Vehuve-lleżî ḣaleka mine-lmâ-i beşeran fece'alehu neseben ve sihrâ(an)(k) vekâne rabbuke kadîrâ(n)
O, sudan bir insan yaratıp ondan soy sop ve hısımlık meydana getirendir. Rabbin, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
O (hakir) sudan, bir insan yaratıp ona bir neseb bahşeden ve sıhriyet bağı ile akraba yapan O'dur. Rabbinin her şeye gücü yeter.
Bu ayet, Allah'ın insanı sudan yaratmasını ve ona nesep ve sıhrî bağlar vermesini konu edinir. Dilbilimsel olarak 'halk', 'su', 'beşer', 'nesep' ve 'sıhr' kavramları, insanın yaratılışındaki ilahi kudreti ve sosyal yapının temelini oluşturan ilişkileri vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'halk' kelimesinin asıl anlamının 'takdir etmek, bir şeyi ölçü ve düzen içinde yapmak' olduğunu belirtir. Ayetteki 'halk', Allah'ın insanı sudan belirli bir plan ve düzen dahilinde yaratmasını ifade eder, yani sadece var etmek değil, aynı zamanda ona bir form ve işlev kazandırmaktır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'halk'ın 'bir şeyi örneksiz ve benzersiz bir şekilde icat etmek' olduğunu söyler. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın insanı sudan, daha önce benzeri görülmemiş bir biçimde ve kendi kudretiyle yaratmasını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'halk' kavramının genellikle Allah'ın yaratma eylemini ifade ettiğini ve bu eylemin mutlak bir kudret ve iradeyle gerçekleştiğini belirtir. Ayetteki 'halk', Allah'ın insanı sudan yaratma gücünü ve bu yaratılışın benzersizliğini ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mâ'' kelimesinin Kur'an'da genellikle bilinen su anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'mâ'', insanın yaratıldığı temel madde olarak, Allah'ın kudretinin ve yaratılışın başlangıcının bir göstergesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mâ'' kelimesinin bazen 'meni' anlamında da kullanılabileceğini ima eder. Ayetteki 'mâ'' kelimesi, insanın yaratılışının başlangıcı olarak hem genel anlamda suyu hem de özelde meniyi kapsayabilir, bu da yaratılışın basit bir maddeden başladığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mâ''nın canlıların hayat kaynağı olduğunu ve Kur'an'da birçok yerde yaratılışın başlangıcı olarak zikredildiğini ifade eder. Ayetteki 'mâ'', insanın yaratılışının temel unsuru olarak, Allah'ın kudretinin ve hayat verici özelliğinin bir delilidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'beşer' kelimesinin 'deri' anlamına gelen 'beşere'den türediğini ve insanın dış görünüşüyle ilgili olduğunu belirtir. Ayetteki 'beşer', insanın fiziksel varlığını ve diğer canlılardan ayrılan özelliklerini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'beşer'in insanın dış görünüşü, derisi ve teni itibarıyla diğer canlılardan ayrılan yönünü ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'beşer', Allah'ın sudan yarattığı varlığın, dış görünüşüyle tanınan ve belirli özelliklere sahip bir insan olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'beşer' kelimesinin genellikle insanın biyolojik ve fiziksel yönünü vurguladığını, 'insan' (إنسان) kelimesinin ise daha çok ruhsal ve entelektüel yönünü ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'beşer'in kullanılması, yaratılışın fiziksel boyutuna dikkat çeker.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'neseb'in 'bir kimsenin soyunu, akrabalığını bildirmek' anlamına geldiğini ve kan bağıyla oluşan akrabalığı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'neseb', Allah'ın insanı yaratırken ona soy ve sülale bağları verdiğini, böylece sosyal bir düzen kurduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'neseb'in 'doğum yoluyla oluşan akrabalık' olduğunu ve bu bağın insanların birbirleriyle ilişkilerini düzenlediğini açıklar. Ayetteki 'neseb', Allah'ın insanlara verdiği bu doğal akrabalık bağının önemini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'neseb' kavramının Kur'an'da genellikle soy, sülale ve kan bağı anlamında kullanıldığını ve toplumsal yapının temelini oluşturduğunu belirtir. Ayetteki 'neseb', insanın yaratılışının sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir boyutunun olduğunu, aile ve soy bağlarının ilahi bir düzenleme olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sıhr'ın 'evlilik yoluyla oluşan akrabalık' olduğunu ve bu bağın 'neseb'den farklı olarak sonradan kazanıldığını belirtir. Ayetteki 'sıhr', Allah'ın insanlara sadece kan bağı değil, aynı zamanda evlilik yoluyla da akrabalık bağları verdiğini, böylece toplumsal ilişkileri genişlettiğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'sıhr'ın 'evlilik yoluyla oluşan akrabalık' olduğunu ve bu bağın 'neseb' gibi önemli bir toplumsal ilişki olduğunu ifade eder. Ayetteki 'sıhr', Allah'ın insanlara verdiği bu ikinci tür akrabalık bağının, yani dünürlüğün, toplumsal uyum ve genişleme için ne kadar önemli olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sıhr' kavramının Kur'an'da 'evlilik yoluyla oluşan akrabalık' anlamında kullanıldığını ve 'neseb' ile birlikte toplumsal bağların iki temel direğini oluşturduğunu belirtir. Ayetteki 'sıhr', Allah'ın insanlara verdiği bu evlilik akrabalığının, ailelerin ve toplumların genişlemesinde ve dayanışmasında merkezi bir rol oynadığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kadir' kelimesinin 'bir şeyi ölçü ve düzen içinde yapmaya gücü yeten' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'Kadîr', Allah'ın insanı sudan yaratma, ona nesep ve sıhr verme gibi tüm bu eylemleri mutlak bir güç ve hikmetle gerçekleştirdiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Kadîr' isminin Allah'ın her şeye gücünün yettiğini, hiçbir şeyin O'na zor gelmediğini ifade ettiğini açıklar. Bu ayetteki 'Kadîr', insanın yaratılışındaki ve sosyal bağlarının tesisindeki ilahi kudretin sınırsızlığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'Kadîr' isminin Allah'ın mutlak gücünü ve iradesini ifade ettiğini, O'nun her şeyi dilediği gibi yapmaya muktedir olduğunu belirtir. Ayetteki 'Kadîr', insanın yaratılışının ve sosyal düzeninin Allah'ın sınırsız kudretinin bir eseri olduğunu vurgular.
