İçeriğe atla
Neml 92Cüz 20 · Sayfa 385

Neml Sûresi 92. Âyet

النمل

Sohbete sor

Veen etluve-lkur-ân(e)(s) femeni-htedâ fe-innemâ yehtedî linefsih(i)(s) vemen dalle fekul innemâ enâ mine-lmunżirîn(e)

(91-92) De ki: "Bana ancak, bu beldenin (Mekke'nin); onu mukaddes kılan ve her şey kendisine ait olan Rabbine kulluk yapmam emredildi. Yine bana, müslümanlardan olmam ve Kur'an'ı okumam emredildi." Artık kim doğru yola girerse yalnız kendisi için girer. Kim de doğru yoldan saparsa, de ki: "Ben ancak uyarıcılardanım."

Neml Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(27/92) “Ve emir olundum ki, Kur'an'ı okuyayım. İmdi her kim hidayete ererse kendisi için hidayete ermiş olur ve kim de sapıklığa düşürse artık de ki: Ben ancak Allah'ın azabını haber verenlerdenim.” Ayrıca Kûr’ân-ı okumakla emir olunmuştuk. Kim ki, Hâdî isminin gerektirdiği hakikatleri yaparsa, ihtida ederse kendisine emir edilenleri yaparsa. O yapmış olduğu fiil kendi nefsi için hidayet oluşturmuş, etmiş olur. Kûr’ân-ı

Kerîm-i tilâvet etmekle emir olunmuştuk. Sadece Kûr’ân-ı kerîm-i sayfalarla okumaya başladı demek değil, o işin ilk tarafı. Tilâvet, dışarıdaki bütün âlem Kûr’ân-ı kerîm sayfaları, Âyetleri tafsilâtlı Kûr’ân .Karıncasından, her şeyi bir kelime. Dışarıda gördüğümüz her şey, karıncasından, sineğin ucuşundan, böceğinden hepsi Kûr’ân-ın Âyetleri. Allahın mahlûkatı değil mi? Allahın kelimatı bunlar. Kelimât-ı İlâhiyye. Dışarıda gördüğümüz her şey bir kelime. Her kelime de bir mânâ taşımakta. Her mânâ da bir oluşum, bir fiilin ana hatlarını belirtmekte. Bütün bu âlem Kûr’ân-ı Kerîm-i oku diye emir olundun demesi, dışarıdaki Kûr’ân-ı da oku .Kendin olan Kûr’ân-ı da oku. “İkra’ kitabek,” dediği gibi kendi kitabını da oku. Bu okuma da bu emrin içerisindedir. Sadece mushafı şerifi oku demek değildir.

“Elif-lâm-mîm” kitabını da oku.

İnsân-ı Kâmil kitabını da oku. Bunlar bu kitabı okumak için Mushaf-ı şerifi okumak için arap alfebesini bilmek lâzım. Ama dışarıdaki kitabı, büyük kitabı, kitabı A’zâm-ı, bu da büyük kitap, birbirinden farklı değil de, görüntü itibariyle, yoksa hepsi büyük kitap, bu Kûr’ân-ı okumak için arap harflerini gerek yok okumak için. Neye ihtiyaç vardır. Tefekküre ihtiyaç var. Dışarıdaki Kûr’ân-ı okumak daha kolay neden bakın. Gece ve gündüz bizim Âyetlerimizdendir dedi. İşte her bir varlıktan aldığımız birer hisse Kûr’ân-ın bir bölümünü okuyoruz demektir. Ku şun güzelliğini gördüğümüzde, kuşun havada nasıl durduğunu düşündüğümüzde, o sâkin, sâkin duran denizin kısa bir süre içinde rüzgârla nasıl hareketlere dönüştüğünü gördüğümüzde bunlar hep Kûr’ân-ın Âyetlerinin şifre çözülmesi okunması demektir. Bunun için tefekkür gerekmekte. Sonra kendimizi okuyabiliriz. Kalbimiz var. kendi hayatımızı incelediğimizde, çocuklu-ğumuzdan Son nefesimize kadar, baştan sona incelediğimizde, roman, sistem, Kûr’ân oluşturmakta.

Hepimizin hâli birer sistem oluşturmakta. Böylece de Kûr’ân-ı okumamız gerektiği bildirilmektedir. Kim ki Hâdî isminin kapsamına girerse ancak bu kendi nefsi içindir. Kendine yarayacaktır.

“Linefsihi” (nefsi için) diyor. Beşer, Âdem, insân için demiyor. Nefs diyor. (294) yerde nefs’den bahs ediliyor. İnsân-ı vasf ederken, insân diye nefs kelimesini kullanıyor. Nefs oluşumunun bizim üstümüzde büyük hükmü, sahası vardır. Kim ki mudil isminin zuhuru olmuşsa, kim dalâl yönünde yürüyorsa; ey habibim sen onlara de ki. Sen ona ben ancak inzal edicilerdenim, tebliğ ediciyim de onlara. Benim sizin üzerinizde yapacak bir şeyim yok. Ben ancak tebliğ ediyorum, de, onlara. Onlar ister Hâdî, ister mudil istikametinde gitsinler, her iki tarafın da neticesi nefsine çıkacaktır. Hâdî zuhuru olanlarında faydası varsa nefislerine, mudil isminin zararı varsa da gine nefislerine olacaktır. De sen onlara deniyor.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)