İçeriğe atla
Neml 93Cüz 20 · Sayfa 385

Neml Sûresi 93. Âyet

النمل

Sohbete sor

Vekuli-lhamdu li(A)llâhi seyurîkum âyâtihi feta'rifûnehâ(c) vemâ rabbuke biġâfilin ‘ammâ ta'melûn(e)

De ki: "Hamd Allah'a mahsustur. O, ayetlerini size gösterecek ve siz de onları tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir."

Neml Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Seyürîküm”: Siz yakında göreceksiniz. Neyi? “Âyatihi”: Onun Âyetlerini “Fe ta’rifünehe”; Onları bileceksiniz, idrak de edeceksiniz.

Bu yakında göreceksiniz demesi, kıyamet kopacağı zaman yakında kıyamet kopacak, bu Âyetleri göreceksiniz. O genel kıyamet olmakla birlikte, bir de kendi kıyametiniz kopuyorken de göreceksiniz. Yani ölümünüz, hastalığınız, yaşlılığınız yaklaştığı zaman bizim Âyetlerimizi göreceksiniz. Biz nasıl gençlik, dirilik, zindelik vermişsek bunu da o şekilde almasını biliriz. Size son halinizde zaiflik zavallılık, hiçlik neyse o halin getirdiği eksikliği ve eksikliği de, bunu da göreceksiniz diyor.

“Ve ma rabbuke bi gafilin”: Ama senin rabbin, bütün bunlardan gafil değildir. Ammata’melun. Senin yapmış olduğun fiillerden Rabb’in gafil değildir. Hiç bir kimsenin yaptığı fiillerin boşa gitmediğini, boşta olmadığını. Kim ne yaparsa yanına kalmadığını, açık olarak etrafımızda bütün yaptığımız fiillerin kayıt olarak tutulduğunu söylemek-telerdir.

C. Hakk’a ne kadar şükür etsek azdır. Bizleri insân olarak halk etmiş ve bizlere Habiblik mührünü vermiş. Habiblik ünvanını vermiş. Ama biz ona vermiş olduğu o güzel ünvanların dışında hareket ediyor isek yine onun verdiği başka bir ünvanla ünvanlanmış olacağız, o da;

Onlar sürüler gibidir. Hatta sürülerden de aşağıdır, hükmü bizim alnımıza buradaki, “haza kafir,” Allah etmesin.

“Haza mü’min” isminin yazılmasına sebep olalım inşallah. O gün “dabbe” isminde bir varlık bunları yazacak. Ama bugün bize bunları bize peygamberimiz yazsın inşallah veya onun görevli melekleri yazsın. Dabbe’den evvel yani. biz o mührü alnımıza, imân mührümüzü alnımıza, yazılmış. vurdurmuş olanlardan eyleyelim. İşte bunun için de gerekli olan, Kûr’ân-ı Kerîm’de belirtilen, gerek hadîsi şerifler, gerek ehlûllah’ın tavsiyeleri ile belirtilen en güzel fiilleri, en güzel amelleri yapmak ve uygulamak, Evvelâ öğrenmek, bilmek sonra uygulamak zorundayız. Yapmış olduğumuz isabetli her şey lehimizedir. İsabetsiz her şey de aleyhimizedir. Tabi bu mevzular üzerinde tevhidi

mânâ da konuşulacak birçok şey vardır. İnsânın mes’uliyyeti nerede başlar, nerede biter, nerede neticelenir, nerede artar, nerede azalır. Bunların her biri inceleme gereken meselelerden. Burada yaptığımız genel bir yorum olmaktadır. Onun için biz kulluğumuzu devam ettirelim. Kulluğumuzdan ayrılmayalım. Ama üzerimizdeki hakikati İlâhiyyenin ne olduğunu anlamaktan da geri kalmayalım. İki varlığı, iki mertebenin varlığını üzerimizde oluşturabilirsek ehli kemâl gurubu olmaya yaklaşmış oluruz.

