Feradednâhu ilâ ummihi key tekarra ‘aynuhâ velâ tahzene velita'leme enne va'da(A)llâhi hakkun velâkinne ekśerahum lâ ya'lemûn(e)
Böylece biz, anasının gözü aydın olsun ve üzülmesin, Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilsin diye onu anasına geri döndürdük. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler.
Böylelikle biz onu, gözü aydın olsun, gam çekmesin ve Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin, diye anasına geri verdik. Fakat yine de pek çoğu (bunu) bilmezler.
Kasas Suresi 13. ayet, Hz. Musa'nın annesine geri döndürülmesini ve bu olayın ardındaki ilahi hikmeti dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'geri döndürme', 'göz aydınlığı', 'üzülmeme', 'Allah'ın vaadi' ve 'bilme' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi takdirin ve annelik şefkatinin önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'redd' kelimesinin bir şeyi geldiği yere geri çevirmek veya bir durumu önceki haline döndürmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'feradednâhu' ifadesi, Hz. Musa'nın annesinden ayrıldıktan sonra tekrar ona iade edilmesini, yani önceki durumuna döndürülmesini ifade eder, bu da ilahi bir lütuf ve takdirdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'redd' fiilinin Kur'an'da bazen 'geri çevirmek, iade etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın Hz. Musa'yı annesine geri vermesi, yani annesinin kucağına iade etmesi mecazını taşır ve bu, annenin gönlünü ferahlatma amacını güder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'karra aynuhu' (gözü karar kıldı/aydınlandı) ifadesinin, gözyaşının kesilmesi ve gönlün ferahlaması anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'kay takarra aynuhâ' ifadesi, Hz. Musa'nın annesine geri dönmesiyle annenin üzüntüsünün sona ermesi ve sevinçle gözlerinin aydınlanması halini anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'karâr' kelimesinin 'sükûnet bulmak, yerleşmek' anlamlarına geldiğini ve 'kurratu'l-ayn' ifadesinin ise gözün sevinçten sakinleşmesi, gözyaşının durması ve gönlün huzur bulması anlamına geldiğini belirtir. Bu bağlamda, annenin gözünün aydınlanması, evladına kavuşmanın getirdiği derin bir iç huzur ve sevinci ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'ayn' (göz) kelimesinin sadece fiziksel bir organ olmaktan öte, duygusal durumları ve algıyı ifade eden mecazi kullanımlarına dikkat çeker. 'Kurratu'l-ayn' ifadesi, derin bir memnuniyet ve huzur halini, yani annenin evladına kavuşmasıyla hissettiği içsel dinginliği ve mutluluğu sembolize eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'huzn' kelimesini 'nefiste meydana gelen bir sıkıntı ve keder hali' olarak tanımlar. Ayetteki 'velâ tahzene' ifadesi, Hz. Musa'nın annesinin, evladından ayrılmanın ve onun akıbeti hakkındaki endişenin yol açtığı derin üzüntüden kurtulmasını, gönlünün ferahlamasını amaçlar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'huzn' kelimesinin 'kalpteki keder ve elem' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette, Allah'ın Hz. Musa'yı annesine geri döndürmesiyle, annenin evladının başına bir şey gelme korkusu ve ondan ayrı kalmanın verdiği elemden arınması hedeflenmiştir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'va'd' kelimesinin 'bir şeye dair haber vermek ve onu gerçekleştirmeyi taahhüt etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'va'dallahi' ifadesi, Allah'ın Hz. Musa'yı annesine geri döndüreceğine dair verdiği ve mutlaka gerçekleşecek olan ilahi sözü ifade eder, bu da annenin imanını pekiştiren bir delildir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'va'd' kelimesinin hem hayır hem de şer için kullanılabileceğini, ancak Kur'an'da genellikle hayır ve müjde anlamında geçtiğini belirtir. Bu ayetteki 'va'd' kelimesi, Allah'ın Hz. Musa'nın annesine yönelik lütufkâr ve müjdeli sözünü, yani evladını ona geri vereceği vaadini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hakk' kelimesinin 'doğruluk, gerçeklik, sabitlik ve kesinlik' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'va'dallahi hakkun' ifadesi, Allah'ın vaadinin şüphe götürmez bir gerçek olduğunu, asla değişmeyeceğini ve mutlaka gerçekleşeceğini vurgular, bu da ilahi kudretin ve hikmetin bir göstergesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hakk' kelimesinin 'varlığı sabit olan, doğru olan ve gerçeğe uygun olan' anlamlarını taşıdığını açıklar. Bu ayette, Allah'ın vaadinin 'hakk' olması, onun mutlak doğruluğunu, kesinliğini ve gerçekleşeceğinin garantisini ifade eder, böylece Hz. Musa'nın annesinin kalbindeki şüpheler giderilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm' kelimesini 'bir şeyin hakikatini idrak etmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'lâ ya'lemûn' ifadesi, insanların çoğunun Allah'ın vaadinin kesinliğini, ilahi takdirin inceliklerini ve bu olaydaki derin hikmeti tam olarak kavrayamadığını, yani hakikatini idrak edemediğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ilm' kelimesinin Kur'an'da sadece bilgi edinme değil, aynı zamanda idrak etme, anlama ve hikmeti kavrama anlamlarında da kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'lâ ya'lemûn' ifadesi, insanların çoğunun Allah'ın kudretini ve vaadinin gerçekleşme şeklini tam olarak anlayamadığını, bu konuda derin bir kavrayışa sahip olmadığını vurgular.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bir derviş gerçek mürşidine ulaştığı zaman hem kendisinin hem de mürşidinin gözü aydın olmaktadır.
Ve Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın kurduğu bu muazzam sistemin nefsi emmâre ve levvâme dahi farkında değildir. Bu işin farkında olanlar âriflerdir ayrıca irfân sistemi içerisinde olmayanların hiçbiri de bunun farkında değildir.