Ḣâlidîne fîhâ(c) hasunet mustekarran vemukâmâ(n)
Orada ebedi kalırlar. Orası ne güzel bir durak ve ne güzel bir konaktır!
Orada ebedî kalacaklar, orası ne güzel bir konak ve ne güzel bir makamdır.
Bu ayet, cennet ehlinin ebedi ikametgahını ve bu mekanın güzelliğini vurgulamaktadır. 'Hulûd' kavramı ebediyeti, 'istikrar' ve 'mukâm' ise kalıcı yerleşimi ve huzuru ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hulûd (خلود), bir şeyin bozulmadan ve değişmeden kalmasıdır. Cennet ehli için kullanıldığında, onların orada sonsuza dek kalacaklarını, ölüm ve yok oluşun onlara dokunmayacağını ifade eder. Ayetteki 'hâlidîn' kelimesi, cennetin geçici değil, kalıcı bir yurt olduğunu pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Hulûd, Arap dilinde bir şeyin uzun süre kalması anlamına gelir. Ancak Kur'an'da cennet ve cehennem ehli için kullanıldığında, bu, sonsuzluk ve ebediyet anlamını taşır. Ayetteki 'hâlidîn' ifadesi, cennetin müminler için nihai ve sonsuz bir ikametgah olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hulûd kavramı, Kur'an'da genellikle ahiret hayatının, özellikle de cennet ve cehennemin kalıcılığını ifade etmek için kullanılır. Bu, dünyevi hayatın geçiciliğine bir tezat oluşturur. 'Hâlidîn' kelimesi, cennetin mükafatının kesintisiz ve sonsuz olduğunu vurgular, bu da müminler için nihai bir güvence ve huzur kaynağıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hasene (حسنة) kelimesi, güzellik, iyilik ve hoşluk anlamlarını taşır. 'Hasanet' fiili, bir şeyin nitelik olarak üstün ve beğenilir olduğunu belirtir. Ayetteki 'hasunet müstekarran ve mukâmâ' ifadesi, cennetin hem yerleşim yeri hem de duraklama yeri olarak eşsiz bir güzelliğe ve mükemmelliğe sahip olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hüsn (حسن), bir şeyin hem zahiren hem de batınen güzel olmasıdır. 'Hasanet' fiili, bu güzelliğin ve iyiliğin en üst düzeyde gerçekleştiğini ifade eder. Ayette cennetin 'hasunet' olarak nitelendirilmesi, onun her yönüyle kusursuz ve arzu edilir bir mekan olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hüsn kökünden türeyen kelimeler, Kur'an'da genellikle olumlu nitelikleri, güzelliği ve iyiliği ifade eder. 'Hasanet' fiili, bir şeyin niteliksel olarak üstünlüğünü ve beğenilirliğini vurgular. Ayette cennetin bu fiille nitelendirilmesi, onun müminler için en güzel ve en hoş ikametgah olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Karâr (قرار), bir şeyin sabitlenmesi, yerleşmesi ve hareketliliğin sona ermesidir. 'Müstekarr' ise, bir şeyin sürekli olarak yerleştiği, sabitlendiği yerdir. Ayetteki 'müstekarran' kelimesi, cennetin müminler için geçici değil, ebedi ve kalıcı bir yerleşim yeri olduğunu, orada bir daha ayrılma veya taşınma olmayacağını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Karâr, sükûnet ve istikrar anlamına gelir. 'Müstekarr', bir kimsenin yerleştiği ve orada kaldığı mekandır. Ayetteki 'müstekarran' ifadesi, cennetin müminler için huzur ve sükûnet bulacakları, daimi bir ikametgah olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İstikrar (استقرار), bir yerde sabit kalmak ve yerleşmektir. 'Müstekarr', bu eylemin gerçekleştiği yerdir. Ayetteki 'müstekarran', cennetin müminler için bir daha ayrılmayacakları, ebedi ve sabit bir yerleşim yeri olduğunu, orada tam bir huzur ve güvenlik içinde olacaklarını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kıyâm (قيام), ayakta durmak, ikamet etmek ve bir yerde kalmak anlamına gelir. 'Mukâm' ise, bir kimsenin durduğu, ikamet ettiği veya kaldığı yerdir. 'Müstekarr' ile birlikte kullanıldığında, 'mukâm' daha çok bir duraklama, bir kalış yeri anlamını pekiştirir. Ayetteki 'mukâmâ' kelimesi, cennetin sadece bir yerleşim yeri değil, aynı zamanda huzur içinde kalınacak, dinlenilecek ve ebediyen durulacak bir mekan olduğunu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mukâm (مقام), bir kimsenin durduğu, ikamet ettiği veya bir iş için bulunduğu yerdir. 'Müstekarr' ile 'mukâm' arasındaki fark, 'müstekarr'ın daha çok kalıcı yerleşimi, 'mukâm'ın ise o yerde bulunmayı ve durmayı ifade etmesidir. Ayetteki 'mukâmâ' ifadesi, cennetin müminler için sadece bir ev değil, aynı zamanda huzur ve mutluluk içinde bulunacakları, ebedi bir durak olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kıyâm kökünden türeyen 'mukâm', bir yerde bulunma, durma ve ikamet etme anlamlarını taşır. 'Müstekarr' ile birlikte kullanılması, cennetin hem kalıcı bir yerleşim yeri hem de orada sürekli ve huzurlu bir şekilde bulunulacak bir mekan olduğunu pekiştirir. Bu ikili kullanım, cennetin müminler için tam bir tatmin ve ebedi bir huzur mekanı olduğunu anlatır.
Furkân Sûresi
“Hâlidîne fîhâ hasunet mustekarran vemukâmâ(n)” Orada ebedî kalırlar. Orası ne güzel bir durak ve ne güzel bir konaktır! (25/76)
قُلْ مَا يَعْبَأُ بِكُمْ رَبِّي لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا {الفرقان/77}
“Kul mâ ya’beu bikum rabbî levlâ du’âukum fekad kezzebtum fesevfe yekûnu lizâmâ(n)”