Şunu demek istiyoruz, kulluğumuz itibariyle biz mutlak âciz birer kullarız ama C. Hakk’ın bizim üzerimizde olan hakikati itibariyle, bize vermiş olduğu kendinden bazı güzellikler ile aynı zamanda bizim Ulûhiyyetimiz tarafınında olduğunu bilelim. Yani bizim 2 halimiz vardır. Bir yönü ile biz teşbihteyiz, bir yönü ile tenzihteyiz. Bu 2 halimizi birleştirdiğimizde, tevhid ettiğimizde, biz gerçek kâmil mü’min, gerçek kâmil bir insan olmuş oluruz.

Bütün uğraşmalarımız zâten hep bunlar için, bir müddet kulluğumuzu bilerek gerçek kul olarak yaşayarak, gerçek abd olarak yaşayarak, o gerçek abdiyettende Hu’ya abd olarak abduhu ,abdtan abduhuya geçerek oradan da ve resûluhu’ya geçerek, hakikati İlâhiye ye mi’rac ederek ulaşmamız bugün her birerlerimizin elindedir. Ve bunların işte bütün yollarını da bizlere göstermişlerdir. Tatbik eden eder. Etmeyen de etmez. Kendi bilir. Bunun için de kimse suçlanamaz. Niye yaptın, niye yapmadın diye. Kimsenin kimseye de bir şey sormaya, eksik hakir görmeye, neye yapmadın diye onda bir noksanlık arama hakkına sahip değiliz. Çünkü herkes muhtardır. Kendi dilediğini dilediği şekilde tasarruf eder. Yani kendi ömrünü dilediği terde tasarruf eder, bu da ona C. Hakk’ın verdiği hürriyettir. Ama bütün haberlerde belirtildiği gibi bu hürriyetini ister Hâdî, ister mudil yönümde kullan sonundaki açık olarak belirtilen halleri de bugünden kabullenmiş oluyorsun. Hâdî

isminin de gereğini yerine getirirsek onun hakkında vaad neyse onlar görülecek. Mudil isminin zuhurunu ortaya getirirsek onun hakkındaki vaadları neyse o da görülecek. Bunun için neden ya rabbi beni cehenneme attın diye de hiçbir sözümüz olmayacak. Çünkü burada iken bütün bunlar açıklanmış ortada kapalı bir şey kalmamış, diğer eski ümmetlerde bazı bilgiler kapalıydı gereği kadar açık değildi. Ama hakikati Hz. Rasûlüllah ve Kûr’ân-ı Kerîm geldikten sonra hem dünya için, hem ahiret için, kapalı muğlak kalan bir şey yok. Hem dünya için hem ahiret için bütün bilgiler elimizde var. Yeterki biz onu tatbikinde gereğini yerine getirelim. C. Hakk’a ne kadar şükür etsek azdır. Bu mevzular içinde müstesna insânları, gurupları bir araya topluyor ve bizleri eğitiyor. Eğer o bize bu eğitimleri yapmamış olsaydı Kûr’ân-ı Kerîm gerek hadislerde bu bilgileri bizlere vermemiş olsaydı biz onları nereden alıpta, bulupta çıkaracaktık. Nereden düzenleyecektik te ahireti-mize nasıl uygulama safhasına koyacaktık. Tabi ki mümkün değildi.

