Ve yekûlûne metâ hâżâ-lva'du in kuntum sâdikîn(e)
Onlar, "Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.
Bir de, "Eğer doğru söylüyorsanız bu vaad (ettiğiniz azab) hani, ne zaman?" derler.
Neml Suresi'nin 71. ayeti, inkarcıların kıyamet veya azap vaadi hakkındaki alaycı sorgulamalarını dile getirmektedir. Ayet, vaadin gerçekleşme zamanına dair meydan okuyucu bir talep içerirken, 'doğruluk' ve 'vaat' gibi temel kavramlar üzerinden inanç ve inkâr arasındaki gerilimi ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), bir şeyin ifade edilmesi, sözle dile getirilmesidir. İsfehânî, kavlin hem sözlü hem de zihinsel ifadeyi kapsayabileceğini belirtir. Ayetteki 'yakûlûne' (يقولون) fiili, inkarcıların alaycı ve meydan okuyucu bir tavırla, vaadin ne zaman gerçekleşeceğini sorgulayan sözlerini aktarmaktadır. Bu, sadece bir bilgi talebi değil, aynı zamanda bir inkâr ve küçümseme ifadesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, Kur'an'daki 'kavl' (قول) kelimesinin bazen mecazi anlamlar taşıyabileceğini belirtir. Ancak bu ayetteki 'yakûlûne' (يقولون) fiili, doğrudan bir sözü, bir ifadeyi belirtmektedir. İnkarcıların bu sözleri, vaadin gerçekleşmeyeceğine dair içsel bir inancı yansıtan, dışa vurulmuş bir meydan okumadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Va'd (وعد), bir şeye dair haber vermek, söz vermektir. Hem hayır hem de şer için kullanılabilir. Kur'an'da genellikle Allah'ın müminlere cennet, kafirlere azap vaadi için kullanılır. Bu ayetteki 'el-va'd' (الوعد), inkarcıların alaycı bir şekilde sorduğu, kendilerine vaat edilen azap veya kıyamet günüdür. Onlar, bu vaadin gerçekleşme zamanını sorgulayarak, aslında onun gerçekliğini inkâr etmektedirler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'va'd' (وعد) kavramının, Allah ile insan arasındaki ahit ve antlaşma bağlamında merkezi bir rol oynadığını belirtir. Allah'ın vaadi mutlak ve kaçınılmazdır. Bu ayetteki 'el-va'd' (الوعد), inkarcıların küçümseyici bir tavırla sorguladığı, ancak Allah'ın kesinlikle gerçekleştireceği ilahi bir sözdür. Onların bu sorgulaması, vaadin kesinliğine olan inançsızlıklarını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, va'd (وعد) kelimesinin hem hayır hem de şer için kullanılabileceğini, ancak 'va'îd' (وعيد) kelimesinin genellikle şer için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'el-va'd' (الوعد), inkarcıların kendilerine yöneltilen azap veya kıyamet vaadini ifade etmektedir. Onlar, bu vaadin gerçekleşme zamanını sorarak, aslında onun ciddiyetini hafife almaktadırlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kevn (كون), var olmak, meydana gelmek anlamındadır. 'Kâne' (كان) fiili, geçmişte bir durumun varlığını ifade ederken, şart edatıyla birlikte kullanıldığında bir varsayımı veya ihtimali belirtir. Ayetteki 'küntüm' (كنتم), 'eğer siz iseniz' anlamında olup, inkarcıların müminlere yönelik 'doğru söylüyorsanız' şeklindeki meydan okuyucu şartını oluşturur.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kâne' (كان) fiilinin Arapçada zaman ve durum bildiren geniş bir kullanıma sahip olduğunu belirtir. Bu ayette 'in küntüm' (إن كنتم) ifadesi, bir şart cümlesi kurarak, inkarcıların müminlerin 'doğru sözlü' olma iddialarını sorguladığını ve bu iddiayı bir meydan okumaya dönüştürdüğünü gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sıdk (صدق), sözün gerçeğe uygun olması, dürüstlük ve doğruluktur. 'Sâdık' (صادق), doğru sözlü olan kişidir. Ayetteki 'sâdıkîn' (صادقين) kelimesi, inkarcıların müminlere yönelik alaycı bir meydan okumasıdır: 'Eğer siz bu vaadin gerçekleşeceğini söylemekte doğru iseniz, o zaman bize zamanını bildirin.' Bu, onların müminlerin sözlerinin doğruluğuna inanmadıklarını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sıdk' (صدق) kavramının Kur'an'da sadece sözün doğruluğunu değil, aynı zamanda niyetin ve eylemin doğruluğunu da kapsayan geniş bir anlam taşıdığını vurgular. Bu ayetteki 'sâdıkîn' (صادقين), inkarcıların müminlerin vaat hakkındaki sözlerinin gerçekliğini sorguladıkları bir bağlamda kullanılmıştır. Onlar, müminlerin bu konudaki iddialarının samimiyetini ve doğruluğunu test etmektedirler.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, sıdk (صدق) kelimesinin, sözün gerçeğe uygunluğu ve kalbin tasdiki anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'sâdıkîn' (صادقين) kelimesi, inkarcıların müminlerin kıyamet veya azap vaadi hakkındaki sözlerinin hem dışsal olarak gerçeğe uygunluğunu hem de içsel olarak bu söze olan inançlarının samimiyetini sorguladıklarını ifade eder.
Neml Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
قُلْ عَسَى أَنْ يَكُونَ رَدِفَ لَكُمْ بَعْضُ الَّذِي تَسْتَعْجِلُونَ
(Kûl asâ en yeküne radife leküm ba’düllezî testa’ci-lüne)