Ulâ-ike yuczevne-lġurfete bimâ saberû veyulakkavne fîhâ tehiyyeten veselâmâ(n)
İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin yüksek makamlarıyla mükafatlandırılacaklar ve orada esenlik dileği ve selamla karşılanacaklardır.
İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamları ile mükafatlandırılacaklar, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır.
Bu ayet, sabredenlerin ahiretteki mükafatlarını ve onlara sunulacak olan yüce mertebeleri ve esenliği tasvir etmektedir. Anahtar kavramlar, bu mükafatın niteliğini ve sabrın önemini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cezâ kelimesi, bir fiilin karşılığı olarak verilen şeyi ifade eder; bu karşılık bazen hayır, bazen şer olabilir. Ayetteki 'yüczevne' ifadesi, sabır gibi güzel bir fiilin karşılığı olarak verilecek olan hayrı, yani mükafatı belirtir. (el-Müfredât, s. 195)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Cezâ, bir şeyin karşılığıdır. Burada 'yüczevne' fiili, Allah'ın sabreden kullarına lütfedeceği güzel karşılığı, yani cenneti ve içindeki nimetleri ifade eder. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 98)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Cezâ kavramı, Kur'an'da genellikle yapılan amelin sonucunu ifade eder. Bu ayette ise, sabrın olumlu bir karşılığı olarak, Allah'ın kullarına bahşedeceği üstün dereceleri ve nimetleri anlatır. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 123)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ğurfe, evin üst katı demektir. Kur'an'da ise cennetteki yüksek makamları ve köşkleri ifade eder. Bu ayette, sabredenlere verilecek olan cennetin en yüce mertebelerini simgeler. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 325)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğurfe, yüksek bina veya odadır. Kur'an'da ise cennetteki yüksek dereceler ve makamlar için kullanılır. Ayetteki 'el-ğurfe', sabredenlerin ulaşacağı üstün mertebeleri ve lüks mekanları işaret eder. (el-Müfredât, s. 605)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ğurfe, yüksek ve seçkin mekanları ifade eder. Cennet bağlamında kullanıldığında, Allah'ın salih kullarına hazırladığı özel ve yüce makamları, köşkleri anlatır. (el-Külliyyât, s. 695)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sabır, nefsi hoşlanmadığı şeylerden alıkoymak ve tahammül etmektir. Ayetteki 'saberû' fiili, müminlerin Allah yolunda karşılaştıkları zorluklara, musibetlere ve günahlardan uzak durmaya gösterdikleri sebatı ifade eder. (el-Müfredât, s. 474)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sabır, Kur'an'da merkezi bir ahlaki erdemdir ve genellikle zorluklar karşısında metanet gösterme, Allah'ın emirlerine uyma ve yasaklarından kaçınma bağlamında kullanılır. Bu ayette, sabrın cennetin en yüksek derecelerine ulaşmanın temel şartı olduğu vurgulanır. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 220)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Sabır, nefsi sıkıntılara karşı tutmaktır. Ayetteki 'saberû' ifadesi, Allah'ın rızasını kazanmak için gösterilen sürekli ve kararlı direnişi, zorluklara karşı gösterilen metaneti anlatır. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 3, s. 370)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tahiyye, ömür dilemek ve selam vermektir. Cennet ehlinin birbirlerine ve meleklere sundukları esenlik ve saygı ifadesidir. Ayette, cennet ehlinin karşılanışındaki bu özel ve onurlu selamlamayı belirtir. (el-Müfredât, s. 275)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Tahiyye, hayat dilemek ve selam vermektir. Kur'an'da cennet bağlamında kullanıldığında, cennet ehlinin birbirlerine ve meleklere sundukları, içinde esenlik ve huzur barındıran özel bir selamlaşma biçimini ifade eder. (Umdetü'l-Huffâz, c. 1, s. 420)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Selam, esenlik ve güvende olma halidir. Cennet ehli için 'selam' kelimesi, onların her türlü korku, üzüntü ve sıkıntıdan uzak, tam bir huzur ve emniyet içinde olduklarını ifade eder. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 280)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Selam, her türlü afetten kurtuluş ve esenliktir. Cennet ehlinin mükafatlandırılmasında 'selam'ın zikredilmesi, onların orada tam bir huzur, güvenlik ve barış içinde yaşayacaklarını gösterir. (el-Müfredât, s. 415)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Selam, Kur'an'da hem bir selamlaşma ifadesi hem de genel bir esenlik ve barış hali olarak kullanılır. Cennet bağlamında, bu kavram, müminlerin ahiretteki nihai huzurunu, güvenliğini ve Allah'ın onlara bahşettiği tam bir esenlik durumunu simgeler. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 180)
Furkân Sûresi
“Ulâ-ike yuczevne-lgurfete bimâ saberû veyulakkavne fîhâ tehiyyeten veselâmâ(n)” İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin yüksek makamlarıyla mükâfatlandırılacaklar ve orada esenlik dileği ve selâmla karşılanacaklardır. (25/75)
Âyet rububiyet mertebesi âyetlerindendir.
