Velev şi/nâ lebe'aśnâ fî kulli karyetin neżîrâ(n)
Dileseydik her memlekete bir uyarıcı gönderirdik.
(Habibim!) Şayet dileseydik elbette her köye bir uyarıcı (peygamber) gönderirdik.
Bu ayet, Allah'ın kudretini ve peygamber gönderme iradesini vurgulamaktadır. 'Dilemek', 'göndermek' ve 'uyarıcı' kavramları, ilahi iradenin tecellisini ve risaletin amacını dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şey' (şey') kelimesi, var olan veya var olabilecek her şeyi kapsar. Şâe (diledi) fiili ise, bir şeyin varlığını veya yokluğunu Allah'ın iradesine bağlar. Ayetteki 'şî'nâ' ifadesi, Allah'ın dilediği takdirde her şeyi yapmaya muktedir olduğunu ve peygamber gönderme eyleminin de bu mutlak iradenin bir sonucu olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Meşîet (dileme), bir şeyin meydana gelmesini veya gelmemesini belirleyen ilahi iradedir. Bu ayetteki 'şî'nâ', Allah'ın her kente uyarıcı gönderme gücüne sahip olduğunu, ancak bunu yapmamasının da yine kendi hikmetli iradesiyle olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'şâe' fiili, genellikle Allah'ın mutlak ve sınırsız iradesini ifade eder. Bu irade, herhangi bir dış etken veya zorunluluktan bağımsızdır. Ayetteki 'lev şî'nâ' (eğer dileseydik) ifadesi, Allah'ın dilediği takdirde her şeyi yapabileceğini, ancak belirli bir hikmet gereği farklı bir yol izlediğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ba's (بعث), bir şeyi bir yerden başka bir yere göndermek veya birini bir iş için görevlendirmektir. Ayetteki 'leba'snâ' ifadesi, Allah'ın her kente bir uyarıcıyı görevlendirip gönderme kudretini ve bu eylemin ilahi bir iradeyle gerçekleşeceğini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ba's, diriltmek ve göndermek anlamlarına gelir. Burada 'leba'snâ', Allah'ın peygamberleri veya uyarıcıları insanlara doğru yolu göstermeleri için göndermesi anlamındadır. Bu, mecazi olarak bir 'diriliş' veya 'canlanış' getirme eylemi olarak da yorumlanabilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ba's, bir şeyi harekete geçirmek, birini bir yere göndermek veya bir iş için görevlendirmektir. Ayetteki 'leba'snâ', Allah'ın her kente özel olarak bir uyarıcıyı seçip gönderme gücünü ve bu eylemin ilahi bir görevlendirme olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Karye (قرية), insanların toplandığı ve yerleştiği yerdir. Bu, hem büyük şehirleri hem de küçük kasabaları kapsayabilir. Ayetteki 'külli karyetin' (her kente) ifadesi, Allah'ın mesajının belirli bir coğrafya veya toplulukla sınırlı olmadığını, evrensel bir potansiyele sahip olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Karye, insanların bir araya gelip yerleştiği, evlerin ve binaların bulunduğu yerdir. Kur'an'da genellikle şehir veya kasaba anlamında kullanılır. Ayetteki bağlamda, her bir yerleşim birimine, yani insan topluluklarına bir uyarıcının gönderilebileceği potansiyelini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Karye kelimesi, Kur'an'da genellikle 'şehir', 'kasaba' veya 'yerleşim yeri' anlamında kullanılır ve içinde yaşayan insan topluluğunu da ima eder. Bu ayette 'her kente' ifadesi, ilahi mesajın ve uyarıcının ulaşabileceği tüm insan topluluklarını kapsayıcı bir şekilde ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nezîr (نذير), bir tehlikeye karşı uyaran, korkutan ve sakındıran kişidir. Peygamberler, insanları Allah'ın azabına karşı uyaran ve doğru yola davet eden nezîrlerdir. Ayetteki 'nezîrâ' ifadesi, gönderilecek kişinin temel görevinin insanları ilahi azaba karşı uyarmak ve onları doğruya yönlendirmek olduğunu belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nezîr, bir şeyi haber veren ve ondan sakındıran kişidir. Özellikle peygamberler için kullanılır. Ayetteki 'nezîrâ' kelimesi, Allah'ın her kente göndereceği elçinin, insanları Allah'ın emirlerine uymaya ve yasaklarından kaçınmaya çağıran bir uyarıcı olacağını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nezîr kavramı, Kur'an'da peygamberlerin temel işlevlerinden birini ifade eder: insanları Allah'ın gazabına karşı uyarmak ve onlara doğru yolu göstermek. Bu uyarı, genellikle bir tehdit veya tehlikeye karşı yapılan bir ikazdır. Ayetteki 'nezîrâ', bu uyarıcı rolün önemini ve evrenselliğini vurgular.
Furkân Sûresi
“Velev şi/nâ lebe’asnâ fî kulli karyetin nezîrâ(n)” Dileseydik her memlekete bir uyarıcı gönderirdik. (25/51)
Âyet zât mertebesi âyetlerindendir.
“şi/nâ” biz dileseydik, “lebe’asnâ” biz gönderdik âyetin zati bölümüdür.
Nereye uyarıcı göndereceğimiz bizim “Şae” dilememize bağlıdır. Bu kişisel olarakta böyledir. Allah c.c. “Şae” dilemesine ve O kişiyi ehli ile buluşturmasına bağlıdır. (Murat Derûni)