1 Âyet yukarı. “Ve kulil hamdü lillâhi,” yani deki hamd Allaha mahsustur. Emir ile tavsiye ile hamdı söylüyoruz. Ama Fatiha-ı şerifte biz bunu diyoruz. Kimse demeden. Ku,l yani o hamd hakikatini giyinecek olan kul, bu emri aldıktan sonra artık kendi söylüyor. El hamdü lillâhi rabbil âlemîn, diye. Başkasının teşvikiyle değil, yol göstermesiyle değil kul, kendinden bunu söylüyor. Çünkü daha evvelden emri almıştı, tavsiyeyi. Bu aldığı tavsiye üzerine, kabullendiğini gösterir biçimde Elhamdülillâhi rabbil âlemin, demeğe başlıyor. Kabullenmemiş olsa demiyecekti. Aradaki bağlantılar anlaşıldı mı? Burada bir âmir hüküm var, Veya en azından tavsiye yönlü hüküm var. Kûl, der de ;Burada ”söyle” bir emir vardır. Hükmü gelirde canım banane ben söylemeyeceğim zâten der ve söylemez. İşte bu emri, tavsiyeyi almış kabul etmiş bir kişinin verdiği karşılık bu.

Elhamdülillahi rabbil âlemîn, bakın şimdi ikisinde de “lil” geçiyor. Elhamdülillahi. “Kûlil hamdülillahi”. Tefsirlerde hamd Allaha yapılır, şeklinde geçer. Arapça lisânı içerisinde küçük bağlantıyı anlamamız gerekiyor. Harfi cerler gibi bağlantılar, atıflar vardır. O bağlantıların biri “ilâ“ dır. Şimdi iki varlık düşünelim. Biri sonsuz Allahu Teâlâ Hz. diyelim, biri de ona ibadet eden bir kûl, elhamı okuyan. Elhamdülillahi rabbil âlemîn, dediği zaman kul hamdini Allaha yapar ama Âyet-i kerîme bunu tam mânâsıyla böyle söylemiyor. Eğer bir varlığın bir varlığa yönelik olarak onu hedef almışsa, ona doğru yol alıyorsa orada kullanılacak ifade “ilâ“ Allah olması lâzım. Nihayet varış demek “ilâ”. O zaman burada elhamdülillahi değilde elhamdü ilâllahi olmakta. Bir varlık bir varlığa doğru gidiyorsa, yapılan hamd Allaha gider manasında . Ama Âyet-i kerîme “ilâ” demiyor,”lil” kullanıyor arada ”elhamdülillâhi“ diyor. İnce bir mesele zâhir tefsirlerde bu özelliğe girilemiyor. Tenzîh mertebesinden bakıldığı, yani ikili bir mertebeden bakıldığı için, kul Allaha hamd eder şekli tabii olarak insân aklında zâten oluşuyor ve burada hiçbir mahzur oluşturmuyor. Şeriat, tarikat mertebesinde bu anlayış, bu ifade dosdoğru ama hakikat mertebesinden bakıldığı zaman “lil:için” mânâsına ;

“İlâ” yönelmek mânâsına Lil:için …..kişilik için, o zaman ne oluyor? Hakikat mertebesinde bu ortaya çıkar. Hamd Allaha mahsustur. Allah içindir. Allaha değil. Hamd Allah içindir. Yani diğer ifede ile kul hamdı yapamaz. Hamdı Allah yapar ancak hükmü vardır. Daha derinlemesinde, hakikat mertebesinde ancak bu ortaya çıkar. Şeriat ve tarikat mertebesinde kul Allaha hamd eder, ilâ mertebesinde kullanılır oradaki lâm ,lil, 1. ef’âl mertebesinde hamd, şükür, teşekkür mertebesinde, bir menfaat karşılığı, ya rabbi verdiğin nimetlere teşekkür ederiz. Bunu aştıktan sonra muhabbetin geliştiği övgü biciminde hamd olur. Ya