GURFE: Aslında yüksek bina ve konakların terası, kulesi gibi en yüksek noktası demek olup burada gökyüzünün burçlarına uygun olarak bir yükseklik ifade etmektedir. Bu sebeple olmalıdır ki, yedinci gök diye de tefsir edilmiştir.[94] İşte onlar öyle yükselecekler ve orada bir sağlık ve selam ile karşılanacaklar.
TAHIYYE: Sağ olasınız, Allah sağlık versin, Allah ömürler versin gibi hayat duası; selam da, selamet duasıdır.[95]
Sabır esmâ ilâhiyyenin sonuncusu olan 99. Esmâ-i ilâhiyyedir. Kim ki sabretti zafere ulaştı. Zafer ise Fetih ve gönül Ka’besinin Feth’idir.
Sen O’na korkma de Kur’an‐ı natık, Gönül ka’besine gir ol mutâbık, Devreyle ol Ka’benin etrâfını, Devrederler bir gün gelir şems‐i zâtını.
Yüksek makamlar ise Rahmân suresinde bildirilen zât cennetleridir.
(55/46)تَانأوَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ
ve limen hafe mekame rabbihî cennetani ve rabbihî/kendisinin rabbinin makamına korkan kimse için iki cennet var “Rabbınızın makamından korkan kimselere iki cennet vardır.
Otuzbirinci ayetten sonra, buraya kadar gelen ayetlerde cehennemden, cehennemin ve suçluların halinden bahsederken, bu ayetten itibaren de cennetten, cennetin ve iman ehlinin halinden bahsetmektedir.
“re’sül hikmeti mehafetullah.
“Hikmetin başı Allah korkusudur.” Hadisi bizlere bu ayetin izahında yardımcı olmaktadır.
Daha yukarılarda da bahsedilen “men” yani “kim”likten burada da bahsedilmekte; düşünen varlıklara hitap edilmektedir.
Yine yukarılarda iki deryadan, “abdiyyet” ve “Rububiyyet” deryalarından bahsedilmişti.
İşte bu deryalar aynı zamanda birer makamdır.
“Makam-ı abdiyyet”ten “makam-ı Rububiyyet”e yükselen kimse, bu makamda yaşamını sürdürmeye ve daha geniş manada buraları idrak etmeğe çalışır.
“men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu”
“Kim ki kendi nefsine arif oldu, bu halde gerçekten kendisi Rabbine arifdir”
“Kim ki nefsine arif oldu, ancak o Rabbine arif oldu.” Yani, “nefsini bilen Rabbını bilir,” hadisi de; bu konuyu oldukça açmaktadır.
Nefsinde, yani kendi varlığında Hakk’ın varlığını müşahede ederek yaşamına devam eden kimse, bu makamdan tekrar “abdiyyet”ine, yani bireysel nefsî varlığına düşmekten korkarsa ona iki cennet vaad edilmektedir.
“Rububiyyet” makamına ulaşmak için “Hikmet” gerekmektedir.
“Kime hikmet verilmişse, onu büyük hayır verilmiştir” beyan-ı ilahisi bu mertebeye ışık tutmakta, hikmete ulaşılabilmesi için de “Re’sül hikmeti mehafetullah”
“Hikmetin başı Allah korkusudur” hadisinde belirtilen gerçeği idrak edip yaşamak gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen iki korku, Allah’a yani “Zat-ı İlahi”ye giden yolda çok mühim iki mertebedir. Korku iki türlüdür.
Biri nefsine, menfaatlerine, beşeri varlığına zarar gelmesinden korkmak.
Diğeri ise Rabb’ına karşı nezaketsiz olup, ilahi varlığından nefsi benliğine, beşeriyetine düşmekten korkmaktır.
Kim ki “Mertebe-i Rububiyet”te makam tutar, burayı idrak ederek yaşamını sürdürmeye çalışır ve buradan düşmekten korkarsa, Ona dünyada iken huzur cenneti, ahirette de ahiret cenneti verilir.
Bir yönüyle iki cennet budur.
Diğer yönüyle ise;
ahirette o yerin gereği fiziksel, bedensel bir cennet, diğeri ise, Alah’ın Zat’ından kendisine lutfedilen ruhsal zatî idrak, gönül ve irfan cennetidir Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında özetle şöyle diyor;
[Makam kelimesi, kinaye yoluyla “Rabbinden korkan” manasında da yorumlanabilir. Korkudan kasıt yalnız yürek çarpıntısı değil; küfür ve nankörlükten sakınıp iman ve şükür ile itaat için saygı ve hürmet göstermek demektir. Kısacası Rububiyyet sıfatını taşıyan, “zül celali vel ikram” sahibi Rabbinin celalinden korkan, yahut kıyamet günü O’nun celali karşısına dikileceği makamını sayıp da korkan kimseler için de “iki cennet vardır” ki;
biri cismanî, biri ruhanî cennet, yahut biri “adn”, biri “naim” cenneti veya biri “daru’l islam”, biri “daru’s-selam” gibi manalara gelebilirler. Zikredilen iki cennet için daha başka anlamlar da söylenmiş ise de kıyamet halleri görülmeden bunların tafsilatı bilinemeyeceğinden, daha fazla izaha girmek doğru olmasa gerektir.........][96]