İçeriğe atla
Neml 17Cüz 19 · Sayfa 378

Neml Sûresi 17. Âyet

النمل

Sohbete sor

Vehuşira lisuleymâne cunûduhu mine-lcinni vel-insi ve-ttayri fehum yûze'ûn(e)

Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı.

Neml Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Ve huşira li Süleymâne cünûdühü:” Süleyman ordusunu topladı. Nelerdendi bu ordu ? “Minel cini:” Cinlerden bir bölümü vardı. Orduda bir gurup vardı. “Vel insi:” İnsân-lardan askerler vardı. “Vet tayri:” Kuşlardan orduda görevliler vardı. “Fehüm yüzeun:” o bunların hepsine hâkim durumdaydı.

Evvelâ 1- cin, 2- insan, 3- kuş, kuşlardan derken yerde gezen hayvanlardan da vardı. Meselâ çok koyun alırmış savaşa giderken. Onlardan da erzak, rızık, kesiyor, yiyorlardı. İhtiyaçlarını gideriyorlardı. Hz. Süleymân hayvanların içerisinden kabiliyetli olanları seçer ordugâhta onlardan faydalanırmış. Nasıl eskiden filleri alıyorlardı, bu günkü tanklar yerine kullanıyorlardı. Filler gittiği zaman saptan samandan olan evleri deviriyorlardı.

Hz. Süleyman işe yarıyan kuşlardan ordusuna alıyordu. Böylece Hüdhüd kuşunu da almıştır. (17 ayet) Ne demek oluyor? Mûseviyyet mertebesi ile İseviyyet mertebesi arasında mertebe-i Süleymân’a ulaşan kimse, yani Mûseviyyet’ten yükselmiş İseviyyete doğru kanat açmış bir dervişin hali bu işte. “Ve Huşira,” bunlar onda toplanıyor. Kimler ? Cinniler var, her yerde var, her zaman da var ama Süleymân (a.s.) ın hakimiyeti altındalar. Kendi başlarına iradi halleri yoktur. Onlardan istifade ediyor. Süleymân (a.s.) ve o mertebede olanlar. Yani emrine tâbi ne muazzam hâdise ve ins, yani insân, buradaki insândan kasıt, işte Esmâ-i İlâhiyye yani insân’ın bütün vasıflarıyla birlikte, cinlerden Esmâ-i İlâhiyye’den ama Azîz, Cebbar, Mütekebbir 3 ismi barındırıyorlar. Bünyesinde. Hayal ve vehim kanalıyla çıkmakta. Tabi hâkim olunduğu, yani Süleymanlık olduğu sürece aklın kontrolünde çıkmakta. Kendi başlarına kesinlikle bir iş yapamıyorlar. “Ve huşira,” topladı onları, topluyor, toplu tutuyor. kullanamıyorlar. Zarar veremiyorlar.

İnsânlar, “vet tayri” kuşlar. Kuşlar: gönül âleminde uçuşan ilimler ve bilgiler demektir. Diğer hayvanlar ise yerdeki nefsi emmâre, levvâme gibi hayvanlar. Bakın bütün bunları varlığında mevcut etmiş, öldürmüş değil. Yeri geldiğinde öldürüyor, kesiyor. Topluyor hükmü altına alıyor. İşte mülkü Süleyman budur. C.Hakkın en büyük mülkü verdiği, tabii o güne kadar. İsâ (a.s.) da bu daha genişliyor. Muhammet (a.s.) da bütün âlemi kapsıyor. Süleyman (a.s.) mertebesinde dünyanın büyük bir bölümünü kaplamış oluyor. Yani bedenin büyük bir bölümü Süleymân’lık hükmü altına girmiş oluyor. İşte bunları kullanmanın da ilmini verdik. Davude kısmen sonra Süleymâna daha fazlasıyla verdik deniyor. “Ve ve-rise Süleymâne Davude.” Bazı ilimleri ve mülkü Davudun mirasçısı olarak Süleymâna geçti onlar. Ayrıca bizde

Süleymân’a daha da çok lütufta bulunduk deniyor. Bakara Sûresinde de Davud’un hâlinden bahs edilmektedir.

Kuş dili öğretildi, bu ne demek?

Kuş dili gönül âleminde dolaşan akıllarımız fikirlerimiz ise, bâtın âleminden gelen yani gökten gelen bilgileri çözüm-leyebilmek, yorumlayabilmek kuş dili işte. Dışarda uçan kanatlı civciv kuşlarının dili değil. Ama Süleyman (a.s.)a o da öğretildi. Onu da biliyordu. O ayrı, fakat bu mertebeye gelen gönül âlemine ulaşmış olan İlâh-î hakikatleri çözecek durumda. Yani gelen hangi kanaldan geliyor? Hayalden, vehim kanalından mı geliyor? Rahmândan mı? Rahîmden mi geliyor ? Rabdan mı geliyor ? Yoksa ilâh-î Hakk kanalından mı geliyor? Bu kuşları da ayıracak durumda olduğu da burada belirtiliyor. Ona her şeyden verildi. Allahın açık bir fazlı keremi. ALLAHın fazlı keremidir mutlaka ama biz çalışmazsak kendimizi buraya hazırlamazsak bize ne fazl gelir ne kerem gelir.

Fazlı kereme sebep bizim çalışıp cezb etmemiz onları, o fazlı. Allahın fazlını cezp etmeye, çekmeye çalışmamız. Yani istihkak istememiz olarak hak etmemiz sebebiyle ancak olması mümkün. O da işte benî İsrâîl hükmüyle geceleri kalkıp ta zikrimizi, fikrimizi ibadetlerimizi yapıyorsak, teheccüt varsa vakit varsa kılıyorsak belirtilen günlük yaşantımızda tefekkürümüzü yönlendiriyorsak bu C. Hakk’tan fazl istememizdir. Yani lutüf istemek ve o istihkaka hak kazanmak demektir. Nasıl bir müteahhid belirli bir inşaata giriyor da belirli paralar milyarlar para alması gerekiyor ama temeli atmazsa o istihkak yok. İşte 1. katı çıkar, %10 istihkakını alır, 2. katını çıkar %15 istikakını alır gibilerden. Gelen görevliler bakıyorlar ki o katlar yapılmayınca sözleşmeye uyulmamış, istihkak yok, donduruluyor. İşte bizde gönül binamızı kurmaya başladığımız zaman ki bu hangi kat oluyor? 9,5 katta.

10. kata ulaşmamız için oranın istihkakını almak için “huşira” toplamamız gerekiyor. Süleymân’ın mührü de var ya hani “yuzerun” onları zapt ediyordu. Yani toplu halde tutuyordu.

Soru: İstihkak bu yaptığımız amellerin karşılığı olarak mı lutüf ediyor C. Hakk? Talep ettiğimiz için çalışıyoruz. Vermesinin sebebi çalışmamız bir şeyler üretmemiz, kendimizi temizlememiz. Verdiği zaman, gelen o nâdide bir cevher ki, geldiği zaman temiz yerde misafir edilmesi lâzımdır. Biz burasını temizlemez isek o gelen değerli malı oraya koymazlar. Değerli bir şeyi kirli bir yere mikroplu yere koyar mı insân? koymaz. Güzel bir yiyeceği, koymaz. Şartı, veririm ama orasını temizlemen gerekir deniyor.

Süleymân (a.s.) böylece ordusunu toplamış ve yola çıkmış olduğu haldeki bir seferinde ;