rabbi yücesin, sen büyüksün, ne büyük rahmetin var, âlemleri kapsamıştır diye. Buradaki hamd Allahı övmek demek. Hamd yükseltmek, yüceltmek demek. Ama biz şükür mertebesinde de bunu kullanıyoruz ki ef’âl mertebesi o. Karşılıklı bir menfaat bekleyerek, insânlık gereği aldığı her şeye şükür eder ayrı ama bu sadece beşerce yaşanan bir hadise değil, Allahça, İlahça, Rabça yaşanan bir hadise içindeyiz. Yani kûr’ân’ın içindeyiz. Allah kelâmı, zâti kelâmî olan Kûr’an’ın içindeyiz, Âyetleri içindeyiz. Bu âlemde bu şekilde yaşıyoruz. Burada beşercede yaşamak olduğu gibi, İlâhça da yaşamak var. Çünkü Kûr’ân zât ve bütün bu meratibi İlâhiyye yi, İlâhî mertebe yaşamı içinde barındırıyor. Gerek dış mânâda ki Kûr’ân olarak, gerek iç bünyemizdeki Kûr’ân olarak, gerek kelâmi kadimdeki mushafı şerifteki Kûr’ân olarak, şurada sembollerin içerisi kaynaşmakta. Sadece mürekkepten, belirli şekillerin, belirli kalıp harfleri değil bu muhteşem kitabımız. Bu âlemde ne kadar genişlik varsa bunun içine sığmış bunların hepsi.

Âyetlerin bir zâhiri, bir bâtını, bir matlaı bir de haddi vardır. İşte “kulil hamdü”, Allaha hamd Âyetinin matlaı neresi, haddi neresi. Hududu bütün âlemlerdeki zerreden en küçüğünden en büyüğüne kadar âlemlerin, teşekkürü övgüsü var. Bu Âyet öylesine sonsuz bir Âyet, dış olarak, içimizde ise sekiz mertebesiyle birlikte sonsuz bir tefekkür ufku açılmakta. Bütün hamdın özellikleri bizim iç bünyemizde. “Elhamdülillâh” kelimesi de küçücük bir kelime, ama bütün bu âlemleri kendi bünyesinde sığdırmakta, taşımakta. Hem derinliğine hem ufku genişlemesine. Hani maddenin cismin 3 hali var ya; yükseklik, genişlik, derinlik, bir de zaman mevhumu 4 özelliği var ya bütün 4 özelliği ile birlikte bu Âyeti kerîmelerin her birinin sonsuzluğu, derinliği vardır, Yani baktığımız zaman o Âyette onları görmemiz gerekiyor. O zaman işte biraz Kûr’ân okumuş oluyoruz. Lisânen

elhamdülillahi rabbil alemin demenin yanında o dediğimizin de ne olduğunu bilerek, anlamamız gerekiyor. İşte 2. mânâ da ya rabbi seni övüyoruz biz. Biraz daha ileriye gittiğimizde bizim kuş kadar aklımız, kuş kadar canımız, bir avuç ilmimiz var. 10 km lik görüş ufkumuz var, sahamız var. Bu küçücük dünya içinde bütün bu âlemleri yoktan zuhur ettiren, kendinden olan âlemleri zuhura getiren Allahı övmemiz nasıl olacak diye kendi kendimizi biraz hesaba çekmeliyiz o mertebede. Aşağıda söyleriz (Elhamdülilâhi Rabbil âlemîn.) Kuşlar cik, cik ötüyor ama haberi var mı söylediği şeyden. Rüzhar vuu vuu, uğuldayıp gidiyor, yaptığı işten haberi var mı acaba? Ben burasını yıktım diye şuurla bir iş yapıyor mu acaba? Yoksa onu kullanan bir başka güç mü var acaba. O zaman anlıyoruz aczimizi ki, haşa! Allahı övmek kîm, biz kim, hakkıyla övmek mümkün mü? Orada bizim aczimiz gelip dayanıp kalıyor. İşte o zaman (Elhamdülilâhi) hamd Allaha mahsus oluyor. Yani kul övemez. Ancak Allah över kulunu.

Orada efendimizin “lâ uhsi senaen aleyke ente kemâ esneyte alâ nefsike “ “Sen kendi nefsini nasıl senâ ediyorsan ya rabbi bizde seni öyle sena ediyoruz.” Diye o mertebenin taklidi hamdını yapmış oluyoruz. Taklidi ama tahkik yönünden yapmış oluyoruz. Tahkik, şuur olmazsa oraya gelemez Ozaman kul aciz kalıyor 4. mertebesinde.

