Ve veka'a-lkavlu ‘aleyhim bimâ zalemû fehum lâ yentikûn(e)
Zulümlerinden dolayı sözü edilen azap tepelerine iner de artık konuşamazlar.
Yaptıkları haksızlıktan dolayı, o söz gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar.
Neml Suresi 85. ayet, kıyamet gününde zalimlerin durumunu tasvir ederken, ilahi hükmün gerçekleşmesi ve onların acizliğini vurgulamaktadır. Ayet, 'sözün gerçekleşmesi', 'zulüm' ve 'konuşamama' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi adaletin tecellisini ve zalimlerin çaresizliğini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vaka' (وقوع), bir şeyin meydana gelmesi, düşmesi veya gerçekleşmesi anlamına gelir. Ayetteki 've vaka'l-kavlu' ifadesi, Allah'ın zalimler hakkındaki hükmünün veya azap vaadinin kesinleşip üzerlerine düşmesi, yani gerçekleşmesi anlamındadır. Bu, kaçınılmaz bir akıbeti ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'vaka' fiili, 'vacib oldu, sabit oldu' anlamındadır. Yani, Allah'ın onlar hakkındaki sözü, hükmü kesinleşti ve üzerlerine vacip oldu. Bu, mecazi bir anlatım olup, ilahi takdirin tecellisini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), söz, kelam anlamına gelir. Kur'an'da bazen Allah'ın hükmü, vaadi veya tehdidi için kullanılır. Bu ayetteki 'el-kavl', Allah'ın zalimler hakkındaki azap vaadinin veya hükmünün gerçekleşmesi anlamındadır. Bu, sadece bir söz değil, aynı zamanda kesinleşmiş bir ilahi iradedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'kavl' kelimesi, sadece konuşma eylemini değil, aynı zamanda bir hükmü, bir emri veya bir vaadi de ifade edebilir. Bu bağlamda 'el-kavl', Allah'ın zalimler için takdir ettiği akıbeti, yani azap hükmünü temsil eder. Bu, ilahi iradenin kesin ve geri dönülmez bir ifadesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulüm (ظلم), bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak, haddi aşmak demektir. Ayetteki 'bima zalemu' ifadesi, onların işledikleri haksızlıklar, Allah'a ve kullarına karşı yaptıkları zulümler sebebiyle bu akıbeti hak ettiklerini gösterir. Bu, ilahi adaletin bir sonucudur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zulüm, Kur'an'da temel bir ahlaki kavramdır ve genellikle Allah'ın sınırlarını aşma, O'nun haklarını veya insanların haklarını çiğneme anlamında kullanılır. Bu ayetteki 'zalemu' fiili, onların bu dünyadaki haksız eylemlerinin, ahiretteki cezalarının doğrudan nedeni olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Zulüm, hakkı yerine koymamak, haksızlık etmek demektir. Ayetteki 'bima zalemu' ifadesi, onların kendi nefislerine ve başkalarına karşı işledikleri günahlar ve haksızlıklar yüzünden ilahi hükmün üzerlerine vacip olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nutk (نطق), sesli harflerle anlamlı söz söylemek, konuşmaktır. Ayetteki 'la yentikun' ifadesi, kıyamet gününde zalimlerin kendilerini savunmak veya mazeret beyan etmek için konuşma yeteneğinden mahrum bırakılacaklarını ifade eder. Bu, onların çaresizliğini ve suçlarının kesinliğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Buradaki 'la yentikun' ifadesi, onların şaşkınlık ve dehşet içinde kalmaları sebebiyle konuşamayacaklarını veya kendilerini savunacak bir delil bulamayacakları için konuşmaya cesaret edemeyeceklerini belirtir. Bu, onların durumunun vahametini ve ilahi adaletin tecellisini pekiştirir.
