Kuli-lhamdu li(A)llâhi veselâmun ‘alâ ‘ibâdihi-lleżîne-stafâ(k) (Â)llâhu ḣayrun emmâ yuşrikûn(e)
(Ey Muhammed!) De ki: "Hamd Allah'a mahsustur. Selam onun seçtiği kullarına." Allah mı daha hayırlıdır, yoksa onların ortak koştukları mı?
(Resulüm!) de ki: "Hamd olsun Allah'a, selam olsun seçkin kıldığı kullarına. Allah mı hayırlı, yoksa O'na koştukları ortaklar mı?"
Neml Suresi'nin 59. ayeti, Allah'a hamd etmeyi, seçilmiş kullarına selam vermeyi ve Allah'ın birliğini vurgulayarak müşriklerin ortak koşmalarını reddetmeyi içeren temel İslami kavramları barındırır. Ayet, tevhid inancının ve Allah'ın üstünlüğünün dilbilimsel olarak güçlü bir ifadesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hamd, bir nimete karşılık veya bir güzellikten dolayı yapılan övgüdür. Ayetteki 'el-Hamd' ifadesi, tüm övgülerin ve şükürlerin yalnızca Allah'a mahsus olduğunu, O'nun zatına ve sıfatlarına layık olduğunu belirtir. Bu, Allah'ın mutlak kemalini ve her türlü övgüye müstahak oluşunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Hamd, Allah'a şükür ve övgü anlamındadır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın yaratıcı, rızık verici ve tüm nimetlerin sahibi olması hasebiyle O'na yöneltilen en yüce övgüyü ifade eder. Bu, aynı zamanda müşriklerin taptığı varlıkların övgüye layık olmadığını da ima eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu'ya göre 'hamd', Kur'an'da Allah'ın mutlak üstünlüğünü ve O'nun her türlü övgüye layık olduğunu ifade eden merkezi bir kavramdır. Ayetteki 'el-Hamd lillâh' ifadesi, Allah'ın evrensel egemenliğini ve O'na yöneltilen şükranın temelini oluşturur; bu, aynı zamanda şirkin reddi için bir başlangıç noktasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Selam, her türlü afetten kurtuluş ve esenlik halidir. Ayetteki 'selamün alâ ibâdihî' ifadesi, Allah'ın seçtiği kullarına özel bir lütuf ve koruma bahşettiğini, onları dünya ve ahiret sıkıntılarından emin kıldığını gösterir. Bu, peygamberler ve salih kullar için bir dua ve müjdedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Selam, Allah'ın isimlerinden biri olup, O'nun her türlü noksanlıktan münezzeh olduğunu ifade eder. Kullar için kullanıldığında ise, Allah'ın o kullara esenlik ve güvenlik vermesi, onları her türlü kötülükten koruması anlamına gelir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın seçkin kullarına yönelik ilahi bir lütuf ve rahmet dileğidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): 'İbâd', 'abd' kelimesinin çoğuludur ve Allah'a kulluk eden, O'na boyun eğen varlıkları ifade eder. Ayetteki 'ibâdihî' ifadesi, özellikle Allah'ın seçtiği, peygamberler ve salihler gibi özel kullarını işaret eder. Bu, onların Allah katındaki müstesna konumunu ve O'na olan bağlılıklarını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): 'Abd', köken olarak boyun eğme ve itaat etme anlamını taşır. 'İbâdihî' ifadesi, Allah'ın mülkünde olan ve O'na tam bir teslimiyetle kulluk eden kimseleri belirtir. Ayetteki 'el-lezîne' (o kimseler ki) ile nitelenmesi, bu kulların sıradan kullardan farklı, özel bir seçkinliğe sahip olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'abd' kelimesinin Kur'an'da hem genel anlamda tüm yaratılmışları hem de özel anlamda Allah'a bilinçli bir şekilde kulluk eden müminleri ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'ibâdihî' ve 'ıstafâ' (seçti) kelimeleriyle birlikte kullanılması, bu kulların Allah tarafından özel bir mertebeye yükseltildiğini ve O'nun rızasını kazanmış kimseler olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Istıfâ, bir şeyi saflaştırmak, arındırmak ve en iyisini seçmek anlamına gelir. Ayetteki 'ıstafâ' fiili, Allah'ın kullarından bazılarını özel bir amaç için seçtiğini, onları