1.mertebede şükür etti nefsi mânâ da.

2.mertebede idrak etti ki menfaatsız övmek gerekiyor. Onu da yaptı.

3.mertebede baktı ki Allah, Allaah, ben neyini övecem bu aciz halimle diye aczini anladı. Efendimizin hadîsiyle amel etmeye başladı. İşte bu mertebede kişinin iflas ettiği bu mertebede yani bireysellik oluşumunu değerlendirdiği ne olduğunu anladığı mertebede C. Hakk bu sefer ey kulum maşeallah sen bu işleri anladın, Gel şimdi ben seni öveceğim diye. Ahzap Sûresi 56. Âyet: “İnnallahe ve melâikete

hü yüsallûne alen nebiy, ya eyyühellezine amenü sallû aleyh, sallu aleyhi ve sellimu ve teslimâ“ diye, belirtilen ve daha birçok değişik şekillerde de.

“Ve kerremna beni ademe,” gibi Kaf sûresi 16. Âyette, “ben ona şah damarından daha yakınım” gibi

Ve işte birçok Âyet-i Kerîme de bildirdiği üzere o kulunu övmeye başlamaktadır.

İşte onun için lillâhi hamd, yani, elhamdülillâhi. çünkü hamd Allaha mahsustur. Bütün bu Âlemdeki varlıkları o meydana getirdiğinden hangi sanatkâr neyi yapmışsa o icat ettiği şeyi kendi bilir en güzel şekilde ve o anlatır. Ben şunu şöyle şöyle yaptım diye o anlatır. İcat edilen mücidini anlatamaz. Resim ressamı nasıl anlatsın. Kadir değil ki buna, imkânı yok ki ama ressam, o resmi en ince detaylarına kadar anlatır. Onun anlatması o resmi övmesidir. C,Hakk’ta bizleri en güzel şekilde, biçimde, kendisinin belirtiği gibi “vettıynı vez zeytun“ da belirttiği gibi, “Haza beledil emin, lekad halaknel insane fi ahseni takvim.” İnsân-ı en güzel şekilde, biçimde, kıvamda halk ettim diye insanı övüyor işte. Bu övgüyü C.Hakk’a dönük olarak insânın yapması mümkün değildir. Taklidi olarak yaparız. Zaten öyle yapıyoruz. Aa Allah olmamız lâzım ki mutlak mânâ da onu o şekilde övebilelim. övebilelim, bunu yapmamız mümkün değil. O zaman işte hamd gerçekten Allaha mahsus diye burada Allah kullarını övmekte. Ne kadar açık ve bizler için ne büyük müjde diyelim, ve oluşum. “Ekmelut dua elhamdülillah,” “ekmelut zikir lâ ilâhe illâllah” en kemalli dua hamddir, diye bize anlatılıyor. Bir de bütün bu âlemlerin yapmış olduğu hamdı var, bir bütün olarak Allaha karşı secdeleri şükranları vardır. Biz buna da hamd diyelim. Bir de livâil hamd sancağı var ki işte bugün yeryüzünde yaşayanlar kim ki bu hamd hakikatini idrak ederek yaşamışlar, elhamdülillahi demişler. Efendimizin bayrağı olan o hamd sancağı mahşerde çekildiği zaman onun altında olacaklar. BİTİŞ TARİHİ 13.09.2009