Neml Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(27/85) “Ve zulümleri sebebiyle o söylenen söz, gerçekleşmiştir. Artık onlar söz söyleyemezler.” İşte o kavil onların üzerinde vaki olur. O vaatta şunu yaparsanız cehenneme atacağım, şunu yaparsanız cennete sokacağım diye. Bu söz onlar üzerinde meydana gelir. Vâki olur. Zulüm ettiklerinden orada bunu söyleye-cek bir söz de bulamazlar. Hem konuşacak halleri yok hem de utançlarından lisânları yetmez. Tutulur kalır o halin dehşetinden konuşamaz olurlar. Zulüm nedir? Allah onlara zulüm etmedi. Onlar kendi nefislerine zulüm ettiler. Fiziki bir zulüm değil. Kendi varlıklarında İlâh-i Âyetleri idrak edemedikleri için kendilerine zulüm ettiler. Ne kadar acayip bir zulüm. Allah hepimizi, cümlemizi bu zulümden
korusun. Kendi kendine yaptığı zulümden. Kendi kendine ettiğini Âdem, bir araya gelse edemez âlem.Denmiştir. Karşıdan gelen zarar geçici olur. Belirli süresi vardır. Ama insân ömür boyu kendine zarar vermektedir. Neden? ömür boyu gaflet üzerinde yaşadığımızdan zarar vermekle gafletle günümüz geçmektedir. Bu sistemi kendi kendimize yapıyoruz. Zulüm, bir başka yönüyle karanlık mânâsına. zulmet mânâsına Kendinde bulunan nûru karanlığa dönüştürdüler. Bizim kararmaya değil aydınlanmaya ihtiyacımız vardır. İçimizde bulunan nûru İlâhiyye’yi ki zâten mevcut, Başka bir yerden gelecekte, almaya ihtiyacımız yok. Kendimizde mevcut olan İlâh-i nûru. “Allahu nurus semavati vel arz” olduğundan, Allah bütün bu âlemin nûru olduğundan, bizde bu âlemin içinde olduğumuzdan bu Âyetin kapsamı içinde dahi bizimde nûrun alâ nûr olduğumuz açıkça ortadadır. Biz karartmışız. Biz ne yapmışız bu nuru? Benlik gölgesiyle gölgelendirip zulüm’un karanlığı içine gömmüşüz.110 mumluk lâmba yanıyor siyah örtü çekmişiz karartmışız. Ayrıca gelen ceyranıda kapatmışız. Boşuna yanıyor diye o zaman 2 türlü karanlık olmuş. Ahirete gittiğinde insanların kimseye diyecek bir şeyi olamayacak.
Yalnız hangi gurubun başında o grubun istikametin-deki çalışmayı ortaya getirmişse o grup içerisinde çalışanlar onların peşine takılacaklar. Hakk talep etmek için sen beni buna teşvik ettin, oraya götürdün, sen beni içkiye götürdün gibi zulme dair yapılan ne varsa o zulme sebep olan ne varsa, kimler ise, o zulm üzerine tatbik eden kimseler, sebep olanları, arayacak onları, Onlar da bucak, bucak kacaçak onlardan, birbirlerinden. İşte yer yüzünde nefsâni mânâda dosluk kurmuş olanlar orada çok hor hakir olarak birbirlerini suçlayacaklar kavga edecekler kargaşa hali.Sen yaptın ben yaptım, o etti, bu etti. O diyecek ki belki kendisini kurtarmak için ben size yap dedim ama yapmasaymışınız.Kendini kurtarmak isteyecek
o şekilde. Şeytan da zâten aynısını söyleyecek orada. Diyecekler ki şeytana sen bizi iğfa ettin bozdun. Kafaları-mıza girdin karıştırdın vesvese verdin. Senin peşinden koşacağız hani vaat ettiğin şeyler nerde diyecekler. O zaman gülecek şeytan “size vaat ettim ama sözümden döndüm.” Allahın vaadına gitseydiniz “Allah vaadından dönmez.” Allah vaat etti sözünde duruyor oraya gitseydiniz. Bende vaat ettim ama vazgeçtim. Zaten imkanım yok neyapapilirki şeytan onlara Dünyada yaşadığımız zamanlar gerçekten çok değerli. Ve bu günlerimizide çok güzel geçirmek zorundayız. Çünkü başka imkânımız yok. Yani başka bankaya gideriz ama bir bankada kredimiz kapandıysa. Gideriz başka bankadan kredi açarız öbürünü öderiz kapatırız orada öyle yok. Dünyada kazanılan muhammediyyül sermaye kredisi var başka yok, onun kartıda buradan alınıyor o kartla eğer gidersek hem vize oluyor yol geçişlerinde hemde her türlü ihtiyacığımızı karşılıyoruz. Baska kart yok tek vize kartı var dünyadan ahirete, ahrettede geçerli olan hakikati muhammediye kartı var orada. Ve bu kısa bir izahtan sonra tekrar zahirde olan Âyetleri bize gösermeye devam ediyor Cenâb-ı Hakk bu hali işaret etmeye çalışıyor