Veharramnâ ‘aleyhi-lmerâdi'a min kablu fekâlet hel edullukum ‘alâ ehli beytin yekfulûnehu lekum vehum lehu nâsihûn(e)
Biz, daha önce onun, süt analarının sütünü emmemesini sağladık. Kız kardeşi, "Size onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?" dedi.
Biz (annesine geri vermezden) daha önce, onun süt analarının sütünü kabulüne müsade etmedik. Bunun üzerine ablası, "Size, onun bakımını sizin namınıza üstlenecek, hem de ona iyi davranacak bir aile göstereyim mi?" dedi.
Kasas Suresi 12. ayet, Hz. Musa'nın bebekken süt emmeyi reddetmesi ve ablasının ailesini önermesi olayını anlatır. Ayet, 'haram kılma', 'süt emzirme', 'delalet etme', 'kefil olma' ve 'nasihat etme' gibi kavramlar üzerinden ilahi takdirin ve insani çabanın kesiştiği bir noktayı dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Haram kelimesi, şer'an veya aklen men edilen şeydir. Ayetteki 'harramnâ' ifadesi, Allah'ın Musa'ya diğer süt annelerinin sütünü kabul etmesini engellemesi, yani fıtraten onlardan süt emmesini imkansız kılması anlamındadır. Bu, ilahi bir tedbir ve korumadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'harramnâ' mecazi bir kullanımdır. Musa'nın diğer kadınların sütünü kabul etmemesi, sanki Allah tarafından haram kılınmış gibi bir durum arz etmiştir. Bu, Musa'nın fıtratına yerleştirilen bir reddediş olarak yorumlanır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Haram, bir şeyin yasaklanması ve ona yaklaşılmasının engellenmesidir. Ayetteki 'harramnâ' fiili, Allah'ın kudretiyle Musa'nın diğer süt annelerinden süt emmesini imkansız kılması, yani onlara karşı bir isteksizlik yaratmasıdır. Bu, Musa'nın annesine dönmesini sağlamak için ilahi bir müdahaledir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Merâdı' kelimesi, 'mürdı'' kelimesinin çoğuludur ve süt emziren kadın demektir. Ayette, Musa'ya süt vermek için getirilen tüm süt annelerini ifade eder. Musa'nın onlardan süt emmeyi reddetmesi, ilahi bir mucize olarak sunulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Radâ' (رضاع), süt emmek demektir. Merâdı' ise bu eylemi gerçekleştiren kadınlardır. Ayetteki kullanımı, Musa'nın annesi dışındaki tüm süt annelerinden süt emmeyi reddetmesini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Merâdı', 'mürdı'' kelimesinin cem'idir. Bu kelime, süt veren kadınları ifade eder ve ayetteki bağlamda, Firavun'un sarayına getirilen ve Musa'yı emzirmesi beklenen kadınları kasteder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Delâlet, bir şeyi göstermek ve ona rehberlik etmektir. Ayetteki 'edullukum' ifadesi, Musa'nın ablasının Firavun'un adamlarına, Musa'ya bakabilecek uygun bir aileyi önermesi, onlara yol göstermesi anlamındadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'edullukum' fiili, bir şeyi işaret etmek ve ona yönlendirmek anlamındadır. Musa'nın ablası, kendi ailesini, yani Musa'nın annesini ve ailesini, Musa'ya bakabilecek kişiler olarak işaret etmektedir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Delâlet kavramı, bir hedefe veya amaca ulaşmak için yol gösterme, rehberlik etme anlamlarını içerir. Ayette, Musa'nın ablasının stratejik bir şekilde kendi ailesini önermesi, bu kavramın pratik bir uygulamasını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kefâlet, birinin sorumluluğunu üstlenmek ve onun ihtiyaçlarını karşılamaktır. Ayetteki 'yekfulûnehu' ifadesi, Musa'nın ablasının, ailesinin Musa'nın bakımını ve yetiştirilmesini üstleneceğini, ona kefil olacağını belirtmesidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kefil