Rabb’ı mıza acziyyetimiz içinde, şükr ve hamd ederiz, bu kitabımızıda kasetlerden aktarma olarak nihayete erdirmiş bulunuyoruz. Görüldüğü gibi o günlerde ifade edildiği şekliyle aslı üzere küçük düzenlemeler yaparak bu hale getirmiş olduk. Bu kitabın genel hali Şeriat ve tarikat bazende, hakikat mertebeleri itibariyledir. ma’rifet metre-besi itibariyle değildir. Bilindiği gibi Kelâm-ı İlâh-î tek bir mertebe ile tamamen ifade edilmiş olamaz, çünkü içinde bir çok mertebelerden izâh ve ifadeler vardır. Bunları ancak irfan sahibi Arifler idrak edebilirler. O günün şartları içinde bu kadar söylemek gerekiyormuş, belki bu gün ve daha sonra çok daha başka şekilde ifade idilebilirdi. Emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Cenâb-ı Hakk okuyanları da faydalandırsın İnşeallah. Hoşça kalın sağlıkla muhabbetle ve irfaniyyetle kalın.

Necdet Ardıç: Terzi Baba: (11/02/2011) Cuma

KAYNAKÇA

1. KÛR’ÂN VE HADîS :

2. VEHB : Hakk’ın hibe yoluyla verdiği ilim.

3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.

4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi’i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu’l Hikem ve sohbetlemizden müşahede ile toplanan ilim.

“DAHA EVVELCE ÇIKAN KİTAPLARIMIZ”

(Gönülden Esintiler)

1. Necdet Divanı:

2. Hacc Divanı:

3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri:

4. Lübb’ül Lübb Özün Özü,(Osmanlıca’dan çeviri):

5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler:

6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri:

7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri):

9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet:

10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle:

11. Vâhy ve Cebrâil:

12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi:

13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye:

14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve şerhi

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.)

16. Divân (3)

17. Kevkeb. Kayan yıldızlar.

18. Peygamberimizi rû’ya-da görmek.

19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i.

20. Terzi Baba Umre (2009)

21. 6 Pey - (2) Hz. Nûh Neciyyullah (a.s.)

22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik:

23. Değmez dosyası

24. 6 Pey-3-Hz. İbrâhîm Halîlûllah- (a.s.)

25. Köle ve incir dosyası:

26. Bir zuhûrât’ın düşündürdükleri:

27. Genç ve elmas dosyası:

28. Kûr’ân’daTesbîh ve zikr:

29. Karınca, Meml Sûresi:

30. Meryem Sûresi:

31. Kehf Sûresi:

32. İstişare Dosyası:

33. Terzi Baba Umre dosyası: (2010)

34. Bakara dosyası:

35. Fatiha Sûresi:

36. Bakara Sûresi:

37. Necm Sûresi:

Mektuplar ve zuhuratlar serisi:

41- 12- Terzi Baba-(1)

42- Terzi Baba-(2)

-------------------------------------------------İnternet dosyaları-

43-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-3-

44-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-4-

45-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-5-

46-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-6-

47-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-7-

48-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-8-

49-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-9-

50-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-10-

51-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-11-

52-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-12-

53-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-13-

54-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-14-

55-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-15-

56-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-16-

57-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-17-

58-Terzi-Baba-Mek-ve-zu-Ke-Kara-bi-dosyası-18-

59-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -19-

60-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -20-

61-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -21-

NECDET ARDIÇ

Büro : Ertuğrul mah.

Hüseyin Pehlivan caddesi no. 29/4

Servet Apt.

59 100 Tekirdağ.

Ev : 100 yıl Mahallesi uğur Mumcu Cad.

Ata Kent sitesi A Blok kat 3 D. 13.

59 100 Tekirdağ Tel (Büro) : (0282) 263 78 73

Faks : (0282) 263 78 73

Tel (ev) : (0282) 261 43 18

Cep : (0533) 774 39 37

Veb sayfası: Amerika: <http:// necdetardic. org/

Veb sayfası: Amerika: <www.necdetardic.info>

Veb sayfası: Almanya: <www.terzibaba.com>

Radyo adresi (form): <terzibaba13.com>

MSN Adresi:

Necdet Ardıç <[email protected]

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)