Velemmâ beleġa eşuddehu vestevâ âteynâhu hukmen ve'ilmâ(en)(s) vekeżâlike neczî-lmuhsinîn(e)
Musa, olgunluk çağına ulaşıp gelişimini tamamlayınca, biz ona ilim ve hikmet verdik. Biz, iyilik edenleri böyle mükafatlandırırız.
Musa yiğitlik çağına girip olgunlaşınca, biz ona hikmet ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükafatlandırırız.
Kasas Suresi 14. ayet, Hz. Musa'nın erginlik ve olgunluk dönemine ulaşmasıyla kendisine verilen hikmet ve ilmi konu edinir. Ayet, bu lütfun, iyilik yapanlara verilen bir karşılık olduğunu vurgulayarak, 'erginlik', 'olgunlaşma', 'hikmet' ve 'ilim' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi ödüllendirme prensibini açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'eşüd' kelimesini 'şiddet' kökünden türeterek, bir şeyin gücünün ve kuvvetinin zirvesine ulaşması olarak açıklar. Ayetteki bağlamda bu, Hz. Musa'nın gençlikten olgunluğa geçişini, bedenen ve aklen tam kemale ermesini ifade eder. Bu durum, ilahi hikmet ve ilmin verilmesi için bir ön koşul olarak sunulur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'eşüd' kelimesini 'kuvvet ve gençliğin sonu' olarak yorumlar. Bu, kişinin en güçlü ve en olgun olduğu dönemi işaret eder. Ayette, Hz. Musa'nın bu döneme ulaşmasıyla birlikte ilahi lütuflara mazhar olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'eşüd' kavramının sadece fiziksel olgunluğu değil, aynı zamanda zihinsel ve ahlaki olgunluğu da kapsadığını belirtir. Bu, bir bireyin sorumluluk alabilecek ve ilahi mesajı taşıyabilecek düzeye gelmesini ifade eder. Hz. Musa'ya hikmet ve ilim verilmesi, bu kapsamlı olgunluğun bir sonucudur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'istevâ' fiilini 'tamamlanmak, kemale ermek' anlamında kullanır. Ayetteki 'eşüd' ile birlikte kullanılması, Hz. Musa'nın sadece yaşça değil, aynı zamanda akıl ve beden bakımından da tam bir olgunluğa eriştiğini, dengeli bir yapıya sahip olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'istevâ' fiilinin 'dengeye gelmek, düzgün olmak, tamamlanmak' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, Hz. Musa'nın erginlik çağına ulaşmasının ardından, kişiliğinin ve yeteneklerinin tam bir uyum ve olgunluk içinde geliştiğini ifade eder. Bu durum, ona hikmet ve ilim verilmesinin zeminini oluşturur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'istevâ' fiilinin Kur'an'da genellikle bir şeyin belirli bir seviyeye ulaşması, dengelenmesi ve tamamlanması anlamında kullanıldığını belirtir. Hz. Musa örneğinde, bu fiil onun hem fiziksel hem de ruhsal olarak tam bir olgunluğa eriştiğini, yani peygamberlik görevine hazır hale geldiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hükm' kelimesini 'ilim ve akıl ile doğruya ulaşma, isabetli karar verme' olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda, Hz. Musa'ya verilen 'hükm', sadece yargılama yeteneği değil, aynı zamanda olayları doğru değerlendirme, derin kavrayış ve hikmetli konuşma yeteneğini de kapsar. Bu, onun peygamberlik görevine hazırlığının bir parçasıdır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hükm'ün 'ilim, anlayış, doğruyu yanlıştan ayırma gücü ve isabetli görüş' anlamlarına geldiğini belirtir. Hz. Musa'ya verilen bu 'hükm', onun sadece şeriatı bilmesini değil, aynı zamanda olayların iç yüzünü kavrayarak adil ve hikmetli kararlar almasını sağlayan ilahi bir lütuftur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'hikmet' (hükm) kavramının sadece entelektüel bilgiyi değil, aynı zamanda pratik bilgeliği, doğru eylemi ve ahlaki yargıyı da içerdiğini vurgular. Hz. Musa'ya verilen 'hükm', onun hem ilahi hakikatleri kavramasını hem de bu hakikatlere uygun bir şekilde yaşamını ve liderliğini sürdürmesini sağlayan kapsamlı bir yetenektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilim'i 'bir şeyin hakikatini idrak etmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'ilim', Hz. Musa'ya verilen, sadece dünyevi bilgileri değil, aynı zamanda ilahi hakikatleri, peygamberlik görevini yerine getirmesi için gerekli olan vahiy bilgisini ve evrenin işleyişine dair derin kavrayışı ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'ilim'i 'bir şeyi olduğu gibi bilmek' olarak açıklar. Hz. Musa'ya verilen 'ilim', onun hem Mısır'daki toplumsal yapıyı hem de ilahi emirleri ve yasaları tam anlamıyla kavramasını sağlayan, peygamberlik misyonu için elzem olan bir donanımdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ilim' kelimesinin Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve genellikle 'bilgi, anlayış, kavrayış' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Hz. Musa'ya verilen 'ilim', onun hem peygamberlik görevini yerine getirebilmesi için gerekli olan dini bilgileri hem de insanları doğru yola iletmek için ihtiyaç duyduğu hikmetli bilgileri kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ihsan' kelimesini 'bir işi en güzel şekilde yapmak, iyilikte bulunmak' olarak açıklar. 'Muhsinîn' ise bu vasfa sahip olanlardır. Ayette, Hz. Musa'ya verilen hikmet ve ilmin, onun 'muhsin' olmasının bir karşılığı olduğunu, yani Allah'ın iyilik yapanları mükafatlandırdığını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'muhsin' kelimesinin 'Allah'a ibadetini ihsan derecesinde yapan, yani O'nu görüyormuş gibi ibadet eden ve insanlara karşı da iyilikle muamele eden kişi' olduğunu belirtir. Ayetteki 'muhsinîn' ifadesi, Hz. Musa'nın bu yüksek ahlaki mertebeye ulaşmış olmasının, ilahi lütuflara mazhar olmasının temel nedeni olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ihsan' kavramının Kur'an'da sadece iyilik yapmakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda bir işi mükemmel bir şekilde, bilinçli ve samimi bir niyetle yapmayı da içerdiğini belirtir. 'Muhsinîn', bu derin anlamdaki iyiliği ve mükemmelliği hayatına tatbik edenlerdir. Hz. Musa'ya verilen hikmet ve ilim, onun bu 'ihsan' halinin bir ödülüdür.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Fir’âvn’un yanında onların çevresinden almış olduğu eğitim ile yetişmiş olan Mûsâ (a.s.) için Cenâb-ı Hakk (c.c), “Biz ona hikmet ve ilim” verdik demekle kendi içinde başka bir tahsilin olduğunu açık olarak belirtmektedir ve için dışa olan hâkimiyyeti dolayısıyla, Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın vermiş olduğu ilim Mûsâ (a.s.)’da faaliyete geçmiştir.
Hikmet bir şeyi yerli yerinde kullanmak, ilim ise bir
şeyin hakikâti îtibarıyla bilinmesidir. Bu durumda Cenâb-ı Hakk (c.c) Mûsâ (a.s.)’a Mûseviyyet mertebesinin ilmini ve bu ilmi kullanmaktaki hikmetleri vermiştir.