Vedeḣale-lmedînete ‘alâ hîni ġafletin min ehlihâ fevecede fîhâ raculeyni yaktetilâni hâżâ min şî'atihi vehâżâ min ‘aduvvih(i)(s) festeġâśehu-lleżî min şî'atihi ‘alâ-lleżî min ‘aduvvihi fevekezehu mûsâ fekadâ ‘aleyh(i)(s) kâle hâżâ min ‘ameli-şşeytân(i)(s) innehu ‘aduvvun mudillun mubîn(un)
Musa, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Musa da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Musa, "Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır" dedi.
Musa, halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada, biri kendi tarafından diğeri düşman tarafından olan iki adamı birbirleriyle döğüşür buldu. Kendi tarafı olan, düşmana karşı ondan yardım diledi. Musa da ötekine bir yumruk indirip onun ölümüne sebep oldu. "Bu, şeytan işidir. O, gerçekten saptırıcı, apaçık bir düşmandır" dedi.
Kasas Suresi 15. ayet, Hz. Musa'nın Mısır'da bir şehre girişi ve orada şahit olduğu bir kavgayı konu alır. Ayet, 'ğaflet', 'yaktetilân', 'isteğâse', 'vekeze', 'kadâ' ve 'şeytân' gibi anahtar kavramlar üzerinden olayın dramatik gelişimini ve Hz. Musa'nın bu olaya tepkisini dilbilimsel bir derinlikle aktarır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ğaflet' kelimesini, bir şeyin zihinden uzaklaşması, unutulması veya bir işten habersiz kalma hali olarak tanımlar. Ayetteki 'hîni ğafletin' ifadesi, şehir halkının o anki durumdan bihaber, dikkatsiz ve hazırlıksız oluşunu vurgular, bu da Musa'nın şehre girişinin fark edilmemesine yol açar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ğaflet' kelimesinin mecazi olarak 'dikkatsizlik, ihmal' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, şehir halkının günlük işleriyle meşgul olup, Musa'nın şehre girişinden ve sonrasında meydana gelen olaydan habersiz olmalarını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'katele' fiilinin karşılıklı olarak 'savaşmak, dövüşmek' anlamında kullanıldığını belirtir. 'Yaktetilân' şekli, iki kişinin birbirine karşı şiddet uyguladığını, kavga ettiğini ve bu kavganın ölümle sonuçlanabilecek bir boyutta olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kıtâl' kelimesinin 'karşılıklı savaşma, çarpışma' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'yaktetilân' fiili, iki adamın birbirine karşı fiziksel şiddet uyguladığını ve bu eylemin bir çatışma halini aldığını açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'istiğâse' kelimesini, 'bir musibet veya zorluk anında yardım istemek' olarak açıklar. Ayette, Musa'nın kendi kavminden olan kişinin, düşmanına karşı Musa'dan acil yardım talebinde bulunduğunu, imdat dilediğini belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'istiğâse'nin, 'bir tehlike anında kurtarılma talebi' olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanım, Musa'nın kavminden olan kişinin, düşmanının saldırısı karşısında çaresiz kalarak Musa'dan medet umduğunu ve yardımına sığındığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'vekeze' fiilinin 'yumrukla vurmak' veya 'eliyle itmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, Musa'nın düşman olan adama ani ve güçlü bir darbe vurduğunu, bu darbenin şiddetli olduğunu ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): es-Sicistânî, 'vekeze' fiilini 'göğsüne veya sırtına yumrukla vurmak' olarak açıklar. Ayetteki 'fevekezehû Mûsâ' ifadesi, Musa'nın müdahalesinin fiziksel bir darbe ile gerçekleştiğini ve bu darbenin ani ve etkili olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kadâ' fiilinin 'bir işi bitirmek, tamamlamak, hükmetmek' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki 'fekadâ aleyhi' ifadesi, Musa'nın darbesinin o adamın hayatına son verdiğini, yani ölümüne hükmettiğini veya ölümünü gerçekleştirdiğini mecazi olarak ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kadâ aleyhi' ifadesinin 'onu öldürdü, işini bitirdi' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki bağlamda, Musa'nın vurduğu yumruğun, düşman olan adamın ölümüne neden olduğunu, yani onun hayatına son verdiğini net bir şekilde belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'şeytan' kavramının, 'hakikatten uzaklaşan, isyan eden ve insanları saptıran' bir varlık olarak tanımlandığını belirtir. Ayetteki 'hâzâ min ameli'ş-şeytân' ifadesi, Musa'nın şahit olduğu kavganın ve sonucunun, şeytanın insanları kötülüğe sürükleme ve aralarına düşmanlık sokma çabasının bir ürünü olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şeytan' kelimesinin 'haktan uzaklaşan, isyan eden' anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, Musa'nın, meydana gelen olayı, şeytanın insanları kışkırtarak ve aralarına fitne sokarak gerçekleştirdiği bir eylem olarak değerlendirdiğini gösterir.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Yukarıda ki Âyet-i Kerîmelerin bir kısmı Zât-î Âyetler, iken, burada ise, bir başka mertebeden hâdise’nin tarifi ve anlatımı vardır.
Beden şehrinin Esmâ-i İlâhiyye halkı uykuda yani dinlenmede iken, hep uyanık olan “nefs-i emmâre ve nefs-i levvâme” beden mülkünde daha çok yer kapmak için döğüşürler. Bunları ayırmak için aralarına giren akıl Mûsâsı
kendine daha yakın olan (levvâme) ye yardım için (emmâ-re) yi yumrukladı. Böylece ölüm kaza edilmiş hüküm yerine gelmiş oldu. Ve bu işi şeytana bağladı
Bu hususla ilgili Füsus-ül Hikem, Mûsâ Fassından kısa bir bilgi daha sunalım.
* Şimdi Allah Teâlâ'nın onu belâya düşürdüğü ilk şey, Allah Teâlâ'nın ona ilhâmı ve onun sırrında ona yardımı sebebiyle, onun kıbtîyi öldürmesidir. Gerçi bunu bilmez idi. Velâkin bununla Rabb'inin emri gelinceye kadar, durup düşünmemekle berâber, onun öldürülmesi sebebiyle nefsinde kaygı duymadı. Çünkü nebî, haber verilinceye, yani bununla haberdar oluncaya kadar, idrâki olmadığı yön ile bâtın ile masûmdur. Ve işte bunun için Hızır ona erkek çocuğun öldürülmesini gösterdi. Onun öldürülmesini onun üzerine kabullenmedi; ve kendisi kıbtîyi öldürdüğünü hatırlamadı. Böyle olunca Hızır ona “ve ma fealtühu an emriy” (Kehf, 18/82) yani "Ben bunu kendi emrim ile yapmadım" dedi. Bu söz de onun mertebesine dikkat çeker ki, o da onu ilâhi emir ile öldürdü. Çünkü her ne kadar buna idrâki yok ise(de) nebî işin aslında hareketlerinde masumdur.