hakikatte ise “40 ta 39” ı verip 1 i kendine bırakmaktır.

Ve onlar daha şöyle hareket ederler ki, biz onları rızıklandırdık onlarda bu rızıklandırdığımız şeylerden infak ederler, yani başkalarına verirler. İşte bu infak bu rızık maddi rızık olduğu gibi aynı zaman da manevi rızıktır da, zâten maddi rızkı herşeye her yönde vermek mümkün ama mânevi rızkı her yerde her zaman herkese vermek mümkün değildir çünkü mânevi rızkın özel olarak alıcılarının olması lâzımdır. Nasıl ki midesi boşalmış, acıkmış olan kimseye maddi rızkı verirsiniz ve onu yer, mânevi gıdayı, mânevi rızkı da ancak mânen acıkmış olanlar alır. Onlardan talep olur ve onlar kullanabilirler dolayısıyla bu rızkı vermek için alıcılarını bulmak lâzımdır, “isteyemeyen fakirleri bul onlara ver” dendiği gibi, bu mânâyı da böyle ihtiyacı olan seçilmiş kimselere ver, eğer yol ortasında yahut belirli toplantılarda önüne gelen bu vahdet rızkından, tevhid rızkından vermeye kalkarsan olmaz, ziyan olur. Mânâ âleminin rızkı, ef’âl mertebesin-den, esmâ mertebesinden, sıfat mertebesinden ve Zât mertebesinden oluyor. İşte bir kimse hangi mertebede ise o mertebeden alıyor rızkını, o düzeyden alıyor ve kendi rûhaniyetini o yönden besliyor ve bu rızıkların en güzeli tabi ki Zât mertebesinden verilen rızıktır, sonra sıfat, sonra esmâ, sonra ef’âl mertebesi gelir.[71]

Resüle itaat etmek, Risalet-tarikat mertebesine itaat etmektir. Genel ma’nâ da Resülullah efendimize itaat etmektir. Tarik yol demektir. Özel ma’nâ da yolun irsaliyetine itaat etmek salik için gereklidir. Bireysel ma’nâ ise kendi nefsinden gelen resül-risâlet[72] mertebesine zamanı geldiğinde itaat edilmesi gerekir.

Kûr’ân-ı Keriym; Kâlem Sûresi; (68/4) Âyetinde “ ve innekke le alâ hulûkin aziym.”  Buyurdu.

Meâlen:

Ve muhakkak ki: Sen pek büyük bir ahlâk üzerindesin Hadîs-i Şerifte de, buyurulan.

Tahallâku bi ahlâkıllâh ve Tahallâku bi ahlâkı Rasûlüllah Yani:

Allah’ın ahlâkı ile ahlaklanın, ve Rasûlüllah’ın ahlâkı ile ahlâklanındır

Allah’ın ahlâk Celâl ve Cemâl sıfatlarıyla her mertebe de o mertebenin gereği olan adaleti yerine getirmektir.

Hz. Peygamber’in ahlâkı ise daha ziyade belirgin olarak merhamet üzeredir. 

Kûr’ân-ı Keriym; Tevbe Sûresi; (9/128) Âyetinde;

“ Harisun aleyküm bilmü’minıne raufun rahiym.” Meâlen;

Sizin üzerinize çok düşkün, şefkatli ve merhametlidir diye buyurulmuştur.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)