Furkân Sûresi
O, sudan bir insan yaratıp ondan soy sop ve hısımlık meydana getirendir. Rabbin, her şeye hakkıyla gücü yetendir. (25/54)
Âyet rububiyet mertebesi âyetlerindendir.
Yolumuza “Gökyüzü İnsanları Araştırması” araştırması ile devam ediyoruz.
Diyanet Meali:
25.54 - O, sudan bir insan yaratıp ondan soy sop ve hısımlık meydana getirendir. Rabbin, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
25.54 - Odur o ki sudan bir beşer yarattı da onu bir neseb ve bir sıhir kıldı, rabbın kadîr bulunuyor
Görüldüğü gibi âyet-i kerime çok açıktır. Bizim sülâle ve neslimiz nasıl cennette topraktan halkedilip ayrı bir duruma sahip ise. Bu âyet-i kerimede de, aynı şekilde sudan halkedilmiş bir sülâle ve neslin olduğunu, onlarında kendi içlerinde akrabalık ve hısımlık bağlarının olduğunu açık olarak bildirmektedir.
O halde bunların dışında da birçok halkedişlerle zuhura getirilen âlemlerde de, diğer sülâle ve nesillerin olması neden akıldan uzak tutulsun, geçmiş sayfalardan beri böyle sülâle ve nesillerin olduğunu âyetlerde ve hadislerde açık olarak gördük ve görmeye de devam edeceğiz.
Şimdi yeri gelmişken, genel diğer sülâle ve nesillerinde bildiğimiz, kadarı ile dört değişik zuhur başlangıçlarını anlamaya çalışalım.
1)- Bu âyette bildirildiği gibi Bazı sülâle ve nesillerin sudan halkedildiği.
2)- Bazı sülâle ve nesillerin dünyada düzlükte ve topraktan halkedildiği,
3)- Bazı sülâle ve nesillerin nerede halkedileceklerse orada onlara “OL” emri ile oluvermeleri şekli ile halkedildiği.
4)- Gene yeryüzünün veya başka bir gökyüzü arzının yüksek yerlerinde bereketli yaylalarında halkedilip yeryüzü düzlüğe kıraç toprağa indirildiği şekilde halkedildiği, anlşılmaktadır.
Rabbımızın halkediliciliği sonsuz olduğundan diğer sülâle ve nesillerin, nasıl halkedildikleri bizleri pek ilgilendirmiyor. Ancak bizlere bildirilen bilgilerde, “sülâle nesillerin-paket programların” değişik şekilde halkedildikleri açık olarak bildirilmektedir.
Yahova şahitleri ile yapmış olduğum konuşmalarda onlar bizim “Adem Muhammet” sülâle neslimizin, dünyada (aden cenneti) gibi bereketli olan yüksekteki bir yerde yaylada halkedildiğini sonra yere düzlüğe kıraç toprağa indirildiğini söylüyorlar idi. Eğer yahova şahidi olup İsa’ya iman edilirse onun şefeati ile kendilerine ahirette dünyadan 10 dönüm toprak verileceğine ve bu toprağın çok verimli olacağını koyun ve kurdun bir arada yaşayacaklarını söylüyorlardı.
Fakirde onlara siz neyin şahidisiniz, deyip esas şahitler bizleriz ve ilk sözümüz “Eşhedü” dür demiştim ve arkadan kusura bakmayın ama sizin rabb-iniz gerçekten çok fakirmiş demiştim, biz zaten İsa, a.s. ma iman etmişiz. Sizin hayali rabb-iniz ölümden sonra dünyada bir kişiye 10 dönüm arazi verecekmiş! Bizim ilahi rabb-imiz hadiste belirtildiği gibi iman etmiş ancak günahları yüzünden cehennemden en son çıkacak kişiye 10 dünya büyüklüğünde bir cennet verileceğini bildirmirtir diyerek acizliklerini belirtmiştim.
Daha sonra onlara bu konuşmalardan sonra, ne kendinizden ne Musa a.s. dan ne İsa a.s. dan nede kendinizden nede rabb-ınızdan haberiniz yokmuş. Diyerek yaplaşık 2 ay kadar süren konuşmalarımızı sonlandırmıştım.
Bu hususta geniş bilgi (70-Yahova şahitleri ile mülâkat) adlı kitabımızda vardır dileyen (terzibaba13.com) siteye girip oradan indirebilir.[76] T.B.[77]