Veemtarnâ ‘aleyhim matarâ(an)(s) fesâe mataru-lmunżerîn(e)
Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kötüydü!
Onların üzerlerine öyle bir yağmur indirdik ki, ne kötü idi uyarılanların yağmuru!
Neml Suresi 58. ayet, helak edilen kavimlerin üzerine yağan azap yağmurunu ve bu yağmurun uyarılan ancak iman etmeyenler için ne denli kötü bir son olduğunu dilbilimsel bir derinlikle ifade etmektedir. Ayet, 'yağmur' kelimesinin hem fiziksel hem de mecazi anlamda azap ve helak aracı olarak kullanımını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'emtarne' fiilinin Kur'an'da genellikle azap ve helak için kullanılan yağmuru ifade ettiğini belirtir. Normal yağmur için 'enzelnâ' veya 'erselnâ' fiillerinin tercih edildiğini, ancak burada 'emtarne'nin Lût kavmine indirilen taş yağmuru gibi özel bir azap türünü işaret ettiğini açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'matar' kelimesinin aslen hayır ve şer için kullanılabileceğini, ancak Kur'an'da 'emtarne' fiiliyle birlikte kullanıldığında genellikle azap ve helak yağmurunu ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, helak edilen kavimlerin üzerine indirilen özel bir cezayı vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'matar' kavramının sadece doğal bir olgu olmaktan öte, ilahi bir müdahale ve yargı aracı olarak kullanıldığını analiz eder. 'Emterne' fiiliyle birlikte, bu yağmurun ilahi gazabın somut bir tezahürü olduğunu ve uyarıları dikkate almayanlara yönelik bir ceza olduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'matar' kelimesinin bu bağlamda mecazi bir anlam taşıdığını, normal bereket yağmuru değil, aksine helak edici bir azap yağmuru olduğunu ifade eder. Lût kavminin başına gelen taş yağmuru gibi, bu da ilahi bir cezadır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'matar'ın Kur'an'da iki şekilde kullanıldığını belirtir: rahmet ve azap. Bu ayetteki 'matar', 'emtarne' fiiliyle birlikte kullanıldığı için azap ve helak anlamını taşır ve uyarılanların inkârına karşılık gelen bir cezadır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'matar' kelimesinin Kur'an'daki semantik alanını incelerken, bu ayetteki kullanımının 'azap' ve 'helak' anlamlarını güçlendirdiğini belirtir. Kelimenin bağlamı, onun doğal bir olaydan ziyade, ilahi bir hükmün icrası olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sâe' fiilinin 'kötü oldu, çirkinleşti' anlamlarına geldiğini ve genellikle bir şeyin istenmeyen, hoş olmayan veya zararlı sonucunu ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayette, uyarılanların yağmurunun ne kadar kötü bir son olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sâe' fiilinin bir şeyin niteliğindeki olumsuzluğu ve çirkinliği ifade ettiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, 'uyarılanların yağmuru'nun, yani onlara isabet eden azabın, ne denli kötü ve felaket getirici olduğunu pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'münzerîn' kelimesinin, kendilerine peygamberler gönderilerek Allah'ın azabıyla korkutulan, ancak bu uyarılara rağmen iman etmeyen ve isyan eden kavimleri ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Lût kavmi gibi helak edilen topluluklara işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'inzâr'ın, bir şeyin kötü sonucunu önceden haber vererek korkutmak olduğunu açıklar. 'Münzerîn' ise bu uyarıya muhatap olan, ancak ondan ibret almayan ve sonuçta azaba uğrayan kimselerdir. Ayetteki bağlam, onların bu uyarılara karşı takındıkları olumsuz tavrı vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'inzâr' kavramının Kur'an'da peygamberlerin temel görevlerinden biri olduğunu ve 'münzerîn'in de bu ilahi uyarıya karşı sorumluluk taşıyan, ancak bu sorumluluğu yerine getirmeyen toplulukları temsil ettiğini belirtir. Bu ayette, 'münzerîn'in kötü sonu, ilahi adaletin bir tecellisidir.
Neml Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ وَسَلامٌ عَلَى عِبَادِهِ الَّذِينَ اصْطَفَى
اللَّهُ خَيْرٌ أَمَّا يُشْرِكُونَ
(Kûlilhamdü lillâhi ve selâmün alâ ibadihillezines-tafa Allah-ü hayran emmâ yüşrikîne)