diğerlerinden üstün kıldığını ifade eder. Bu seçilmişlik, genellikle peygamberlik veya velayet gibi özel görevlerle ilişkilidir ve ilahi bir lütfu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Istıfâ, bir şeyin özünü, saf ve temiz kısmını ayırmak demektir. Allah'ın kullarını 'ıstafâ' etmesi, onları günahlardan arındırması, hidayetle şereflendirmesi ve kendi katında özel bir konuma yükseltmesidir. Bu, ayetteki 'ibâdihî' (kulları) kelimesiyle birlikte, bu kulların manevi bir seçkinliğe sahip olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Şirk, Allah'a ortak koşmak, O'nunla birlikte başka ilahlar edinmektir. Ayetteki 'yüşrikûn' fiili, müşriklerin Allah'ın yüceliğini ve birliğini inkar ederek O'na eşler, ortaklar isnat etmelerini ifade eder. Bu, tevhid inancının zıddı olup, Allah'ın mutlak üstünlüğüne karşı bir isyandır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'şirk' kavramını Kur'an'ın temel karşıt kavramlarından biri olarak ele alır. Ona göre şirk, Allah'ın mutlak birliğini ve egemenliğini reddederek, O'nun ilahi gücünü ve otoritesini başka varlıklara atfetmektir. Ayetteki soru cümlesi, şirkin mantıksızlığını ve Allah'ın üstünlüğünü vurgulayarak tevhidin önemini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şirk, iki veya daha fazla şeyin bir araya gelmesi, ortak olmasıdır. Dinî terim olarak ise, Allah'a ortak koşmak, O'nunla birlikte başka ilahlar edinmek veya O'nun sıfatlarını başkalarına atfetmektir. Ayetteki 'yüşrikûn' fiili, müşriklerin bu yanlış inançlarını ve eylemlerini kınayarak, Allah'ın tek ve eşsiz ilah olduğunu vurgular.
Neml Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(27/59) “De ki, Hamd Allah'adır, selâm da seçkin kıldığı kullarınadır. Allah mı hayırlıdır, yoksa ona ortak koştukları mı?” Hz. Rasûlüllaha, o Muhammed’de ki, hamd Allaha mahsustur. Seçtiği kullarına selâm olsun. Allah mı daha iyidir, yoksa ona koştukları ortaklar mı diye orada da Lût kavminin kısa hikâyesini bırakıp bizlere ikazda çok büyük yollar açmakta. “Kulillâhi bi hamdihi;” Ya Muhammed, Allaha hamd et. Yani burada Hz. Rasûlüllah’ın ismi geçmemekle birlikte ilk hitap ona olduğu için o vardır.Ama kim okuyorsa bu Âyeti, ne zaman okuyorsa “kûl” ona ait. “Kûl” falan hanım; “kûl”. Falan bey diye. Şöyle bilki,de ki, hamd Allaha mahsustur. Allah’ın seçmiş olduğu kulları na selâm olsun . Allah mı hayırlıdır, üzerinize şirk koştu-ğunuz putlar mı hayırlıdır diye bir gerçeği ikaz ediyor. Bakın belirli bir hikâye anlattıktan sonra hamdını arttır.
Yani hamd et. Bunları okuduğun ve anladığın için.
Allahın. Bunları anlatmak için yahut okutmak için seçtiği için. “Selâmün alâ ibadihi;” O kulun üzerine selâm olsun.
“Ellezinestafa;” Seçtiği kulun üzerine hamd olsun. o kulun, seçtiği kulun üzerine anlatmak için. Gerçekten bu, bu cemaati anlatıyor. ve benzeri cemaatleri anlatıyor. C. Hakk burada, C. hakk bizleri kendi mahremiyetine çekmemiş olsaydı burada kim bulunacaktı. Her birerlerimiz başka işlerle uğraşacaktı. Belki nefsâni işlerle belki gezecekti, dolaşacaktı, uğraşacaktı. Bu değerli vakitlerini burada harcamayacaktı.
İşte C. Hakk’ın her birerlerimizin içine verdiği o muhabbet dolayısıyla bunları anlamaya çalışıyoruz. Bu yolda mesai harcıyoruz. “Allahu hayrun emmâ yüşrikün;” Allah mı hayırlıdır, yoksa şirk koşulan putlar mı diye bizi bir mantığa sevk ediyor. Malâyani gereksiz şeylerin peşinde koştuğumuz mu daha hayırlıdır. Yoksa alîm, kerîm, azîz olan Allah mı daha hayırlıdır.? Hangisinin peşinde koşuyorsanız neticesi nereye varılır diye ileriki geçmiş olan, anlatılan ümmetlerin hâli bizlere örnek olarak veriliyor. Rahmet peşinde koşanlar nasıl rahmete nail, zahmet peşinde koşanlar zahmete nail olmuş oluyor. İstifa, Seçilmiş olan kullarına.