olmak, birinin işini üzerine almak ve onu korumaktır. Ayette, Musa'nın ablası, ailesinin Musa'ya bakma ve onu büyütme sorumluluğunu üstleneceğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kefâlet kavramı, sadece maddi bakımı değil, aynı zamanda ahlaki ve manevi sorumluluğu da içerir. Ayette, Musa'nın ablasının önerdiği ailenin, Musa'ya sadece fiziksel olarak bakmakla kalmayıp, aynı zamanda onun iyi bir şekilde yetişmesini de sağlayacağı ima edilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nasîhat, birine hayır dilemek ve ona en iyi olanı göstermektir. Ayetteki 'nâsihûn' kelimesi, Musa'nın ablasının, ailesinin Musa'ya karşı samimi, iyi niyetli ve faydalı davranacaklarını, onun iyiliğini gözeteceklerini belirtmesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nush, bir şeyin halis ve saf olmasıdır. Buradan hareketle, nasihat, birine samimi ve içten bir şekilde iyilik dilemek ve ona doğru yolu göstermektir. Ayette, Musa'nın ailesinin ona karşı halis ve samimi bir tutum sergileyeceği vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Nasihat kavramı, sadece sözlü öğüt vermekle sınırlı değildir; aynı zamanda fiili olarak birinin iyiliği için çaba göstermeyi de kapsar. Ayetteki 'nâsihûn' ifadesi, Musa'nın ailesinin ona karşı hem sözlü hem de fiili olarak en iyi şekilde davranacaklarını ifade eder.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Kendi varlığımız açısından Âyet-i Kerîme’ye baktığımızda, Mûsâ (a.s.)’ın annesi Mûseviyyet mertebesi îtibarıyla nefsi küll’dür, Mûseviyyet mertebesinin hakikâtleri idrâk edilmeye başlandıkça gelen ilâhî tecelliler ile bizde açılan yeni kanal yeni çocuk hükmündedir.
Bir derviş seyri süluk yolunda nereye bağlanmış ise oranın ilmini alarak ilerlemesi gerekiyor. Mutlak mânâda diğer mürşidlere dinleyici olarak gidilebilir ancak süt içme vasfı ile gidilmesi doğru olmaz çünkü farklı sütler yani
ilimler birbirini bozabilir. Bunun harama kadar vardırılan bir ifâde ile belirtilmesi de ne kadar mühim bir hâdise olduğunu göstermektedir.
Bu hususla ilgili Füsus-ül Hikem, Mûsâ Fassından kısa bir bilgi sunalım.
* Ne zaman ki Allah Teâlâ Mûsâ’yı Fir’âvn ’dan korudu, cenâb-ı Mûsâ’nın annesinin gönlü, kendisine isâbet etmiş olan kederden rahat olduğu halde sabahladı. Daha sonra Allah Teâlâ ona süt anneleri harâm etti, tâ ki anasının memesini kabul etsin. Bundan dolayı onun sevincini bununla tamamlamak için onu annesi emzirdi. İşte şeriatların ilmi de böyledir. Nitekim Hak Teâlâ buyurur: “Biz sizden her biriniz için şeriat, yani bir yol ve bir yöntem kıldık” (Mâide, 5/48); yani “O yoldan geldi” demek olur. Böyle olunca bu söz, kendisinden gelen asla işâret oldu. Bundan dolayı o, onun gıdâsıdır. Nitekim, bir ağacın dalları ancak kendi aslından beslenir. Şu halde bir şerîatta harâm olan şey diğer şeriatlarda helâl oldu; yani sûrette helâl olur, demek istedim. Oysa o şey işin aslında geçen şeyin aynı değildir. Çünkü o yeni halkediliştir ve tekrâr yoktur. İşte bunun için biz seni ikaz ettik. Şimdi Musâ hakkında süt annelerin haram edilmesi ile dolaylı olarak anlatılmak istenen budur. Bundan dolayı, onun annesi hakîkatte emzirendir; onu doğuran değildir.
* Şimdi, onu doğuran annesinin dışında bir kadın için, onun üzerine minnettarlık olmadı; tâ ki annesinin gözü yine onun terbiyesiyle aydın olsun ve kucağında onun büyümesini görsün ve mahzûn olmasın. Ve Allah Teâlâ onu gam sandığından kurtardı. Ve her ne kadar ondan çıkmadıysa da Allah Teâlâ’nın ilâhî ilimden ona verdiği şeyle tabiat karanlığını yırttı.